Gerçeğin teşhisi (3)

İnsanların inançlarından emin olmalarının peşine düşmeleri samimiyetlerine bağlıdır. Samimiyet gerçekten varsa gayret de olacaktır. Samimiyet gayrete, gayret hedefe taşır. Önyargısızlık “neden”, şüphesizlik “sonuç” olarak tezahür eder. Maalesef bunu insanların çoğu başaramıyorlar.

Çünkü inançlarından emin olmanın peşine düşecek kadar “cesur” değiller. Neticede ya inancından vaz geçmesi gerekirse? Buna pek az insan hazırdır. Bu öyle kolay bir şey değildir. İnsanın kendi gerçeğinden vaz geçmesi büyük güç ister. Bu güç “aklın” ve “vicdanın” iyi işletilmesiyle açığa çıkar. İnsanların gevşekliği imanlarının zayıflığından kaynaklıdır. Sağlam bir iman insanı yerinde mıhlayamaz; aksine harekete geçirir, erteleyemez. Gerçekle öldükten sonra yüzleşmek kadar feci bir gecikme yoktur. Çünkü gerçeğin kendisi anlaşılsın diye vardır; ertelenmesi onun varlığına değer vermemek demektir. Ona değer vermeyenler de onu hak edemezler. İnsanların şüpheli inançlarına rağmen hala avunmaları ve rahat olmaları dikkatlerini başka şeylere kaydırmaları ve gerçeğin arayışına yönelmemeleri nedeniyledir. İnsanın dikkatini gerçeği bulmaya kaydırması için “önyargısızlık” şarttır. Çünkü bu arayışta hiç hoşlanmayacağı şeyler önüne çıkabilir; direnmesi gerekir. İşte zayıf insanlar bu yüzden “şüphesizliği” tutsak ederler ve dikkatlerini başka şeylere kaydırarak avuntuyla “oh be” derler… Batıl akideden rahatsız olmamanın yolunu tercih ederler…

Gerçeği önyargısız, zansız ve şüphesiz tespit edenler gerçeğe sımsıkı inanırlar. Onları metotlu düşündükleri için çelişkisiz inançlarıyla bitmez tükenmez çabalarından tanırsınız. Davalarının bedelini ödemekten hiç korkmamalarından ve dünyaya tamah etmemelerinden tanırsınız. Dürüst amellerinden, karşılık beklemeden iyilik yapmalarından, cömertlik ve takvalarından tanırsınız. Onların yardımseverliği tüm insanlığı kuşatır.

Gerçeğe ulaşım aracı samimi, önyargısız, sabırlı, dikkatli, dürüst bir gayrettir. Yani mantık çelişkisiz ve adil çalışırken, duygular da samimidir. Mantık ve duygu birlikte ve müsavi çalışır. Mantık duyguyu aşarsa “materyalizm”, duygu mantığı aşarsa “hurafe” doğar. Mantık duyguyu, duygu mantığı dengelemelidir. İkisinin de aşırısı mutedil yoldan çıkmak anlamına gelir.

Neden “aklı ve vicdanı iyi işletmek” diyoruz? Çünkü aklın iyi işletilmesi gerçeği tespit eder fakat bu yetmez. Bunu iyi işletilen vicdan sergiler. Demek ki adalet varlığını akıl ve vicdana borçludur. Faydalı, iyi, doğru ve güzel olmak da öyle. Bu yüzden din “borç” demektir. Allah’ın din vermesi borç vermesidir; bu borcun bedeli kulun itaati ve Allah’ın lütfuyla ödenir. İtaatimizde noksanlarımızın telafisi Allah’ın lütfuyla gerçekleşir. Bu yüzden dinden terbiyelenmek “borçlanmak”, dinin gereklerini yerine getirmek ise bu “borcu ödeme” gayretidir. İtaatimizde mutlaka hatalarımız ve noksanlarımız olacağı için Allah’ın lütfu devreye girer. Allah’ın adil yargısında bu lütufla iyilere şefaat edilir. Tartının ağır gelmesi Allah’ın adaletini, hafif gelmesi ise Allah’ın gadabını devreye sokarken, ağır gelenin hataları ve noksanları da elbette Allah’ın lütfunu devreye sokar.

Hayatta karakterler imtihanla muhatab olan tüm akıl sahipleridir. Allah akıl verdiklerini bu imtihana uygun görmüştür. Allah’ın yarattığı doğallığı bozmak yahut başka dikkatsizlik ve tedbirsizlikten dolayı akıl melekesine sahip olamamak kişiyi sınav dışında tutar. Onlara sahip çıkmak akledenlerin sınavının parçasına dönüşür. İnsanların doğayı bozmalarının neticesinde bu bozulmanın yine kendilerine yansıması sünnetullah gereğidir. Yerçekimi de yerçekimine direnmek de Allah’ın kanunlarını kullanarak gerçekleşir. Fakat asıl karakterler gerçeğin tamamen farkında olarak insanları kurtarmaya çabalayan elçiler ve onların takva tilmizleridir. Bu şuur hayata karşı kazanılmış tipik bir zaferdir. Hidayet manevi bir can olduğu için ölümsüzlük iksiri bir “ruh”tur. Hayat ölümün, ölüm ölümsüzlüğün işaretidir. Her an alınan nefes hayata, verilen nefes ölüme yaklaştırır. Ölüm kişinin maddi boyutuyla ilişkilidir. Ölümsüzlük ise manevi boyutuyla ilişkili…

“Yin yang” denklemi de bir hakikattir. Her şey zıddıyla kaim. Sıcak soğuğu, alt üstü, yer göğü, yaratılan Yaratıcıyı, ölüm ölümsüzlüğü ifade eder.

Hayatın imtihan olmasının en büyük delili her insanın mutlaka bir iyi bir de kötü tarafının olması, akılla iyi ve kötüyü ayırt edip iradesiyle seçme yeteneğidir. İyi, doğru, faydalı ve adil olmak asayişi sağlıyor. İyiler kazanıyor, kötüler kaybediyorlar. Allah’ın yeryüzüne koyduğu her türlü ilkelere uyanlar iyi, asi olanlar kötü oluyorlar. Bu ilkelere karşı çıkmak bedensel, psikolojik ve ruhsal (dini) açıdan hasta ediyor. Elçileri tanımada bu prensiplere uyanlar da kazançlıdırlar; elçileri tanıyıp onlara itaat edenler de. Allah elçi göndermediği toplumu sorumlu tutmuyor ve herkes imkânı çerçevesinde sorumlu tutuluyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yüksel Yılmaz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.