DEĞER KAVRAMININ ANLAŞILMASI ÜZERİNE BİR DENEME-3

Güç (pouvoir) sosyal konum ve prestij, insanlar ve kaynaklar üzerinde denetim veya kontroldür (sosyal güç, otorite, zenginlik, kamu imajımı korumak, sosyal kabul). Başarı (accomplissement) sosyal standartları temel alan kişisel başarıdır (başarılı olmak, yetkin, hırslı, etkili, zeki). Hazcılık (hedonisme) zevk ve duyuların kişisel ödüllendirmesidir (zevk, hayatı seven, kendi kendisi ile barışık, cinsellik). Uyarılım (stimulation) tahrik, yenilik ve hayatta meydan okumalardır (cesur, değişik bir hayat, heyecanlı bir hayat). Özyönelim (autonomie) bağımsız düşünce, eylem tercihi, yaratmak, keşfetmek-incelemektir (özgürlük, bağımsızlık, kendi hedeflerini seçen, yaratıcılık, merak, kendine saygı). Evrenselcilik (universalisme) anlayışlı olmak, takdir edici, hoşgörülü, herkesin ve tabiatın iyiliğini gözetmektir (açık fikirli, sosyal adalet, eşitlik, barış içinde bir dünya, güzelliklerle dolu bir dünya, tabiat ile bütünlük, çevreyi korumak, erdem). İyilikseverlik (bienveillance) olağan ve kişisel temas içinde olunan kimselerin iyiliğini gözetme ve korumadır (yardımsever, dürüst, bağışlayıcı, sâdık, sorumlu, gerçek arkadaşlık, olgun sevgi). Geleneksellik (tradition) dinin ya da geleneksel kültürün birtakım fikirlerini ve geleneklerini kabul, bağlanma ve saygıdır (alçakgönüllü, dindar, geleneğe saygılı, ılımlı, dünyevî işlerden el ayak çeken, hayatın verdiklerini kabul eden). Uyma (conformite) sosyal norm ve beklentileri ihlâl etmek, başkalarını rahatsız etmek ya da kırmak-yaralamak gibi fiillere elverişli iç itiş (dürtü) ve eğilimlerin sınırlanmasıdır (itaat eden, nezaket-kibarlık, ana-babasına ve yaşlılara değer vermek, kendini denetleyebilmek). Güvenlik (securite) ise toplumun, ilişkilerin ve kendisinin güvenliği, ahenk ve istikrarıdır (millî güvenlik, sosyal düzen, bağlılık duygusu, aile güvenliği, temizlik, iyiliğe karşılık verme, sağlık). Bu kavramlar daha önce yapılan araştırmalarda kullanılan Türkçe karşılıkları dikkate alınarak tercüme edilmiştir (

39).

Bütün bu akademik araştırmalarda çeşitli dinlerde dindarların neler dediklerine bakıldı ama hala eksik kalan bir şey var. Bir dinin içerisinde çeşitli fraksiyonlar olabilmekte hatta bazıları birbirine çok aykırı olabilmektedir. Bugün amelde hakka en uygun görülen (bir süredir hak denilmeye bile başlandı) ve Sünni olarak tanımlanan mezhepler tarihte mihne olaylarında birbirlerini yemişlerdir. Şia kendilerini Alevi olarak tanımlayan birçok marjinal mezhepten Sünnilere çok daha yakındır. Kendini sünnet ehli gören bir gelenekçi, bir modernist, bir radikal, usullü bir ilahiyatçı, bir mutasavvıf arasında uçurum olabilmektedir. Öyleyse hangi fraksiyonda, mezhepte, cemaatte ya da tarikattaki Müslümanların incelenecek olması belirleyicidir. Din alanındaki bu ciddi tefrikaların varlığı dikkate alınmadığında sonuçlar yanıltıcı olacaktır. Akademik araştırmalarda bunların dikkate alınmadığı göze çarpmaktadır. Dindarları tek sınıfta toplamak sağlıklı bir sonuç vermez. Gelenekçi bir Müslüman ve Hıristiyanın birbirleri arasındaki ortak inançlarını maddeler halinde sayacak olsak nicelik bakımından usullü ilahiyatçı bir müslümandan daha çok olacaktır. Bunun nedeni “mesiyyat”tır; yani hırsitiyanlıktan sızma pek çok şey uydurma hadisler yoluyla Müslümanlığa sıvışmıştır. “İsrailiyyat” yoluyla da Yahudilerle ortak noktalar elde edildi. Bu akademik çalışmalardaki bir noksanlık da “dindar” sözcüğünün belirgin kabul edilmesidir. Zira dışarıdan bakılması yetersizdir.

