Öğrencilerden öğretmenlerine “24 Kasım” hediyesi

Öğretmen olarak, ilk kez 1962 yılında sınıfa girdim, öğrencilerin karşısına geçtim.

Silifke-Uzuncaburç Köy İlkokulu birinci sınıfta Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk gibi kara tahta başına geçerek öğrencilerime okuma-yazma öğrettim.

Sonraki yıllarda ortaokul, lise, meslek yüksekokul, akademi ve fakültelerde öğretmenliğin yanı sıra müdür yardımcılığı, müdürlük taptım.

Derslerine girdiğim onlarca, yüzlerce, binlerce, on binlerce öğrencimle hep gurur duydum.

Dün Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde düzenlenen “ 24 Kasım Öğretmenler Günü” programını izlerken yıllar öncesine gittim.

“Eti senin, kemiği benim” diyerek 57 yıl önce bana teslim edilen öğrencilerime kara tahta başında, kum havuzunda okuma yazma öğrettim günleri hatırladım.

Hafta sonları Silifke’ye keçi, koyun, tavuklarla birlikte kamyon kasasında gidişimi düşündüm.

O günlerin yokluğu, yoksulluğu, imkansızlıkları ile bugünün gelişmişliğini, bolluğunu, refahını, dijital teknolojisini karşılaştırdım.

Gelişmişliğin, refahın, teknolojinin öğretmene olan saygıyı, sevgiyi bir bir yok ettiğini gördüm.

O yıllarda kitaplar ve defterler “samanlı kağıt” dediğimiz kağıt hamurundan yapılırdı.

Kurşun kalemlerimizi son kertiğine kadar kullanırdık, yıllık ve günlük planlarımızı kendimiz hazırlardık.

Öğretmenler ve öğrenciler olarak ödevlerini mum ışığında, gaz lambası şavkında yapardık.

Öğretmen ve öğrenci kıyafetleri bugünkü gibi marka değildi.

Yamalı, delik ya da yırtık giysilerin görünmemesi için temiz önlüklerle kamufle edilirdi.

Sınıflarda kalorifer yerine soba vardı ve öğretmenler olarak biz yakardık.

Kırık camları, yerine oturmayan çerçeveleri soğuk girmesin diye bezle kapatırdık.

Öğrenci ve velisi öğretmenini taciz etmez, yaralamaz, öldürmezdi. Aksine öğretmene zarar verecek kişilerden korur kollardı.

Öğretmenin değeri vardı, amirlerince sahiplenildiğini bilirdi.

Kısaca, öğretmenlerin toplumda saygın bir yeri vardı.

Dün bugünün şanslı ve sahipsiz(!) öğretmenlerini izlerken o günleri düşündüm.

Benden yeniden öğretmen olmam istenirse tek şartım her halde, “Bugünün olanakları ve teknolojisiyle o günün öğretmene verilen saygınlığı sağlayın, öğretmene sahip çıkın” olurdu.

 

(Galip ATAMAN

Yıl: 1962

Yer: Silifke Uzuncaburç Köy İlkokulu)

SDKM’DEKİ ETKİNLİK

Milli Eğitim Müdürlüğünce Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde (SDKM)

düzenlenen “ 24 Kasım Öğretmenler Günü” dahil hemen hemen tüm etkinliklere katılıyorum.

Yılmaz Yiğit’in müdürlüğün yaptığı Mimar Sinan Anadolu Lisesi öğrencilerinin hazırladığı ve başarıyla sunduğu oyun yalnız beni değil tüm salondakileri etkiledi.

9 Haziran 2017 tarihinde PKK’lı teröristler tarafından şehit edilen Kozluk Çok Programlı Anadolu Lisesi müzik öğretmeni 22 yaşındaki Şenay Aybüke Yalçın’dan esinlenerek ve onunla özdeşleşen “Mağosa Limanı” şarkısı üzerine kurgulanan “Huzurevi’nde 24 Kasım” oyununu zaman zaman duygulanarak izledim.

Kanser tedavisi gören ve huzurevinde unutulduğunu düşünerek yaşayan “Aybüke Öğretmenin” 24 Kasım eğlencesinde yalnız olmadığını görmesi ve öğrencilerinden gelen sürprizlerle hayata bağlanmasını anlatan oyunu keyifle, zaman zaman duygulanarak izledim.

Anı Durna’nın yazıp yönettiği, Ece Ustaoğlu, Melike Sezkin,  Nefise KırFaruk Türkmen, Berkcan Duruk, Halenur Ateş,  Caner Temel, Samet Durudenişz, Halil Akkuş, Derya Pancar, Seda Bayhan’ın oynadığı öğrenciler amatör olmalarına rağmen profesyonellerfe taş çıkartacak kadar başarılı oldular.

