Bekası yok sultanım

Rivâyete göre, hükümdarın biri dillere destan muhteşem bir saray yaptırmış. Öyle ki, sarayın her odası ayrı bir güzellik sergisi, her köşesi ince ince işlenmiş bir sanat eseri gibi. Hülâsa, kısa bir vakitte bu sarayın hususî özelliklerini tamamıyla anlatabilmek mümkün değil. Ve hükümdar bir gün, ilim irfan sahibi bir zatı saraya dâvet ediyor. Dâvete icabet eden evliyaya, hürmet ve ikramda sınır tanınmaz. Üstelik hükümdar kimseye yapmadığı bir davranışı yaparak, ona sarayın her tarafını bizzat kendisi gezdiriyor.

 

Tüm bunları yaptıktan sonra gitme vakti gelen evliya selam ederek saraydan ayrılırken, hükümdar müsaade isteyerek soruyor; “Efendim, sarayı nasıl bulduğunuzu bilmek isteriz.”  Hükümdarın bu sualine karşılık Allah dostu da hürmetle cevap veriyor; “Sultanım, sarayınız çok güzel. İçerisinde takdir ettiğiniz gibi her şey var fakat bir şey yok.” Bu cevabı hiç beklemeyen hükümdar birden şaşırarak “Yok olan nedir?” diye soruyor. Ve o Allah dostu âlim zat, bütün kâinat için geçerli olan şu cevabı veriyor: “Bekası yok sultanım, bekası yok.”

 

İşte her bir zerresi bir gün yok olacak olan şu fani âlem için söylenebilecek en manalı ifade budur; “Bekası yok”. Bekası olmayan bu alem için ne çok çaba, ne çok yükleniş ve ne çok yok oluş yaşıyoruz değil mi?

 

Bu hakikat, ayet-i kerimelerde de şöyle bildiriliyor: “Yeryüzünde bulunan her canlı fânidir. Ancak Celil ve Kerim olan Allah’ın zatı bâkî kalacaktır.” Şüphesiz ki Allah bize bu fani dünya için çeşitli nimetler bahşetmiştir ve bu nimetlerin karşılığında da verdiği nimetleri hayr yolda kullanmamızı öğütlemiştir. Düşünelim;

 

Göz vermiştir. Neden?

-Allah’ın yarattıklarını görüp tefekkür etsin diye,

Dil vermiştir. Neden?

-Allah’ın kelamını konuşsun, O’nu ve Resulünü anlatsın diye,

El vermiştir. Neden?

-Ver diye!

Ama harama bak diye değil, yalan konuş diye değil, hep sen al hiç verme, insanlara zulmet diye hiç değil!

İşte insan, Allah’ın verdikleriyle kendine, önce kendine ve esas kendine ve sonra başkalarına nasılda zulmediyor. Allah ise, bunları hesap gününe kadar erteliyor.

 

Ayeti hatırlayalım; Eğer Allah, insanları zulümleri yüzünden hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belirli bir süreye kadar erteler. Ecelleri geldiği zaman ise ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler. (Nahl 61)

Ne büyük bir ferahlama vesilesi. Elhamdülillah.

 

Peki, insanoğlu bu gerçeği ne zaman hatırlıyor?

“Ölüm kendine gelmeden, yakınlarına geldiğinde.”

Peki, bu ne kadar sürüyor?

“Yakınınız ama kalbinizin uzak olduğu biriyse eğer maksimum 24 saat. Kalben yakınınız ise o zaman belki birkaç hafta, belki birkaç ay, belki bir yıl kadar…”

 

Dilerim bu süre uzasın ve dilerim ki bunca acının yaşandığı şu fani dünyada dünya nimetlerinin yolunda harcadığımız hırsın ne kadar anlamsız olduğunu, ölüm gelmeden ölmemiz gerektiğini, amellerimize bakıp yolun nereye gittiğini anlamamız gerektiğini anlayacak kadar vaktimiz olur.

 

Sevgiyle…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Gülsüm Güney - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Koronavirüs aşısı çıktığında yaptırmayı düşünür müsünüz?