Sırrın limitleri

20. Yüzyılın başında atomun var olduğu inkâr ediliyordu. 21. Yüzyılın başında herkes inandı. Şimdi de bilimin bazı ispatları inkar ediliyor ama onlara da herkes inanacak. Geçmişte bugünleri göremeyen gözler, elbette bugün geleceği göremeyecekler. Bilim aklınızı, bilim karşıtları ise duygularınızı kullanmanızı istiyor. Akıl duyguları dengeliyor; dengesiz duygular aklı bozuyor; dengeli duygu ise akılda faydalı, adil, doğru, iyi ve güzel olanı hissettiriyor.

Enerji maddeye madde enerjiye dönebildiğine göre, katilin bıçağının doktorun neşteriyle özünde aynı enerjiye dönüştüğünü sanmayalım. Meleklerin enstantene olarak birleşen görüntüleri ve yankılanması hesap gününe kadar bitmeyecek olan sesleri enerji olarak kayıt altına alıyorlar. İyi ya da kötü niyetlerin ve icraatların enerjiye dönüştüğünü düşünün. Allah'ın yarattığı besinlerden aldığımız enerjiyi hayırlı işler için kullanmamız şükürdür; zararlı işler için kullanmamız ise nankörlüktür. En küçük madde parçası potansiyel olarak çok büyük enerji içerdiğine göre gerek besinlerden aldığımız enerjinin büyüklüğü ve gerekse eyleme geçtiğimizde harcadığımız enerjinin büyüklüğü aslında son derece önemsenmiş olan büyük bir sınav organizasyonunun içinde olduğumuzu göstermektedir. Kütlenin enerjiye dönüşmesi hayatta kullanılan her şeyin ve tüm icraatlarımızın enerji olarak saklandığının işaretidir. Allah yıldızları bu şekilde nasıl aydınlatıyorsa niyetlerimizin ve icraatlarımızın ardında saklanan gerçekleri de aydınlatacaktır. Bindiğiniz dünya mekânında organik canlılar yavaş hareket ettiğinden ışık hızı bize nasıl çok hızlı ve detaysız geliyorsa, ışık hızına binildiğinde de her şey çok yavaşlar ve detaylanır. Böylece meleklerin gözünden hiçbir şey kaçamaz. Hız arttıkça mekân küçüldüğü için ışık hızının yol aldığı imtihan dünyasında meleklerin yetişememe kaygıları yoktur. Dünya etrafındaki (zaten bükülebilme özelliği olan) uzayı eğiyor ve uzay bizi aşağıya itince yerçekimi var sanıyoruz. Uzay melek(e)lerle ayarlanabiliyor, bükülebiliyor, esnetilebiliyor, zaman gibi şekillendirilebiliyor. Melekler güneşle dünyanın etrafındaki boşluğu çarpıtınca, uzay dünyayı güneşe doğru iterek dünyanın güneşin etrafında dönmesini sağlıyor. Melekler zamanı büküyorlar.

Elektrik enerjisini mekanik enerjiye çeviren, elektriği uzağa taşıyan, zamanı ve uzayı yaran veya çarptırarak diğer zaman boyutlarına kapı açan meleklerin kullandıkları zaman ve mekân öz'e aittirler. Ne var ki idrak olmadığında tüm anlamı kaybederler. İdrakin idraksizliğini idrak etme yolculuğu Yaratıcıya ulaştırır. "Sıfır"ın hiç etkisiz eleman olduğunu fark eden gözler "sonsuz"un sonsuz etkili eleman olduğunu fark edemediler. Oysaki varlığın sonsuz görünümü sonsuzun en belirgin işaretidir.

Neden insan beynini bilgisayara yansıttığınız gibi bilgisayarı da insan beynine yansıtıp "organik bilgisayar çağı"na adım atarak kompütürleri mekanik bir çöplüğe çevirmiyorsunuz? Ne kadar olanaksız geliyorsa o kadar mümkündür diye düşünüyorum. Hiçbir mekaniğin ulaşamayacağı "kusursuz organik yapı"nın mekanik müdahaleyle limitleri ne kadar zorlayacağını şimdilik hesap edemezsiniz. İnsan zekasının çatlağından ancak böyle bir saçmalık sıvışıp da sinir uçlarına ulaşarak en büyük patlamanın ıssızlığını işittirebilir.

Evrenin ilk üç saniyesi sonsuzun içinde kaybolmuş ve onu arıyorsunuz. O sizi kimyanıza kadar var ederken siz onu üç bilinmeyenli denkleme çevirdiniz. Maddeci kafalarınız maddelerin içinde kayboldu. Aptalca inananlar şapkanın içinden tavşan çıkıyor sandılar; bu aptallara bakan aptallar ise tavşana hayat veren, adeta bir tavşan resmini ya da heykelini canlandıran Yaratıcıyı inkâr ettiler. İnkarcılar yaratılan her varlığın dışını saran ve içinde olan hikmeti göremediler. “Anlam” ortadan kalkınca, cehenneme önce kendi zihinlerinde girdiler. İnatları, onları karanlık zindanlarına tıkan yargıçları ve zindanlarının kapısından çıkmalarını engelleyen gardiyanları oldu. Hayvanlardan bile daha mutlu olamadılar; çünkü düşünemeyen inkâr da edemez. Ancak hiç düşünememek düşüncenin hor kullanılması kadar feci değildir. Şüphe etmeden inananlar, inanmamaktan ve şüpheden korkarlar; oysaki inanmadan önce şüphe edeceksin ki inandıktan sonra şüphen olmasın.

Düşünmeye başlayıp eşyaya isim verdiğimizden beri hayatı anlamlandırıyoruz. Marufun iyi, münkerin kötü olması hususunu tartışmıyoruz. Dinden kalan mirası yerken adama benziyoruz. Ateistler bile o mirastan yedikleri için hiç olmazsa “değer”leri inkâr edemiyorlar. Aklın hakkı inkârı iflastır; Hak aklın cilasıdır; akıl hakka açılan perdedir. Kalp gözünün varlığını inkâr edenler; elbette kalp gözünün gördüklerini de inkâr edeceklerdir. Lakin değil mi ki ateist bile bir şeyi gerçekten çok sevdiğini söylese kendisi kadar hiç kimsecik bundan emin olamaz. Onun o sevgisini inkâr etmek bizim için çok kolay. Ne kadar ispatlamaya çalışırsa çalışsın sevgisine inanmamak için bahaneler bulabilir ve cümleler kurabiliriz. Lakin hiç kimse ona inanmasa da o ateist farkındadır ki o sevgi onda vardır ve gerçektir. İspatlayamadığı o gerçeği emin olarak içinde taşıyordur… Şu halde zerreden kürreye var olan her şey var edeni işaret eder….

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yüksel Yılmaz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.