Oyunun sonunda öğretmenleri kutlamaya hazırlkanırken müğdür Yılmaz Yiğit, “Hocam, oyuncuların hepsi öğrencilerimizdi. Makyajla yaşlandırdık” deyince öğrencileri bir kez daha kutlamak istedim.

Müzikleri seslendiren Arzu Tanrıverdi, Barış Çetinkaya, Başak Solmaz, Ayça Nur Cankan, Doğa Melissa Kaya, Efekan Macar da en az oyuncu öğrenciler kadar başarılıydılar.

Bir diğer teşekkür de yaptığı makyajlarla hünerini gösteren ve benim gibi salondaki çok kişiyi şaşırtan, dekor, kostüm ve ile seyirciden tam not alan Buse Tan, Hümeyra Yıldız, Gülşen Koçak, Adile Yılmaz, Aslı Gürsoy, İlknur Simavlı’ya.

Son olarak bu tür programlarda sadece ev sahibi konuşmalı. Protokol konuşmaları yapılmamalı ki günün amacı dağılmasın. 

ÖĞRETMENLERE VERİLEN

SÖZLER YİNE UNUTULDU!

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 24 Kasım 1928’de “Başöğretmen” olarak kara tahta başına geçti.

Okuma-yazma bilmeyen ulusu cehaletten kurtulmak için 3 Kasım 1928’de kabul edilen Latin harflerini öğretti.

Dün; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ,“Başöğretmen” unvanı verilişinin yıldönümünde rahmetle, saygıyla, minnetle ve özlemle andık.

1981 yılından buyana “Öğretmenler Günü” olarak kutladığımız 24 Kasım’ın yıldönümünde toplandık.

Öğretmenlere, Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ilkelerinden sapmayacağımıza yemin ettirdik.

Kameraların karşısına geçen siyasiler süslü “klişe” sözlerle nutuklar attı. ödüller dağıttı.

Hazreti Ali’nin, “Bana bir harf öğretenin kölesi olurum” cümlesini tekrarlayarak öğretmenliğin kutsallığını anlattı.

Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Yeni nesil sizlerin eseri olacaktır” sözünü söyleyerek öğretmenlere sorumluluklarını hatırlattı.

Sonra?

Her zaman olduğu gibi öğretmenleri kendi kaderleriyle, sınıfta öğrencileriyle baş başa bıraktı.

Yetiştirdiği öğrencisi ve velisinin taciz etmesine, şiddet uygulamasına hatta öldürmesine seyirci kaldı.

Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan gazetecilerin öğretmenleri itibarsızlaştıran haber ve yazıları karşısında sustu.

Dijital teknolojinin geliştiği günümüzde, becerinin okuldan bilginin çevreden

kazanıldığını görmeyip öğretmenlerden öğrencilerini sınavlara “yarış atı” gibi yetiştirmelerini istedi.

Bakanları, yönetmelikleri, müfredatları değiştirerek öğrencileri (sosyal, kültür, sanat, spor alanlarında) değiştireceğine inandılar ama asıl değişmesi gerekenlerin veliler ve öğretmenler olduğunu akıl edemediler.

“ara tatil” mucize kararıyla Öğretmenler Günü’nü” ilk kez okullar kapalıyken kutlanmasını reva gördüler.

TUTULMAYAN SÖZLER

Eğitimde kaliteyi, başarıyı öğretmenlerden bekleyenler her nedense öğretmenlere verdikleri sözleri unuttular.

Uzağa gitmeye, zaman tünelinde geçmişe yolculuk etmeye gerek yok.

Geliniz son bir yılda verilen sözlerin, yapılan açıklamaların ne kadarının gerçekleştiğine göz atalım.

24 Ekim 2018 tarihinde Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın huzurunda yapılan “2023 Eğitim Vizyonu” tanıtımında Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Ziya Selçuk’un açıklamalarından başlayalım.

Bir:Öğretmenlerin ve okul yöneticilerinin atanmaları, çalışma şartları, görevde yükselmeleri, özlük hakları ve benzeri diğer hususları dikkate alan, hem çalışma şartlarını hem de birikimlerini mesleğin gereklerine uygun seviyeye taşıyan“Öğretmenlik Meslek Kanunu” çıkarılacak. Çıkarıldı mı? Hayır.

İki:Sertifikaya dayalı Pedagojik Formasyon uygulaması kaldırılacak.. Yerine yurt sathında kolay erişilebilir lisansüstü düzeyde “Öğretmenlik Mesleği Uzmanlık Programı” açılacak. Açıldı mı? Hayır.

Üç:Öğretmenlerin mesleki gelişimi için ihtiyaç duyulan alanlarda lisansüstü düzeyle bir yan dal programları açılacak. Açıldı mı? Hayır.

Dört:Mesleki yeterlilikleri yüksek ve başarılı öğretmenler bilgi ve deneyimlerini arttırmak için yurt dışına gönderilecek. Gönderildi mi? Hayır.

