Vesayet merakı bitmiyor..!

Yaklaşık on yıldır her hafta köşe yazılarım ile okuyucularla buluşuyorum. Bazı haftalar değişik mecralarda da yazılarım yayınlandığı için, iki veya üç ayrı konu ile de bana lütfedilen köşelerden düşüncelerimi paylaşma imkânı buluyorum.

Hasan Cemal’in geçen haftaki bir yazısını okuduğumda, geçmişte yazdığım ancak, yönü, muhatabı, mağduru farklı olan kesimlerin, şimdi güçlü(!) olmalarından kaynaklı ve eskiyle aynı şekilde bir tavır içine düştüklerinden, eskinin vesayetçi tartışmaları ile güç gösterilerine kendilerinin de uyduklarının görülmesinden, gelecekten de farklı beklentiler ve konumlandırmaları zorunlu kıldı maalesef…

Ferruh Bozbeyli’nin, “Yalnız Demokrat” isimli kitabında; “sanatta ve siyasette üç safha vardır. Birincisi; dikkat çektiği safha, ikincisi; meşhur olduğu safha, üçüncüsü ise; şımardığı saffa.. Bundan paçayı kurtaran bir elin parmaklarını geçmez” dediğini hatırladım yine.

Zamanın Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ’un, medyanın karşısında; “savcılara sesleniyorum! Bu kağıt parçasından hareket ederek soruşturmalarınızı yürütün…!” şeklindeki üslubunu, Genel Kurmay karargahında yargı ve medya kuruluşlarına verilen brifingleri, medyaya uygulanan akreditasyonları…!

Şimdi de değişmeyen, adeta inovasyona uğratılarak yinelenen, muktediriyet ve vesayet gücünü elinde tutan siyasi irade mensuplarının üslup, uygulama ve dayatmalarını duymak, görmek hiç şaşırtmıyor…!

Birçoğumuz, yerel medyanın adeta belediye bülteni gibi haber(!) anlayışı ile günü geçiştirdiklerini, aksi takdirde reklam vs. tehditleri ile gelecek kaygısı, geçim sıkıntısı içine sokulduğundan şikâyet ederiz.

Tabi bunu bir de sırtında küfe olanların gözüyle, yani ayakta kalma mücadelesi veren yerel medya sahipleri ile paydaşları açısından bakmak gerek aslında. Tabi amacı haber ve gazetecilik olanlar açısından..!

Yerel medya kuruluşlarındaki bu sorun(!), tehdit(!), tembih ve yönlendirici yayın politikası isteği, uzun zamandır, “ulusal medya” adı verilen ve ülke çapında yayın yapan medyada da hâkim olmaya başladı. Aslında var olan hâkimiyet, sanırım ki daha da belirgin ve keskin, yayılmacı bir zihniyete ulaştı…

* *

Hasan Cemal, geçen hafta bir yazısında, Başbakan Binali Yıldırım’ın, gazetecileri Vahdettin Köşkü'nde toplayıp, “ayarçekerken” ve “nasıl gazetecilik yapılması gerektiğini” anlatırken ki bilgiler üzerine; “Devletten yana gazeteci, devlete karşı gazeteci yoktur, sadece gazeteci vardır!” demişti..

Mesela: “Türkiye’ye karşıolumsuz algıyaratacak kişilerden görüş alınmamalıymış...

Sadece gerçekten yanadır gazeteci! Devlete yardımcı olmak, devlete karşı olmak, devleti yönetmek gibi merakların peşinde olmaz gazeteci, eğer gerçekten gazeteciyse.

Devleti yönetenler, devlet ve siyaset adamlarıyla bürokratlardır. Devlete yardımcı olan kişi ve kuruluşlar da vardır. Bunlar da saygı değer mesleklerdir. Bir gazeteci de merak duyabilir bu işlere. Yapmak istiyorsa da meslek değiştirir, gazeteci kimliğini bırakır, devlet yöneticiliğine soyunur o zaman…

Gerçeğin peşindedir gazeteci. Gerçeği araştırır, gerçeği yakalayıp kamuoyuna yansıtmaya çalışır.

Ku

şkusuz gerçek, gazetecinin tekelinde değildir. Devletin de, siyasal iktidarın da tekelinde değildir.

Herkes yanılabilir. Yanılabileceğinin bilincinde olmalıdır. Çünkü kimse bilmez bütün yanıtları.

Ama şunun farkındadır gazeteci: Halk gerçeklerden haberdar olduğu ölçüde, tercihlerini daha isabetli yapar, daha yerinde kararlar verir. Kamuoyu doğru bilgilendirildiği ölçüde, denetim görevini daha etkili biçimde yerine getirir. Böylece, demokrasinin çarkları daha iyi döner. Devlet yönetiminde hukukun kuralları gitgide kökleşir.

Siyaset sahnesiyle devlet yönetiminde iyinin kötüyü kovması daha kolaylaşır…

Kendisine söylenenle yetinmek gibi bir alışkanlığı yoktur. Kendisine söylenmeyeni, kafaların arkasındakileri sergilemeye dönük ihtirasını bir türlü gemleyemez… Demokraside gazetecinin gerçek merakı kendisini devletle, iktidar ve güç sahipleriyle karşı karşıya getirir. Bu durum bazen iyice keskinleşir. Özellikle savaş ve terörle mücadele gibi konularda iki tarafın anlaşmazlığı daha büyür. Çünkü savaşlarda ilk kurban, kayıp ya da eski deyişle zayiat gerçeğin kendisidir. Böyle dönemlerde psikolojik savaş ön plana geçer. Savaşan tarafların verdiği bilgilerin gerçeği ne kadar yansıttığı bilinmez. İki taraf da kayıplarını en az, kazançlarını en abartılı biçimde duyurmak ister…

Yıllar geçiyor. Ne devleti yönetmeyi, ne gazeteciliği öğrenebiliyoruz…”

* * *

Demem o ki; nasıl bir güç, kudret ise şu vesayet merakı, bir türlü bitmek bilmiyor…!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kalabalık - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Koronavirüs aşısı çıktığında yaptırmayı düşünür müsünüz?