Kapılar

Kimi ahşap, kimi demir, kimisi de çelik kapılar. Zamanın evrilmesi her şeyi değiştirdiği gibi kapılarda nasibini aldı bu değişimden.

Eski zamanların büyük ahşap kapıları adeta canlıymışcasına bir şeyler anlatırdı bakana. İnce zarif, kakmalı kapılar genellikle camiilerde ve türbelerde bulunurdu.Bunları yapanların sabrına ve ustalığına hayran olmamak elde değil.

Osmanlı dönemindeki kapılarda çift tokmak bulunur biri küçük ve zarif diğeri ise daha büyük ve tok sesli olurdu.

Kapıya gelen kişi kadınsa  küçük tokmağı vurur, ev sahibi de gelinin bir kadın olduğunu anlardı. Büyük tokmağın sesi ise misafirin erkek olduğunun işaretiydi.Böylece ev halkı tokmak seslerine göre hareket eder, hanımlar kendine çeki düzen vererek kapıyı açarlardı.

Köy evlerinde ise daha sade ve yalın ahşap kapılar olurdu. Şimdiki gibi zil ve diyafon lmadığından her kapıda tokmak ve ip bulunurdu.

Yazımın başında belirttiğim gibi o ahşap kapıların dili olsaydı da anlatsaydı tokmağına dokunanları ve edebi, adabı...

O ahşap kapıyı sabırla, sevgiyle yapan usta kadar hane  sahibi ve kapıya gelenler de edep sahibi misafir perver insanlardı. Ramazan ayı geldiğinde ise kapılar içeriden açık bırakılırdı ki bir yolcu ya da ihtiyaç sahibi orucunu açmak için çekinmeden buyursun diye.

Nereden nereye gelmişiz diye hayıflanmamak elde değil elbet. Güven duygusunun yok olduğu günümüzde yazdıklarım ütopik gibi değil mi?

Sosyal hayatta  toplum ahlakı çok önemlidir. Ahlakı olmayan toplumlar huzur içinde yaşayamaz, ilerleme kaydedemez.

 Ticaret ahlakı ise mihenk taşı mesabesindedir. O dönemlerde arastadaki esnaf camiye giderken kapısını kapatma gereği duymaz, açık bırakırdı. Evet... Arasta esnafı ve toplum arasında böylesi bir güven duygusu vardı. Kapılar açık!..

El Emin olan Rasulün ümmetine emin olmak, güven vermek yakışırdı elbet. Çalıp çırpmak, haksızlık yapmak ve başkasının malına, canına, namusuna göz dikmek ise ne acıdır ki günümüz toplumlarında sıkca görülmektedir.

Efendim kapılardan bahsediyorduk değil mi? Evet...

O mis gibi tahta kokulu kapıların dönemi de birer birer kapandı artık. Kim bilir akibetleri ne oldu? Belki de bir zamanlar  tüten baca dumanının ateşinde  yanan o kapılardı. Sobada yanarken bile çıtır çıtır ses çıkarırken odaya tatlı bir huzur bahşetti belki de. Ve çıkan dumanıyla çevreyi kirletmedi. Külü ise çok az ve zararsızdı.

Ninelerimiz bu kül  ile temizlik yaparlarmış. Mutfak gereçleri bu kül ile ovulur, çamaşırlar küllü su ile  yıkanırmış. Anlayacağınız üzre katı hali ve küllü haliyle de insana hizmet etmiş ahşaplar.

Gelelim demir doğramadan imal edilmiş kapilara. Demirin soğukluğu kapılarda hissediliyor olmalıydı. Devasa büyüklükte ki bahçe kapıları artık hep demirdendi. Belli ki daha sağlam ve güvenli sayılıyordu. Gürültülü açılıp gürültülü kapanırdı demirden kapılar.

Günümüzün modern insanı bahsettiğim bu kapıları belki görmemiştir. Şimdilerde her evin kapısı çelik vs türünden. İçinden üç kilitli.Bu kapılara  sahibi dışında uğrayan da  yok zaten. Tokmağına dokunup zile basanda!.. Komşuluk olmadığı için kapılarda melül mahzun durmakta.

Çelik kapılarımız güvenli olabilir ama asıl olan toplumun güvenilir olması değil midir? Öyleyse her bireyin '' emin sıfatını'' sorgulaması ve güvenilir bir ahlaka sahip olmaya gayret etmesi elzemdir. Toplumun buna çok ihtiyacı olduğunu düşünmekteyim.

Gayret bizden  tevfik Allah’tan. Cümlemizin İslam ahlakıyla  yeniden ihya olması niyazıyla...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Melek Engin Aktemur - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.