Bir başka âlemin varlığı

3 yıl önce bu zamanlar Mekke yollarındayken “Yeni bir yolculuğa çıkıyoruz” diye başlamışım yazıma. Sonra şöyle devam etmişim; Zamanda kaybolacağımız ve hiçliği sonsuza kadar hissedeceğimiz bir yolculuğa çıkıyoruz. Kâbe’ye gidiyoruz, Allah’ın evine.

Birlikte biraz o günlere gidelim;

İlk karşılaşma.

Hiç kimse yok! Sen ve o. Bir hayalin içindesin sanki. Anlatmam çok güç.

Orada kendin oluyorsun, artıların ve eksilerinle, varlığın ve yokluğunla, düşmüşlüğün ve kalkmışlığınla, tamamen sen oluyorsun. Olduğun gibi. En saf halinle. Eksiksiz. Sen!

Eşitleniyorsun; beyaz siyah, güzel çirkin, zengin fakir, oralı buralı, ocu bucu demeden, herkesle aynı duyguda, tek merkezde toplandığını hissediyorsun.

Nefsinden ummadığın kadar uzaklaşıyor ve Allah’ın rahmetini her hücrende tek tek, ilmek ilmek hissediyorsun. Acizliğinin, şükrünün tarifi yok. Bir aşk ateşi yanıyor gönlünde. Beytullah’ı her tavaf ettiğinde başka bir âlemdesin.

“Lebbeyk Allahümme lebbeyk. Lebbeyk la şerike leke lebbeyk. İnne'l-hamde ve'inni'mete leke Ve'l-mülk, la şerike leke”

“Buyur Allah’ım buyur! Emrindeyim buyur! Senin hiçbir ortağın yoktur. Emrindeyim buyur! Şüphesiz hamd sana mahsustur. Nimet de senin, mülk de senindir. Senin hiçbir ortağın yoktur” diyorsun ya, Rabbinin işittiğini, gönlünün en derininde hissediyorsun.

Kendini dahi unutuyorsun ama O’nu, en çok O’nu tanıyor, biliyor, hissediyorsun. Bir başka âlemin varlığını, yaşarken prova ediyormuşsun hissi. Tarifi tam olarak böyle.

Sa’y yaparken Hacer annemizi düşlüyorsun; işte tamda orada; kızgın çölün ortasında, İsmail (a.s.) ile baş başa ama emin “Allah’ın yardımı mutlaka gelecek.” Subhanallah. Onun teslimiyetinden bir nebze olsun nasip et Rabbim diye dualar ediyorsun.

Kimseye değil Allaha kul olmanın dayanılmaz hafifliğini yaşıyorsun…

Ve son tavaf. Mekke’ye şöyle bir dönüyorsun. Aklına “Vallahi, sen Allah’ın yarattığı yerlerin en hayırlısı, Allah katında en sevgili olanısın! Bana senden daha sevgili, daha güzel yurt yoktur! Çıkarılmaya zorlanmamış olsaydım, senden asla ayrılmaz, senden başka yerde yurt yuva tutmazdım” diye Mekke’ye sesleniyor Efendim. Öylece bakıyorsun Beytullah’a, aynı hislerle…

Sonra. Sonrası yok oluyor. Yeniden kavuşmak ümidiyle ayrılıyorsun.

Ramazan münasebetiyle başlamaya niyet ettiğim ve surelerin anlamını özümseme amacında olduğum şu süreçte Fil Suresi beni yine o günlere götürdü. Her okuyuşumda o güzel günleri hatırlatır bana; Kâbe’nin eşsizliğini, muazzamlığını.

Ramazanın gelmesiyle birlikte her şey normal olsaydı dolup taşacak olan Kâbe’ye girişlerde, bu yıl sadece umre için 50 bin kişiye, namaz kılanlar için de 100 bin kişiye izin verileceği duyuruldu. İnsanın içi buruluyor.

Ama Fil Suresi’nde anlatıldığı gibi Kâbe’nin sahibi olan Rabbin, dün O’nu koruduğu gibi bugünde koruyacaktır. Abdülmuttalibler çıkıp: “Kâbe’nin Rabbi, Kâbe’yi koruyacaktır” demenin teslimiyetini gösterecektir.

Bizler ve belki de ülkemizden hiç kimse salgın bu durumdayken o hazzı yaşamayacak olsa da görünen âlemi esas alanların yanında görünmeyene inanma teslimiyetini gösterenler elbet olacaktır.

Gözümüz görmese de gönlümüz orada atacaktır.

Sevgiyle..

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Gülsüm Güney - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Koronavirüs aşısı çıktığında yaptırmayı düşünür müsünüz?