MTÜ Rektörü Prof. Dr. Aysun Bay Karabulut

Biliyorum,  ‘Haberde öncü, yorumda güçlü’ yerel yazılarımın 'tiryakisi' olan değerli okurlarım "Malatya Turgut Özal Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Aysun Bay Karabulut nereden çıktı?" diyerek serzenişte bulunacak.

Kocaeli Üniversitesi, Gebze Teknik Üniversitesi, yeni kurulan Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi yerine Malatya Turgut Özal Üniversitesi'ni yazmamı eleştiren dostlarım olacak.

Üniversite öğrenci kontenjanlarının açıklandığı, öğrenci ve velilerin heyecanla YKS sonuçlarını beklediği bugünlerde, yerel gündemi takip eden değil, belirleyen Galip Hoca'nın Malatya Turgut Özal Üniversitesi'ni yazmasını yadırgayacak.

Hani haksız da değiller.

Ama yaşadığım yol kazasını ve Aysun Hoca'ya haksızlık ettiğimi anlattığımda hak vereceklerdir.

Aysun Hoca'nın başarısını, performansını, 'ülkelerarası gönül elçisi' gibi çalıştığını öğrendiklerinde önyargılı olmayan, gerçeği yansıtmayan yazılarda ısrar etmediğini bildikleri Galip Hoca'ya teşekkür edecekler.

Değerli okurlar; her meslekte olduğu gibi gazetecilikte de zaman zaman "yol kazaları" yaşanıyor.

Ön yargılı olmayan, art niyet taşımayan bu tür yazılar sorumluluk üstlenen kişileri daha yakından tanımaya, yeni dostlukların oluşmasına vesile oluyor.

Malatya Turgut Özal Üniversitesi Rektörü ve Biyokimya Uzmanı Prof. Dr. Aysun Bay Karabulut gibi.

Önceki gün rektörlerle ilgili yazdığım yazı sonrası arayan, mesaj atan değer vermenin ötesinde saygı duyduğum bazı dostlarım nezaketlerinden Aysun Hoca’ya haksızlık ettiğimi söylemediler.

Ama "Aysun Hanım, Aysun Hoca, Aysun abla izlemeye değer başarılı bir bilim insanı" diyerek kibarca sorumluluğumu hatırlattılar.

Aysun Hoca, eleştiriye tahammülü olmayan hoşgörü fakiri rektörler, siyasetçiler, bürokratlar, sanayiciler, sendika ve STK başkanları gibi bırakın soluğu mahkeme kapılarında almayı, arayıp "Yazınızdaki yanlışı düzeltir misiniz" bile demedi.

Hocanın çalışmalarını anlatan bilgi notu göndermesi için ben aradım.

İlgilendiğime teşekkür etti.

Cevabı, "Tamam, inşallah göndereceğim. Malatya kayısısıyla ilgili çalışmalarımız var.  Adresinizi yazarsanız size kayısı gönderelim" oldu.

Aysun Hoca’nın bu cevabı bana öğrencilerime ve katıldığı toplantılarda anlattığım Necip Fazıl Kısakürek'in bir anısını hatırladım;

"Necip Fazıl Kısakürek bir gün konferans verirken salonda bulunanlardan birisi kürsüye salatalık fırlatır. Salatalığı eline alan üstat, salondakilere dönerek, 'Birisi kimliğini göndermiş, kiminse gelsin alsın' der."

İşi gücü bıraktım, Aysun Hoca ile ilgili bilgi toplamaya başladım.

Onlarca köşe yazısı, haber, makale arasından Mersin Lisesi’nde aynı dönemde okuduğum Yavuz Donat'ın Sabah Gazetesi'ndeki "Aysun Hoca'yı tanımalısınız" başlıklı yazısı dikkatimi çekti.

 AYSUN HOCA VE KAYISI

Geliniz, önce o yazıdan bazı bölümleri okuyalım, "Aysun Bay Karabulut... Profesör... Turgut Özal Üniversitesi Rektörü. Televizyoncular... Galiba Aysun Hoca'yı tanımıyorlar. Bir tanısalar... Ekrana çıkarırlar... İzlenme rekoru kırar... Malatya, kayısı diyarı. Aysun Hoca "Kayısı... Kayısı çekirdeği" üzerine araştırma yapıyor. Kayısı çekirdeği yağı... Kalbi koruyor. Rusya... Hollanda... Kayısı çekirdeği istiyor. Çekirdeğin Acısı iyi para ediyor..."

Yavuz Donat'ın yazısını okuduktan sonra Aysun Hoca'yı daha yakından tanımam gerektiğini düşündüm.

Malatya yakın yer değil ki, "Üniversitemiz,  duvarları olmayan günümüz dünyasının gerçeği olan 4. nesil bir üniversite" diyen Aysun Hoca ile yüz yüze sohbet edeyim, projelerini yerinde göreyim.

