Düşe Kalka Demokrasi

Hala tam olarak anlaşılamayan demokrasi, ağır aksak da olsa, müdahalelerin nevi değişik de olsa, kendini geliştirmeye devam ediyor..

Belki bugüne bakarak umutsuz bir tablo görenler de olsa, ileriyi görenler ve geleceğe göre pozisyonlarını belirleyebilme özelliklerini bugüne kadar gösterenler, her şeye rağmen demokrasimizin olgunlaşmakta olduğunu da söylemekteler.

Merhum Ahmet Taner Kışlalı “Siyasal Sistemler” adlı kitabında; “kendisine yöneltilen yanlı bir bilgilendirme, düşüncenin çerçevesini çizer ve düşünce özgürlüğünü ortadan kaldırır” derken, sanırım bugünlerimizde artık daha da keskinleşen, “yandaş” kavramına sığdırılan veya “yanlı” görünen, “biz” görünenlerin, eksik, yanlış kararlarıyla nelere mal olduklarını da kastetmiş olmalı.

Düşüncelerimizin çerçevesini, kendimiz için mi yoksa başkalarının sınırlarına göre mi belirlemeliyiz?

Düşüncelerimizin özgürlüğü, başkalarının düşünceleriyle çarpıştığı yerde mi biter? Ya da bitmeli?

Kısaca; siyasi tercihlerimizi “birinci elden mi”, “ikinci elden mi” yapmamız gerekiyor…

Sandık sonuçlarından, bazen çıkan sürpriz sonuçlar, duyarlı seçmen ve sorumluluk sahibi vatandaşlarımızın (kimi zaman tercihleri aşağılansa da) birinci elden yaşama arzularını yansıtıyor bence…

Kışlalı; “Sadece benzerler arasında seçim yapabilmeye olanak tanıyan bir rejim, demokratik olmadığı gibi; bazılarının oylarına daha çok, bazılarının oylarına daha az temsil hakkı tanıyan, toplumun bazı kesimlerinin çıkar ve düşüncelerinin temsiline olanak bırakmayan bir rejimin demokratikliği de tartışmalıdır.” diyor yine kitabında.

Peki, mevcut “paralel siyaset” içerisinde hep aynılaşma peşinde olan siyasileri, hangi konuma getirmeliyiz? Ya da bu kesimlere demokrat diyebilir miyiz?

Elbetteki hayır..!

“Demokrasinin işleyebilmesi için, toplumda farklı çıkarlara ve dolayısıyla farklı görüşlere sahip bulunanların örgütlenebilmeleri ve görüşlerini barışçı yollardan rahatlıkla savunabilmeleri gerekir…

Demokrasi, farklılıkların birlikte yaşama biçimidir. Çoğulculuk, sayıdan çok farklılıktan kaynaklanır. Bu nedenle de, çok partinin varlığı, gerçek bir demokrasi anlamına gelmeyebilir. Demokrasinin amacı, farklılıkları yok etmek değil, uzlaştırmaktır.

Peki, bu demokrasi tariflerine göre bir siyasal yaşam var mı ülkemizde?

Biraz var, biraz yok sanırım!

Var kısmı, en azından örgütlenebilmeleri (!) olanağına sahip olunması. Yani bir sürü siyasi partimizin var olabilmesinin önüne engel çıkarılmaması (!)..

Yok kısmı ise; görüşlerini rahatlıkla savunabiliyor olamamaları sanırım..

Çünkü maalesef günümüz iletişim kanallarının vazgeçilmez gücü ve demokrasimizin dördüncü kuvveti (!) olan medyada, yani görsel ve yazılı basında, görüşlerini rahatlıkla savunabilmesinin ekonomik güce dayanması.

Seçim bütçesi alan, alabilen veya belli yapılara sırtını dayamış birkaç siyasi parti haricinde, çoğu siyasi parti maalesef ki farklılıklarını dahi topluma anlatabilme özgürlüğüne, fırsatına sahip olamıyorlar. Hatta sandıklardan onlara çıkan oyları bile “oy israfı” olarak görenler de var.

Bunları bir arada düşündüğümüzde, demokrasimizin hala eksiklerinin var olduğunu, hatta en büyük eksikliklerinin ne olduğunu, sanırım daha net ortaya koyabiliyoruz.

Her şeye rağmen düşe kalka demokrasi mücadelesine devam…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kalabalık - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Koronavirüs aşısı çıktığında yaptırmayı düşünür müsünüz?