“…Anaya-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlara ihsanla davranın…” (

40) gibi Kur’an’da bu tür tutum ve davranışları öven ve teşvik eden ve bunları bütün ilişkilerin temeline oturtan pek çok ayet yer alır (41). İhsanla kastedilen iyi davranmaktır. Ayetin sonunda Allah şımarık, kibirli, küstah olanları sevmediğini hatırlatıyor. Böylece burada değerin iyilik yapmak ve mütevazı davranmak olduğunu görüyoruz. Bunların aksi ise değersizdir. Bütün ayetleri gözden geçirsek listelerce değerlerin mevcudiyetine şahit oluruz.

Değerler Âdem’den beri var olup insanidirler. İnsani değerlerden zamanla az ya da çok her gruptan insan yararlanmıştır. Gerektikçe seçilen elçiler vesilesiyle değerler bütün insanlığa yayılmıştır. Adil ol, barıştan yana ol, cömert ol, sadık ol, yardımsever ol, merhametli ol gibi… Eskiden beri var ola geldiği için artık bunlar örfileşmişlerdir; bu yüzden Allah marufu yani örfü emretmektedir (

42). Bu değerler örfi olduğu gibi Kitabi de olabiliyor. Mesela evlatlığın boşadığı kadına nikâh düşmemesi gibi köklü bir adet kaldırılmıştır (43). Vahiy uzun yıllardır var ola gelen köleliği (44), çok eşli evliliği (45) ve aklı örten sarhoş edici içecekleri (46) tedricen kaldırıyor. Böylece vahiy coğrafi bir geleneği imha ederek Kitaba uymayan başka coğrafyalardaki geleneklerin de yıkılacağına emsal olmuştur. Kitaba sahip çıkılmayıp rivayetlere kapı açıldığında muta nikâhı gibi Farisi kökenli bir adet ictihadla Şii ilmihaline girebiliyor. Yahut Hindistan kökenli birçok tasavvuf malzemesi Sünni ilmihaline girebiliyor. İlmihale giremezse cemaat ve tarikatlar kanalıyla çok daha kolay giriyor. İslam dini hangi topluma girdiyse o toplumdaki takvalar taşıdıkları uygunsuz adetleri kaldırmışlardır; o toplumun zayıfları ise ya rivayet uydurarak yahut ictihad ederek uygunsuz adetlere meşruiyet kazandırmışlardır. Yani din ona uyanlar için belirleyici olmuştur.

Âdem’den son elçiye kadar taşınan yaratılışımıza uygun ahlaki değerler dini olduğu kadar insanidirler; zira “müslüman” tüm elçilerin ortak adıdır (

47). Bu değerler ilk olarak “Rab” yani terbiye edici olan Allah tarafından bozgunculuk etmekte ve kan dökmekte olan bir topluma bir terbiye olarak inmeye başladı (48). Böylece Allah’ın yasakladığı adetler, dünya insanlığının yasakladığı ve binlerce yıldır değersiz olarak var ola gelen davranışlar Allah indinde olduğu gibi insanlığın nezdinde de değersizdirler. Daha değersiz olan yüzünden değersiz olan değer kazanmaz; o yine de değersizdir yani değer değildir. Satanistlerin şeytana değer vermeleri de insanlığın genel kabulü değildir. Maddi şeylerde nasıl “az” olan değer kazanıyorsa, manevi şeylerde de “azınlık” olmayan değer kazanmaktadır. Fakat gerek maddi ve gerekse manevi alanda geçerli olan bir kural vardır: İhtiyaç değeri artırır! İhtiyacımız olan su az ise değeri artar. İslamın değeri ihtiyacımız olan ebedi kurtuluşu sağlamasıdır. Ne kadar ihtiyaçsa o kadar önemli, ne kadar önemliyse o kadar değerli… Bu yüzden şehidlik mertebesi için ölüme meydan okunabilmektedir.

Peki, kul Allah için değerli olana değer veriyor mu? Mesela Allah ana-babaya, yakınlara, yetimlere ve garibanlara değer veriyor (

49). Kul bunlara değer verdiği ölçüde ecir ve değer kazanıyor. Böylece din belirleyicidir. Kalbinizden geçirdiklerinizden bile hesaba çekileceksiniz (50). Kuran’da çok sayıda ayette geçen zekât sözcüğü madden ve manen “arınma” demektir. Allah temiz kalpli olmanızı istiyor; böylece iyiliksever olursunuz, fesat olmazsınız… Allah bireyin bozulmasını istemediği gibi meşhur Lut bahsinde geçtiği üzere toplumun bozulmasına da razı olmuyor.