Aysun Hoca'nın Malatya Turgut Özal Üniversitesi Rektörü ve Biyokimya Uzmanı olarak 2 yıl gibi kısa sürede yaptıklarını araştırmaya devam ettim.

Karşıma, "Bilimsel ve akademik çalışmalarında yürütülmesi ile birlikte aynı zamanda üniversitenin bünyesinde kuruluşu gerçekleşen Kayısı ve Ürün Geliştirme, Uygulama ve Araştırma Merkezi içinde alt yapı oluşturulması için kurulan örnek kayısı bahçesindeki çalışmaları" çıktı.

Battalgazi Tarım Kampüsü’nde 25 dönümlük alanda yaklaşık 600 adet Hacıhaliloğlu, Kabaaşı, Hasanbey, Çataloğlu ve Soğancı kayısı ağacının bulunduğunu öğrendim.

“Üniversite olarak kayısıya bilimsel araştırmalarla destek vererek Malatya’ya ve ülkemize karşı olan sorumluluğumuzu yerine getireceğiz" diyen Aysun Hoca Rusya başta olmak üzere çeşitli ülkelere kayısı ihracatı yapabilmek için "gönül elçisi" gibi çalışıyor.

Kısa sürede model alan değil model olan, yeni nesil bir üniversite olma hedeflerine ulaşabilmek için 7/24 özveriyle çalışan Aysun Hoca ile ilgili o bir cümlelik yazıyı yazmışım.

Yoksa böylesine gayretli, Malatya'ya ve Türkiye'ye katma değer kazandıracak bir projenin mimarı Aysun Hoca'yı uzaktan da olsa tanıyamayacaktım.

SONUÇ: Rektörlüğünü Prof. Dr. Aysun Bay Karabulut'un yaptığı Malatya Turgut Özal Üniversitesi 18 Mayıs 2018'de kuruldu. Cumhurbaşkanları İsmet İnönü ve Turgut Özal gibi devlet adamları yetiştiren, kayısısı ile ünlenen Malatya ve kayısı, yakın gelecekte Aysun Hoca ile adını uluslararası alanda duyurmanın ötesinde ülkemize katma değer kazandıracaktır.


GAZETECİLİK VE BASIN BAYRAMI

 Bugün, 24 Temmuz Gazetecilik ve Basın Bayramı.

24 Temmuz 1908 tarihinde İkinci Meşrutiyet yürürlüğe girdikten sonra “sansürün kaldırılması" nedeniyle 10 Haziran 1946'da Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından kabul edilen bayramın yıldönümü...

Sansürün kaldırıldığı 1908 yılı baz alınmasına rağmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı öncesi çıkardığı gazetelerle yazdığı yazıların sansürlendiği bilinmeden hala bayram olarak kutlanıyor.

Aradan 112 yıl geçmesine rağmen sansür yokmuş gibi bayram olarak kutlanmasına anlam veremiyorum.

Yarım asrı geçen meslek yaşamımda Ankara ve Kocaeli'de neredeyse yayınlanan tüm gazetelerde çalıştım.

Eleştiriye tahammülü olmayan, hoşgörü fakiri siyasetçiler, bürokratlar, sendikalar, sivil toplum örgütleri, valiler, rektörler, dekanlar, müfettişler, kaymakamlar, avukatlar, müdürler, öğretmenler yazılarımı engelletebilmek için mahkeme kapılarını aşındırdılar.

Ama gerçek, güncel, kamu yararı ve masuniyet karinesine göre araştırılarak ve belgelerle yazdığım yazılarımı engelletmeyi, kalemimi susturmayı başaramadılar.

Ama gazeteciliği siyasi ve ekonomik rant için kullanan patronlar, eleştirdiğim kişilerin baskısı sonrası yazılarımı değiştirmeye, sansürlemeye, yayınlanmamaya kalkışınca gazetelerden ayrıldım.

Yeni işbaşı yaptığım gazetelerde yazılarım engelleninceye kadar çalıştım.

Yazamadığım, yazdığım halde yayınlanması patronlar tarafından yasaklanan yazılarımı toplasam, hukuk ve iletişim fakültelerinde ders kitabı olarak okutulurdu.

Dahasını söyleyeyim; Yazımın sansürlenmesi yetmezmiş gibi eleştirdiğim FETÖ'ye himmet yardımı yapmaktan tutuklanan dönemin valisiyle ilgili övücü yazılar yazmamı, özür dilememi isteyen gazete patronlarım dahi oldu.

Çok şükür, Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi'nde 6 Ekim 2016 tarihinden bu yana yazılarımı ve haberlerimi özgürce yazıyorum.

İşimi, karşılıklı sevgi ve saygı ortamında severek, keyif alarak yapıyorum.

