Hiç önemli değil!

Önce doğduğum şehirde ayrıştırıldık!

Yerli, Terekeme, Azeri, Kürt diye!

Sonra da sağcılık solculuk, Alevilik ve Sünnilik eklendi bildiklerime…

Hatta mezhep farklılığından dolayı kız alınıp verilmiyor diye bile duymuştum, istisnai haller dışında!

İngiliz’le Almanla evlenmek daha olağandı o zamanlar!

***
Bu mezhep ayrımın da en garibime giden de Ehli Sünnet itikadının başında gelen İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin İmam Cafer’den dersler almasına ve ilmen etkilenmesine rağmen, Hanefiliğin hak mezhep sayılıp! Caferiliğin sayılmamasıydı, yani öğrencinin öğretileri hak mezhep, öğretmenin değil!!!, bu durum hep traji-komik bir durumdu benim açımdan.

Ayrıca; Emevi ve Abbasi saltanatına boyun eğmediği, istediği sipariş fetvaları vermediği “harama helal demediği” için işkenceler yapılarak zehirlenerek şehit edilen İmam Hanefi’nin öğretileri olduğu iddia edilen! bilgilere nasıl güvenildi, Ona da aklım hiç ermedi!

Amacı Allah ve resulünü anlamak olana Akıl ve Kuran yeter diye mezhep ayrımı da yapmadım hiç.

***
Sonra Kocaeli’ne taşındıktan sonra farkına vardım doğulu-batılı diye bir ayrımının olduğunu, bazı illerde doğmuş olmanın avantaj olduğunu.

Kimsenin doğacağı ili ve aileyi seçemediği halde!

Siyasal İslamcılığın, Tarikatçılığın, Cemaatçiliğin işe yaradığı zamanlarda ben de

Ülkücü olmuştum, sol görüşlü bir ailenin ferdi olmama rağmen!

Hem gelenekçi-muhafazakar hem de bir ırkın sevdalısı olmasına rağmen, daha insani, daha uzlaşıcı, daha yenilikçi ve daha birleştirici bulmuştum Türkeş bey’ i…

Kendi aklımca!

***

Takım ayrımcılığı, hırçınlığı da hiç olmadı bende, rakip takım taraftarıyla birlikte oturup maç izleyebilirim, aynı tribünde, dostça, hala…

Her ne kadar Kocaelisporlu olsam da Beşiktaşlı da oldum bıyıklarım beyazlayınca, ama diğer takımları canı gönülden destekledim Avrupa kupalarında.

Hep hak eden kazansın diyenlerden oldum.

Düşünün ki; Müslümcü olmama rağmen, pillerimi bile verirdim Ferdi Tayfur dinlemek isteyen arkadaşıma “o zamanlar pil çok önemliydi, şarj olabilenini de herkes alamazdı, az ısırmadım bir parça daha dinlemek için”

Ve tüm bunların farkına vardığımda yaşım 17 idi! Meğer ne çok şey öğrenmişim aslında…

***

Ve geldim 44 yaşına, 5-6 ülke 100 den fazla da şehir gezdim, çok insan tanıdım ve anladım ki sadece ikiye ayrılıyordu insanlar!

İyi insanlar – Kötü insanlar diye.

***

Kulakları çınlasın, Aşık Sefai’ye bir sohbette, inançsız insanlara nasıl tahammül ettiğini sorduğumda, “Allah tahammül edip yaratmış ben kim olurum da tahammül etmem emmoğlu” demişti!

Zaten bütün mesele buydu anlayana…

Yüce Allah yarattığı hiçbir şeyi sebepsiz yaratmaz, ne yarattıysa başımın üstüne, iyi ise bakınırım, kötü ise sakınırım

Adaletli olsun, güvenilir olsun, kim olduğu kimden olduğu, hangi ırktan hangi dinden hangi şehirden olduğu, ne kadar parası ne kadar siyasi gücü olduğu

HİÇ ÖNEMLİ DEĞİL!

Bazı siyasetçiler ve etrafındakiler! Ayrıştırmak ve ötekileştirmek için çokça çaba harcasalar, işe alırken, iş verirken, selam alırken, selam verirken kendilerinden olan dışındakileri yok saysalar ve bu tutum işe de yarasa, hoşa da gitse, kazanç da getirse ben yapamam, Allah’tan korkarım, Nihayetinde iki saniye sonram için garantim yok.

Bu yüzden zarar da etsem HİÇ ÖNEMLİ DEĞİL!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yücel Alpay Demir - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Anket Koronavirüs aşısı çıktığında yaptırmayı düşünür müsünüz?