İslam dininde kimlerin kurtulduklarına baktığımızda bu İslami (insani) değerlerin birkaçını taşıyor olmamızın yeterli olmadığını görüyoruz. Allah “salih amel”in kötü amelle karıştırılmasını istemiyor (

51). Salih amel kurtuluştur (52). “Takva” kurtuluştur (53). “Birr” kurtuluştur (54). Salih amel, takva, birr gibi güzel hasletler bir bütün olarak bizi “iyi mümin” ve “iyi insan” yaparken bütün değerleri ihtiva etmektedir. Anlaşılıyor ki İslami olan değer aynı zamanda insani olan değerdir…

KAYNAKLAR:

39. Krş.; M. Ersin Kuşdil ve Çiğdem Kağıtçıbaşı, “Türk Öğretmenlerinin Değer Yönelimleri ve Schwartz Kuramı”, Türk Psikoloji Dergisi 2000 15(45), s. 59-76.

40. Nisa 4/36

41. Âyetler için bk. Ömer Özsoy ve İlhami Güler, Konularına Göre Kur’an, Ankara 1999, s. 424 vd.

42. Bknz. Al-i İmran, 104, 114; Hacc, 41.

43. Bknz. Ahzab, 37.

44. Bknz. Nisa, 92; Maide, 89; Nur, 32; Mücadele, 3; Beled, 13.

45. Bknz. Nisa, 3.

46.Bknz. Bakara, 219; Maide, 90, 91.

47. Bknz. Al-i İmran, 67; Yunus, 90; Yusuf, 101; Hacc, 78; Neml, 42.

48. Bknz. Bakara, 30.

49. Bknz. Bakara, 83.

50. Bknz. Bakara, 284.

51. Bknz. Tevbe, 102.

52. Bknz. Bakara, 25, 62, 82, 277; Al-i İmran, 57; Nisa, 57, 69, 122, 124, 173; Maide, 9, 69, 93; En’am, 85; A’raf, 42; Yunus, 9; Hud, 11, 23; Ra’d, 29; İbrahim, 23; Nahl, 97; İsra, 9, 25; Kehf, 2, 30, 46, 88, 107; Meryem, 60, 76, 96; Taha, 75, 82, 112; Enbiya,72, 75, 86, 94; Hacc, 14; 23, 50, 56; Furkan, 70, 71; Şuara, 227; Kasas, 67, 80; Ankebut, 7, 9, 58; Rum, 15, 45; Lokman, 8; Secde, 19; Ahzab, 31; Sebe, 4, 11, 37; Fatır, 7, 10; Sad, 24, 28; Mu’min, 40, 58; Fussilet, 8; Şura, 22, 23, 26; Casiye, 30; Muhammed, 2, 12; Fetih, 29; Tegabun, 9; Talak, 11; Tahrim, 4; İnşikak, 25; Buruc, 11; Tin, 6; Beyyine, 7; Asr, 3.

53. Bknz. Bakara, 189, 194, 212, 223, 241; Al-i İmran, 15, 130, 172, 179, 198, 200; Maide, 65, 100; A’raf, 128, 169; Enfal, 29; 69; Tevbe, 4, 7; Hud, 49; Yusuf, 109; R’ad, 35; Hicr, 45; Nahl, 30, 31; Meryem, 63, 72, 85, 97; Taha, 132; Nur, 52; Furkan, 15; Şuara, 90; Neml, 53; Kasas, 83; Sad, 28; Zümer, 16, 20, 61, 73; Fussilet, 18; Zuhruf, 85; Duhan, 51; Muhammed, 15, 36; Kaf, 31; Zariyat, 15; Tur, 17, 20; Tegabun, 16; Talak, 5; Kalem, 34; Müddesir, 56; Murselat, 41; Nebe, 31; Leyl, 5, 17).

54. Bknz. Bakara, 177; 189; Maidde, 2, Meryem, 14, 32; Al-i İmran, 198; İnsan, 5; İnfitar, 13; Mutaffifin, 18, 22.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yüksel Yılmaz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Anket Çöp tesisi Kandıra'ya yapılmalı mı?