Avrupa Konseyi’nde Büyükakın farkı, İmamoğlu’na ayrıcalık

 Dünkü yazımda, Büyükşehir Belediye Başkanı Doç. Dr. Tahir Büyükakın’ın, Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi Türkiye Heyet Başkanı olarak Strasborg’da “Yerel Seçimler İzleme Raporu” ile düşüncelerine yer verdim.

47 ülkenin üye olduğu Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi’nde dünyaya “demokrasi” mesajı verdiğini yazdım.

Türkiye’de her alanda işleyen çoğulcu bir demokrasiden bahsettiğine, DEAŞ, PKK, YPG, PYD, FETÖ, DHKP-C gibi azılı ve kana susamış terör örgütlerinin Türkiye’de her türlü etkinliği yaptığına dikkat çektim.

Avrupa Konseyi raportörünün Türkiye ile ilgili hazırladığı ve içeriğinde

Türkiye’nin güvensiz olduğu, keyfi görevden almaların yapıldığı iddialarının gerçeği yansıtmadığını belirttim.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun konuşma yapmak üzere kongreye davet ettiğini ifade ettim.

Avrupa Konseyi raportörünün Türkiye ile ilgili hazırladığı raporun onanması öncesi ve sonrası yaşananları öğrenince “pes” dedim.

Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi’nin Türkiye’ye  önyargılı ve iktidara karşı olduğunu, terörü sahiplendiğini biliyordum.

Ama Tahir Başkanın Türkiye’nin haklarını savunan, önyargılı yaklaşımları eleştirerek kınayan konuşması karşısında CHP ve HDP temsilcileri ile işbirliği yaparak İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçimleri üzerinden Türkiye’yi itibarsızlaştıracağını bekliyordum ama bu kadarına ihtimal vermiyordum.

Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi’nde konuşmacılara 3 dakikalık süre verileceği açıklanmışken Türkiye Ulusal Heyet Başkanı Doç. Dr. Tahir Büyükakın’ın 2 dakika konuşturulmasıyla başlayan “yanlı” tutum, kongreye konuşmacı olarak davet edilen Ekrem İmamoğlu’nun kürsüde 15 dakika kalmasına göz yumulmasının bardağı taşıracak hale geleceğini düşünmüyordum.

Oylamanın yapıldığı gün İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in

Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi Bölgesel Başkan Yardımcısı seçileceğine de ihtimal vermiyordum.

Ama Avrupa Konseyi kongresi raportörünün Türkiye ile ilgili hazırladığı ve içeriğinde Türkiye’nin güvensiz olduğu, keyfi görevden almaların yapıldığı ve medya özgürlüğünün olmadığı yönündeki raporunun, CHP ve HDP’lilerin kongre süresince yaptığı lobi ve Ekrem İmamoğlu’na tanınan ayrıcalık sonrası kabul edileceğini bekliyordum.

Sonuç olarak; Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, Türkiye’yi en iyi şekilde temsil etti, Türkiye’de demokrasinin tüm kuralları ve koşullarıyla uygulandığını söyledi, eli kanlı terör örgütlerini lanetledi, kayyım atamalarının doğru olduğunu anlattı, oylamada red oyu kullandı.

Kongre salonunda dünyaya, Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi’nin yanlı, ön yargılı olduğunu, raporda eleştiri konusu hususların seçim sonuçları üzerinde genel etki yaratmayan; münferit vakalar olduğunu, eleştirileri orantısız ve aşırı bulduğunu yüksek sesle söyledi.

Teşekkürler Tahir Hoca. CHP-HDP işbirliğiyle sürdürülen lobi ve kongre başkanının yanlı tutumu karşısında daha fazlası yapılamazdı.

TÜRKİYE’Yİ SUÇLADI

Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın 2 dakikalık konuşmasında Türkiye’yi savunurken, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun 15 dakikada neler anlattığına göz atalım.

Bir: Seçimlerde kamu kaynakları iktidar lehine sınırsız kullanıldı, medya yarışan adaylara adaletsiz yaklaştı, toplumu bölen kutuplaştırıcı dil kullanıldı, Cumhurbaşkanı ve kabine üyeleri seçim yasaklarını dikkate almadı, kampanya finansmanında şeffaf olunmadı, seçim kazanmış belediye başkanları görevden alındı.

İki: Kayyım konusunda benim fikrim çok net. Kayyım konusundaki uygulamaya karşıyım. Nokta. Bu kadar net. Dolayısıyla bir suç delili olmadan müdahale edilen süreçlerden Türkiye’de daha önce de canı yanan insanlar oldu ve bunun bedeli ağır oldu. Biz, bunu şiddetle reddediyoruz. Eğer, terör örgütü ile ilişkisi tespit edilen birisi varsa, bu yargılanır ve kuvvetli cezayı bulur.

