Teknoloji, gazetecilere iyi davran!

Gülsüm Güney
Gülsüm Güney

1990’lı yıllardan itibaren bilgi ve iletişim teknolojilerinde yaşanan gelişmelerin medya alanında kullanılmaya başlaması, geleneksel habercilik uygulamalarının değişimine neden olmuştur. “Yeni medya” olarak adlandırılan bu süreçte birçok iletişim aracının üstlendiği işlev, kimi zaman yalnızca bir iletişim aracı tarafından üstlenilmektedir. 21. Yüzyılla birlikte enformasyon teknolojisi arenasında yaşanan bu gibi gelişmeler azalmamakta, mobil teknolojilerin hızlı bir şekilde gelişmesiyle birlikte tam tersine ivmelenerek artış göstermektedir.
Dönüşen medyayı önümüzdeki yüzyılda en fazla etkileyecek kavramlardan biri ise; sentetik medya kavramıdır. Sentetik medya; ses ve görüntü içeren medya araçlarının yapay zekâ tarafından üretilmesi, manipülasyonu ve modifikasyonu anlamına geliyor. Bu uygulamanın en tehlikeli örneği ise ‘deepfake’ videoları.
DeepFake videolarıyla bireysel zekâyı "çarpan etkisi" ile yapabilirliğin doruklarına ulaştıran yapay zekâ teknolojisi, belki henüz insanı birebir kopyalamıyor ama artık insan yüzünü “inanılmaz yüksek bir inandırıcılıkta” dijital olarak kopyalayıp, canlandırabiliyor. DeepFake bu anlamda yapay zekânın “derin öğrenme” ve “gerçek dışı gerçeklik üretebilme” yeteneğinin bir ürünü. Bugün yapay zekâ teknolojisi yardımıyla, dijital bir görüntüyü, birkaç tıkla değiştirip, yüzü, sesi, mimikleri ve konuşması ile kişilerin kendisinden ayırt edilemeyecek kadar inandırıcı, gerçek dışı videolarını üretmek mümkün.
DeepFake video oluşturmak isteyen bir kişi, yüzünü başka bir hedef videoya yapıştırmak istediği kişiye ait pek çok görüntüye sahip olması gerekiyor. Kaynak görüntüdeki yüz, derin öğrenme teknolojisiyle eğitilerek hedef videodaki kişinin yüzüne yapıştırılıyor. Bu sayede, hedef videoda konuşan kişinin söylediği şeyleri, kaynak videodaki kişi söylüyormuş algısı oluşturuluyor. Ne kadar çok kaynak görüntüye sahip olunursa ve bu görüntüler aracı programlarla ne kadar çok eğitilirse, o kadar iyi sonuç alınıyor. İlk DeepFake videolarında Hollywood yıldızlarının yüzlerinin kullanılması da, internette bu ünlülerin pek çok fotoğraf ve videolarına kolayca ulaşabiliyor olmasından kaynaklanıyor.
Bu teknoloji; azılımın manuel veya otomatik şekilde yeniden düzenlenmesi, çıplak gözle ve görsel analizde manipüle edildiği anlaşılmayan, algısal olarak gerçekçi görüntüler oluşturuyor. Dahası, bir içeriğin sahte mi yoksa yapay olarak mı yaratıldığını kesin olarak tespit edebilen etkili bir teknoloji yok. Bu nedenle, sosyal medyaya, zarar verebilecek şeyler söyleyen bir politik liderin sahte bir videosu yüklense, sosyal medyanın videonun sahte olduğunu belirleme ve yüklenmesini engelleme kabiliyeti bulunmuyor. Yani insanları manipüle etmek için kolayca kullanılabilecek bir teknolojiden bahsediyoruz. Bir video, daha sonra sahte olduğu ortaya çıksa dahi, akıllarda “gerçek” olarak yer etmeye uzun süre devam etmiyor mu? Sıradan insanların sosyal hayatını olduğu kadar marka yüzlerinin, meşhur simaların kariyerlerini de yerle yeksan edebilecek güçte bir yanılsamadan söz ediyoruz. Bu çok ciddi bir tehdit.
Elbette ki, haberciliğin var olduğu ilk andan itibaren sahte haberlerin ve dolayısıyla güvenilir habercilik probleminin var olduğunu söylemek mümkün fakat son yüzyılda yaşanan bu gibi hızlı teknolojik gelişmeler birçok alanda olduğu gibi habercilik alanında da dramatik sonuçlar doğuruyor. Haberciliğin güven algısı tamamen değişiyor. Bu nedenledir ki, çağımız artık bir dezenformasyon çağı olarak anılıyor.
Bu anlamda baktığımızda, yapay zekâ uygulamaları bugüne kadar oluşturulmuş en güçlü siber tehlike olarak geleceğe göz kırpıyor. Siber savaşların ve dijital felaketlerin yaşandığı günümüzde dahi bu teknolojinin toplumsal olayları tetiklemek ve algı yönetimi amacıyla her alanda kullanılması mümkün. Bu anlamda haberlerin üretilmesi ve halka ulaştırılmasını sağlayan gazetelere ve gazetecilere yeni bir yük yüklenmiş oluyor. Gazeteciler bu gibi tehlikelerden ürettikleri ve ya ulaştıkları haberleri korumak zorundalar. Haber merkezlerine, sosyal medyada kullanılan fotoğraf ve videoların doğruluğunun teyit edilmesi için BBC Verification Hub (Doğrulatma Merkezi) ve Storyful gibi haber organizasyonları, haber doğrulatmaya yardımcı olan hizmetler sunuyor olsa da gelişen teknolojiyle birlikte doğrulatma teknolojileri gazetecilerin DeepFake gibi teknolojilerden sıyrılarak doğru habere ulaşmalarını sağlamıyor ya da kolaylaştırmıyor. Bu gibi teknolojiler geliştikçe yasalarla kontrol altına alınmak zorunda. Başkaca bir çaresi yok. Bu durumda doğru ile yalanın, gerçek ile sahtenin ayrımının giderek zorlaşacağı bir düzene doğru giderken “Göz görür, gönül aldanır” sözü de tarih olmak zorunda kalıyor. Göz görecek, sonra bir göz daha, belki sonra bir göz daha... Giderek zorlaşıyor doğru habere erişmek. Ne diyelim; Teknoloji iyiliklerle, iyilik için kullanılsın da gazetecilerin zaten ağır olan sırtlarına bir yük daha yüklenmesin.
Sevgiyle…

- Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi, Gülsüm Güney tarafından kaleme alındı
https://www.bizimyaka.com/makale/6376615/gulsum-guney/teknoloji-gazetecilere-iyi-davran