Beş:Elverişsiz şartlarda görev yapan öğretmenler ve yöneticiler için teşvik mekanizması kurulacak. Kuruldu mu? Hayır.

Altı: Öğretmenlerin mesleki gelişimlerine ilişkin sertifika ve diplomaların özlük haklarına hakkaniyetle yansıtılması sağlanacak. Sağlandı mı? Hayır.

Yedi: Okul yöneticiliği profesyonel bir uzmanlık alanı olarak yapılandırılacak, özlük hakları iyileştirilecek. Yapılandırıldı mı? Hayır.

Sekiz: Öğretmenler ve okul yöneticileri için yatay ve dikey kariyer uzmanlık alanları yapılandırılacak. Yapılandırıldı mı? Hayır.

Dokuz:Ücretli öğretmenlerin ücreti arttırılarak görev süreleri 3+1’e düşürülecekti. Gerçekleşti mi? Hayır.

On: Eğitim Fakültelerinde yürütülen okul öncesi ve sınıf öğretmenliği bölümlerindeki hizmet-öncesi öğretmen yetiştirme programları yeniden düzenlenecek.Düzenlendi mi? Hayır.

On Bir:Makam ve sosyal statüye bakılmaksızın öğretmenlere hürmet asla eksilmeyecek. Hayata geçti mi? Hayır.

3600 EK GÖSTERGE

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan dahil Milli Eğitim Bakanlığı yetkilileri bakanlık bütçesini 7,5 milyar liradan 92,5 milyar liraya yükseltmekle övünüyorlar.

Övünmekte haklıdırlar, rakamlar doğrudur.

Ancak kamuoyunda bütçenin önemli bölümünün öğretmen maaşları için kullanıldığı yönünde oluşturulan algı doğru değil.

Bu gerçeği Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan da görmüş olmalı ki, 25 Mayıs 2018’de öğretmenlerin ek göstergelerinin 2200’den 3600’e çıkarılacağı müjdesini verdi.

Aradan geçen 1.5 yılda bırakın öğretmenlerin çalışırken ve emekliliklerinde ekonomilerine önemli katkı sağlayacak 3600 ek göstergenin hayata geçirilmesini kıyısından köşesinden tutan bile yok.

Polis, hemşire ve din görevlilerini de dahil ettiğimizde 3600 göstergeden bir milyonu öğretmen olmak üzere toplam 1.6 milyon kamu görevlisi yararlanacak.

Emeklilerle birlikte bu sayının 2 milyonu bulması bekleniyor.

“3600 ek gösterge ne zaman verilecek?” sorusuna Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı ile Hazine ve Maliye Bakanı ekonominin kötü gittiği bugünlerde “cek’licak’lı” kaçamak cevaplar veriyor.

Sayın Cumhurbaşkanı 3600 ek gösterge konusunda samimi olsa da

Öğretmen, polis, hemşire ve din görevlileri dışındaki meslek çalışanlarının tepkisini almaktan çekindiği için tarih veremiyor.

Ya da öğretmen, polis, hemşire, din görevlisine verilecek 3600 göstergenin değişik bakanlıklarda düşükgösterge ile çalışan kurum müdürlerinin yargıya gitmesinden çekiniyor.

Bütçeye getireceği yükün yanı sıra müdür konumundaki kamu çalışanlarını üzeceği düşünülmeden ayaküstü yapılan siyasi ve popülist açıklama belli ki Cumhurbaşkanlığı Kabinesini ve iktidar partisini zor duruma düşürmüş gibi görünüyor.

Böyle bir ortamda öğretmenlere 3600 ek göstergenin yasalaşacağına ihtimal vermiyorum.

Yoksa ne yapılır edilir 3600 ek gösterge “24 Kasım Öğretmenler Gününe” yetiştirilirdi.

SONUÇ: Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Unutmayınız ki Cumhurbaşkanı bile sınıfta öğretmenden sonra gelir” dediği öğretmenler  verilen sözlerin tutulmaması nedeniyle“24 Kasım Öğretmenler Gününü” burukkutladı. Ancak Vali Hüseyin Aksoy ve milli eğitim il müdürü Fehmi Rasim Çelik’in sahip çıktığı, özgüven kazandırdığı Kocaeli’de görev yapan 25 bin 300 öğretmen diğer illerdeki meslektaşlarına göre çok şanslı.

Çalışan ve emekli olan tüm öğretmenlerimizin “24 Kasım Öğretmenler Gününü” sağlık ve başar dileklerimle kutluyorum.

Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere aramızdan ayrılan tüm öğretmenlerimizi rahmet, şükran, minnetle anıyorum.

Ruhları şad olsun!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Galip Ataman - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Anket Kocaelispor’un yeni teknik direktörü Selahattin Dinçel başarılı olur mu ?