Üç: Sığınmacılar önemli bir konu. Şu an Türkiye’de 4 milyon sığınmacı var. Ve bu sığınmacıların yaklaşık 1 milyonu İstanbul'da yaşıyor. Avrupa'nın Suriye'deki barışı sağlaması hususunda etkin görev alması şarttır. Yani Avrupa'nın bu konuda uzaktan seyreden bir pozisyonda olmaması lazım.

Dört: Projelerimizi engellemek isteyebilirler, istenebilir. Buna benzer şeyler, uygulamalar hissediyoruz, yapılabilir. Bu dönem dönem iktidar refleksi olarak, birçok ülkede, Avrupa'da bile vardır. Şu ana kadar olan süreçlerle alakalı elbette beğenmediğimiz, eksik bulduğumuz hususlar vardır. Umuyorum belki ileriki dönemlerde bunlar daha makul süreçlerle çözüme kavuşur ve demokrasiye katkı sunan eylem ve politikalarda hükümetimiz bulunur diye umut ediyorum.

 

 ADEM HOCA İKİSİNDEN KURTULDU, ÜÇÜNCÜSÜNDE ÖĞRETMEN OLDU

Anlatacağım olay, tam da atalarımızın dediği gibi “Çekirge bir sıçrar, iki sıçrar, üçüncüde yakalanır” türünde bir olay.

Geliniz zaman tünelinde Adem Gürsel ile birlikte zaman tünelinde yolculuğa çıkalım, hafızalarımızı yoklayayım, yaşananları arşivlerden okuyalım.

Önceleri samimi ve iyi niyetli olduğuna inandığım Adem Hocanın görev yaptığı okullara ve ayrılmak zorunda kaldığı nedenlere bakalım:

Bir: 2010-2016 yılları arasında Akmeşe Yatılı Bölge Okulu’nda öğretmen, müdür yardımcılığı ve müdür vekilliği yaptı.

Okulun fuel ile çalışan kaloriferinden oturduğu lojmana boru çektiği iddiasıyla başlatılan soruşturma sonrası müfettişler tarafından düzenlenen başka bir okulda görevlendirilmesi teklifi üzerine 1 Mart 2016 tarihinde Suadiye Barbaros İlkokulu’na müdür olarak atandı.

İki: Suadiye Barbaros İlkokulu’nda görev yaparken 24 Kasım 2017 Öğretmenler Günü’nde yaramazlık yapan hiper aktif bir öğrenciye tören süresince betonda oturma cezası verdiği iddiasıyla açılan soruşturma sonrası önce Körfez Halk Eğitim Müdür Yardımcısı yapıldı. Ağustos 2018’de Körfez Tevfik Fikret İlkokul Müdürü oldu.

Üç: Körfez Tevfik Fikret İlkokul Müdürü olarak çalışırken öğretmenleri ve çalışanları rahatsız ettiği gerekçesiyle açılan soruşturma sonrası geçtiğimiz günlerde soruşturmayı yürüten müfettişler tarafından idarecilik yapamayacağı gerekçesiyle öğretmen yapılması teklif edildi. Ve Körfez Rifat Ilgaz İlkokulu’na verilen Adem Hoca’nın yeni okulunda öğretmen olarak bugünlerde başlayacağı belirtiliyor.

SONUÇ; 3 yılda hakkındaki iddiaların araştırılması için 3 ayrı yerde 3 ayrı soruşturma geçiren Adem Hoca, ilk iki soruşturmasında müdürlüğünü bir şekilde korudu. Ama çekirge misali üçüncü soruşturma da müdürlüğünü koruyamadığı için öğretmenliğe dönmek zorunda kaldı. Adem Hoca’ya geçmiş olsun mu ya da geç de olsa cezasını buldu mu demem gerektiğini bilemiyorum.

Adem Hoca bana yıllardır yazdığım ve söylediğim sözü hatırlattı, “Okullara liyakatlı, deneyimli, özgüveni yüksek, eğitimin sorunlarını dert edinen yöneticiler atanmalı. Aksi olursa böyle olaylarla karşılaşırız.

 10 Ağustos 2018

GÖLCÜK’TEKİ SORUŞTURMA

Adem Gürsel’in soruşturması bana Gölcük İlçe Milli Eğitim Müdürü Ercan Gülsuyu ile Şube Müdürü Naim Yüksel’in kavgası sonrası başlatılan incelemeyi anımsattı.

Gölcük Milli Eğitim’de inceleme başlatılmasının ardından Şube Müdürü Naim Yüksel Kaymakam Cengiz Karabulut tarafından açığa alınmıştı.

İncelemeyi tamamlayan müfettişlerin iddiaların ciddi olduğuna karar veren müfettişler soruşturma açılmasını isteyince bugünlerde soruşturma onayı verildi. Soruşturmanın ne zaman tamamlanacağı ve nasıl sonuçlanacağı merak ediliyor.

