Kime hizmet ediyoruz?

Gülsüm Güney
Gülsüm Güney

Etrafımdaki insanlara soruyorum; sahip olmak istediğin ve kaybettiğinde onsuz yaşayamayacağın şey nedir diye. Cevap genel olarak “itibar” oluyor. İtibar, kelime anlamı olarak saygı görme, değerli bulunma ve güvenilir olmak olarak tanımlanır. İnsan, nefsini ne denli şiddetle yaşıyorsa itibar duygusunu da o denli gerçek bir şiddetle yaşamaktadır. Düşünelim ilk yaratılan insan Adem ile Havva (r.a) itibarları ile cezalandırılmadı mı?. İtibarları çıplak bırakılarak ellerinden alındı ve bu şekilde dünya hayatına adım atmadılar mı? İşte, yaratılanların sahip olduğu ve ömürleri boyunca korumaya çalıştıkları bu güçlü his, Yaratıcı tarafından dinine gösterilmesi istenen tavrın ta kendisidir.

İtibarın hissiyat boyutu insanı, insan gözünde zelil ve vezir ederken; bu hissiyat bazı maddiyatlar ile şekil bulur. Kılığınız kıyafetiniz ilk intiba için önemlidir. Nerde nasıl haraket edeceğiniz, ne yiyip ne içeceğiniz, nasıl cümleler sarf edeceğiniz kanaat notunuzu belirleyecektir. Bu anlamda insanın itibarı var olup geliştirilebilen, aynı olağanlıkta yozlaşıp yok olabilen bir vasıf değil midir?

Yaratıcı, dininde muteber cümlelere muhatap aldığı kullarını aslında tüm emir ve yasaklarla muteber varlıklar oldurma gayretindedir. Güvenilirlik için hırsızlık ve kovuculuk ne kadar haklı bir günahsa, saygın olmak için gülümsemek ve  yardımlaşmak da bir o kadar haklı bir sevaptır. Peki, Allah’ın dinine gösterdiğimiz saygı ne boyuttadır? Dünyaya, dünya malına ve dünyadaki kullara verdiğimiz değer, Allah’a ve dinine karşı aynı ehemmiyette midir? Lüks bir restorana giderken seçtiğin kılık, secdeye gidecekken de aynı özende midir? Sevdiğin bir dosta ettiğin hoş kelamın, Allah’a yakarırken de aynı dikkat ve hoşgörü içerisinde midir? Allah’ın yeryüzündeki halifeleri olan biz insanlar, O’nun dinini yüceltmek için ne kadar emek ve zaman harcıyoruz? Müslüman kimliklerimiz ile ne kadar müslümanca yaşıyoruz?

Haberleri açıyoruz: Savaşlar, açlık, yoksulluk.. Peki, kim mazlum?

Müslümanlar.

Hangi topraklar kan ağlıyor:

Müslümanların yaşadığı topraklar.

Şeref ile müjdelenen insanoğlu, itibarını nasıl da kaybediyor bir diğer insanoğlunun eliyle. Bizler; izliyoruz. Bazen açlıklarını gidermek için beş liralık mesajlar gönderiyoruz. Üşümüşlerse, on liraya battaniye gönderiyoruz. Evleri yıkılmışsa, kapıları açıp onlara yurt veriyoruz. Elhamdülillah bunları Allah için yapıyoruz. Fakat onların yitirdiği itibarı hiç düşünüyor muyuz? Ölen her müslümanla yitirilen itibarımızı, müslümanların itibarını ne kadar önemsiyoruz?

Mesele dünya değil elbet. Mesele dünya malı değil. Mesele ne yiyip içtiğimiz değil. Takva sahibi olmak dünyayı elinin tersiyle itmek de değil elbet.. Mesele ölçülü olmak. Dinini, dünyanın üstünde tutmak.

Bir Allah dostu zamanında şu cümleleri sarfetmiş: İnsan dünyaya düşkün olursa, dünya kadar kıymeti olur. Dünya ise bir hiçtir. Hiçle meşgul olmak yine bir hiçtir. Hakiki varlık, hakiki meziyet, hakiki üstünlük, hakiki güzellik, ölüm ve sonrası, yani ahirettir.  Bilmek yetmiyor, uygulamak nasip olsun ve aminlerimiz Peygamberimiz’in (s.a.v) duasıyla şeref bulsun: Ey dünya! Bana hizmet edene hizmetçi ol! Sana hizmet edene güçlük göster.

O’na hizmet yolunda yarışanlardan olmak duasıyla. Sevgiyle..

 

- Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi, Gülsüm Güney tarafından kaleme alındı
https://www.bizimyaka.com/makale/7767681/gulsum-guney/kime-hizmet-ediyoruz