Çatışmalar…

Hepimiz zaman zaman, bir başkasıyla aramızdaki farklı fikirlerimizden dolayı olumsuzluklar yaşarız. Aslında bazen aile içinde, bazen dost ve arkadaşlarımız arasında, bazen de bizzat kendi kendimizle çelişkiler, anlaşmalıklar yaşarız..

Bazı geceler, insanın canının yarısı uyumak ister, diğer yarısı ise uyuma der.. “Gözlerinin birisi; kalk gidelim derken.. diğeri otur oturduğun yerde” der.. Bazen de “dediğimi yap, yaptığımı yapma” diye tembihleniriz… Sağlığımız bozulduğunda vücudumuzu ateş basar, boncuk boncuk terleriz, ancak aynı zamanda da tir tir titreriz…

İnsan vücudu kendi kendisiyle de çatışma yaşar zaman zaman gördüğünüz gibi…

Peki çatışma nedir o halde? Hiç düşündünüz mü?

Kişiler ya da gruplar arasında belli bir konuda ortaya çıkan görüş, düşünce ayrılığı “çatışma” olarak tanımlanmaktadır. Bir deyişle de “aynı olaya, “farklı gözlüklerle” bakma durumudur…

Karşılaştığımız bir olayda “empati” kurmak, kendi düşüncelerimizle bile çatışma yaşamamıza sebep olur.

Çatışmanın bazen özellikle istendiği, bazen de istenmediği durumlarla karşılaşılması, çoğumuz için şaşırtıcıdır. Özellikle istenmesini anlayabilmek için, nihayetindeki sonucun nasıl, kime, ne şekilde yarar sağladığını ya da zarar verdiğini tespit edebilmek gerekir öncelikle…

Bir iş yerinde yeni görüşler üretmek, üretebilmek için çabalar sarf edilirken, diğer bir iş yerinde yeniliklere olanca öfkeyle karşı çıkmak, değişme ve yenileşmeye direnmek, çalışanlar arasında ya da çalışan ile yönetici arasında yaşanabilmektedir.

Bu bazen koltuk kavgası, gelecek kaygısı yüzünden olabilirken, bazen de kişisel komplekslerden, yetersizliklerden, beceri yoksunluklarından kaynaklanır. İyi örnekler arasında kalmak, iyi olmayanları çok çabuk su yüzeyine çıkarır. Tabi ki bu da hiç hoş karşılanabilir bir şey değildir. Özellikle de bu kişi bir yönetici pozisyonundaysa…

Çatışmalarda önemli olan, çatışmanın yıkıcı çatışma haline bürünmemesidir. Yıkıcı çatışma; kurumsal, örgütsel bağlılığın azalmasına yol açar, amaçların boş verilmesi eğilimi yaratır, çalışanlarda gerilim ve strese sebep olur. En önemlisi de kurumsal enerji kaybına, kurumların ya da örgütlerin vizyon ve misyonlarına katkılar sunan verimliliğin düşmesine sebep olur…

Önerilere açık, ne istediğini bilen, hedefleri olan, karar sistemlerine katılımcılığı benimseyen örgütlerde neden çatışmalar yaşansın?

İşte, bu bazen çatışmacı insanların farklı beklentilerinden, bazen kişilik(sizlik) özelliklerinden, bazen görev ve iş analizlerinin tam yapılmadığı ve sorumluluk sınırlarının açık olmamasından, bazen de çalışanlara sunulan imkanların eşitsizliklerinden kaynaklanır.

Karşılaşılan her krizde bir taraf eğer “mağduriyet” yaşamışsa, diğer tarafta muhakkak yeni yeni “fırsat” imkanları da oluşmuştur.

Tarih boyunca yapılan savaşlar, coğrafya değişiklikleri, bölünmeler, birleşmeler hep krizler ve fırsatlarla olmadı mı? Örneğin yakın tarihe kadar “Yugoslavya“ diye bir ülke varken, şimdi yok! Ama, aynı yerinde Bosna-Hersek,Sırbistan,Hırvatistan,Makedonya,Karadağ,SlovenyaveKosova yer aldı.

Kimi toplulukların ayrışmaları sonucu farklı farklı uluslar ortaya çıkarken, kimi topluluklar birleşerek tek güç olma, olabilme çabasında (AB) Avrupa Birliği gibi.. En büyük güç, insanların ve toplumların kendi güçlerini fark edebilmeleriyle birlikte, yapıcı çatışma ortamından fayda ile sonuç alabilmektir sanırım…

Unutmayalım ki! “Çatışma Yenileşmeye, Yenileşme de Çatışmaya Yol Açar” F. ULUĞ

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kalabalık - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Anket Koronavirüs aşısı çıktığında yaptırmayı düşünür müsünüz?