 

 LATİN HARFLERİN KABULÜ, SALTANATIN KALDIRILMASI

Bugün 1 Kasım. Türkiye için iki önemli olayın yıldönümü.

Birincisi; Türkiye Büyük Millet Meclisi, 1 Kasım 1928'de 1353 Sayılı Yasayla 29 harften oluşan yeni Türk “a be ce” sini kabul edişinin 91. Yıldönümü.

İkincisi; 1 Kasım 1922’de Büyük Millet Meclis’in aldığı karar doğrultusunda çıkarılan kararname ile “Saltanata” ya da “Padişahlığa” son verilişinin 97. Yıldönümü.

Yeni Türk Alfabesi’nden başlayalım.

Ardından Ragıp Hulusi Özden, İbrahim Grantay, Ahmet Cevat Emre, Emin Erişirgil, İhsan Sungu, Avni Başman, Falih Rıfkı Atay, Ruşen Eşref Ünaydın, Yakup Kadri Karaosmanloğlu’ndan oluşan 9 kişiden oluşan “Dil Kurulu” oluşturulur.

Mustafa Kemal yeni Türk Alfabesi ile ilgili Sarayburnu’nda halka seslenirken, “Bugün yapmak zorunda olduğumuz çok değerli bir iş vardır. Yeni Türk harflerini çabul öğrenmek. Kadına, erkeğe, hamala, sandalcıya bütün yurttaşlara öğretiniz. Bunu yurtseverlik, ulusseverlik görevi biliniz” der.

29 harften oluşan yeni Türk Alfabesinin kabulünden 2 ay sonra 16-45 yaş arasındaki Türk vatandaşlarının okuma-yazma öğrenmeleri için 1 Ocak 1929’da “Millet Mektepleri” açıldı.

Başlatılan okuma-yazma seferberliği ile Osmanlı döneminde yüzde 8’i gayri müslüm olmak üzere yüzde 9, 1927’de yüzde 11 olan okur bu oran harf devrimiyle birlikte 1935’te yüzde 20,4'e, 1950’de yüzde 33,6’ya, 1960’ta yüzde 39.5’e, 2008’de yüzde 85.71’e, 2018’de yüzde 91’e

ulaştı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Hanımefendinin 2017’de başlattığı “Okuryazarlık Seferberliği” kapsamında okuma yazma bilmeyen iller sıralamasında Kocaeli ilk sırada yer aldı.

Son bir not: 1 Kasım 1928’de Yeni Türk Alfabesi’nin kabul edilmesinin ardından Gazi Mustafa kemal Atatürk 24 Kasım 1928’de “Millet Mektepleri Başöğretmeni” ilan edildi ve yurt gezilerine çıkarak kara tahta başına geçerek yeni Türk harflerini öğretti.

Saltanatın kaldırılmasıyla devam edelim;

23 Nisan 1920’de TBMM’nin açılışının ardından milli egemenliğe ters düşen saltanat yani padişahlığın kaldırılması şartlar uygun olmaması nedeniyle bir süre ertelenmişti.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Kurtuluş Savaşı sırasında ulusal direnişe karşı olan, düşmanla işbirliği yapan İstanbul Hükümeti’nin Lozan Konferansı’na davet edilmesini fırsat bilerek

Saltanatın kaldırılmasına karar verdi.

·         Yeni Türk Devleti’nin siyasal yapısını sağlamlaştırmak için padişahlıkla halifeliği birbirinden ayırıp siyasi iktidarı temsil eden saltanatın kaldırılması, halifeliğin ise devam etmesi şeklinde bir çözüm yolunu buldu.

·         Bu arada kendisine teklif edilen Padişah olma tekliflerini red eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 1 Kasım 1922 tarihinde 600 yıl devam eden Osmanlı Saltanatına son verdi.

·         Saltanatın kaldırılmasıyla; Ülkede iki ayrı yönetimin bulunmasına son verildi.
TBMM tek yasal güç haline geldi. Din ve devlet işleri birbirinden ayrıldı. Son Osmanlı Sultanı VI. Mehmet Vahdettin 17 Kasım 1922’de ülkeyi terk etti. Halifeliğin yabancılar tarafından kullanılmasını engellemek için Osmanlı Hanedanından Abdülmecid Efendi halife seçildi.
Lozan Barış görüşmelerinde Türkiye’nin tek bir heyet tarafından temsil edilmesi sağlandı.

Devam eden Halifelik ise Saltanatın kaldırılmasından 2.5 yıl, Cumhuriyet’in ilanından 1.5 yıl sonra 3 Mart 1924 tarihinde kaldırıldı.


 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Galip Ataman - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Anket Kocaelispor’un yeni teknik direktörü Selahattin Dinçel başarılı olur mu ?