Allah sağlık verdiği sürece de noktayı koyuncaya kadar "Bizim Yaka Gazetesi Ailesi" ferdi olarak yazmaya devam edeceğim.

 BASIN BAYRAMIYMIŞ!

Bugün, 24 Temmuz Gazetecilik ve Basın Bayramıymış!

Güldürmeyin insanı!

Gazetecinin bayram yapacak ekonomik ve sosyal gücü mü kaldı?

Milli ve dini bayramlardaki gibi Basın Bayramı’nın da tadı tuzu yok.

"Körlerle sağırlar, birbirlerini ağırlar" misali, gazeteciler de "Basın Bayramı’nı" kutladıklarını sanarak kendilerini ya avutuyorlar ya da aldatıyorlar…

Eminim ki; çoğu siyasetçi, bürokrat, sivil toplum yöneticisi, sanayici neyi kutladığını, neyi kınadığını bilmeden bugün gazeteleri ziyaret edecek.

Yayınladıkları mesajlarla sansürü kınayacak, Basın Bayramı’nı kutlayacak, gazetecilerden 'övgüyle' bahsedecek.

Bir gün sonra yanlışını yazan, eleştiri de bulunan gazeteciye bir gün önce kınadığı sansürü uygulayacak!

Hata onların değil.

Asıl suçlu ve sorumlu; fikir sahibi olmadan köşelerinden felaket tellallığı yapan, sorumluklarını unutup, her türlü hakaret ve iftirayı kendilerine hak gören gazeteciler…

Nefret, kin, öfke ile gerçekle uzaktan yakından ilgisi olmayan yazıları yazanlar yargıda hesap vermek zorunda kalınca “Özgürlükler kısıtlanıyor” diyerek bağırmaya başlayanlar…

Gerçekleri yazan gazetecileri "İktidar yalakası, iktidar tarafından beslenen ve sürekli iktidar mensuplarına yağ çeken" kişiler olarak yaftalayan haberciler…

Yazılarında kullandıkları hakaretlerin "muhalif duruş göstermek" olduğunu iddia eden gazete sahipleri ve yazarları…

Yasal hiç bir yaptırımı olmadığı için istediğini yazan, her türlü hakaretleri yapan sosyal medya kullanıcılarıyla sorumsuz internet gazeteciliği yapanlar…

SONUÇ: Emek harcayarak, araştırarak gerçek ve güncel haberleri kamuoyu ile paylaşan gazeteci sayısının azaldığı bir dönemde "Basın Bayramı"nı kutlamak bana komik geliyor.

Gazeteler güven yitirirken, gazeteciler itibarsızlaştırılırken, gazetecilik herkesin yaptığı sıradan meslek olarak görülürken yazıların ve haberlerin devlet ya da patron tarafından sansürlenmesi fark etmiyor.

Yukarıdan beri anlatmaya çalıştığım nedenlerle "24 Temmuz Gazetecilik ve Basın Bayramı’nı" kutlamıyorum.


TBMM DİVANINDA 'PAPYONLU' AKAR

Kocaeli CHP Milletvekili Haydar Akar, önceki gün (20 Temmuz 2020)  ilk kez TBMM'ye başkanlık etti.

Kocaeli'den ilk kez bir milletvekilinin TBMM Başkan Vekili seçilmesini CHP adına önemsiyorum.

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve kurtarıcısı, ilk meclis başkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün koltuğunda başkan vekili olarak da oturma gururunu yaşayan Haydar Akar'ı bir kez daha kutluyorum.

Akar'ın başkanlık divanında meclisi yönetirken dikkatimi çekenleri paylaşmak istiyorum.

Bir: Muhalefet milletvekili olarak TBMM çatısı altında sert ve hırçın üslubuyla dikkat çeken, zaman zaman tartışmalara ve kavgalara karışan Haydar Akar Başkanlık koltuğunda çok değişmiş görünüyordu.

İki: Papyonlu kıyafeti, teşekkür konuşması, üslubu, görüntüsü ile Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü anımsatıyordu.

Üç: Meclisi çağdaş kıyafetli Akar yönetirken divanda başörtülü üye demokrasinin renklerini, özgürlüklerin örneğini yansıtıyordu.

Dört: Haydar Akar muhalefet partisi Kocaeli milletvekili olarak Başkan Vekili seçilirken önceki yıllarda Halim Aras ve Vecdi Gönül iktidar partisi Kocaeli milletvekili idi.

Beş: CHP'nin 3 milletvekilinden Fatma Kaplan Hürriyet İzmit Belediye Başkanı, Haydar Akar TBMM Başkan Vekili seçilerek şeklen de olsa aktif siyaset yapamayacaklar.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Galip Ataman - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Koronavirüs aşısı çıktığında yaptırmayı düşünür müsünüz?