Toplumsal Travma ve Siyaset!

Ülkemizde onlarca yıldır süren, ekonomik, siyasal ve sosyal nedenlere dayalı çeşitli travmatik olaylar süregelmektedir. Hala da ayrı ayrı travmalarla iç içe yaşamakta ve yaşatılmaktayız.

Nedenleri “iç gerekçeler” olduğu kadar “dış gerekçeler” ve “coğrafi kader” olarak da sanırım bölümlendirmek mümkün olsa gerek…

Kırk yıla yakın süren, ulusal ve uluslararası güvenlik, terör gibi olaylarla, doğrudan ya da dolaylı olarak travma yaşayan insan sayısının arttığını, çeşitli bilimsel araştırmalar bizlere göstermektedir.

Yaşanan büyük depremler ve doğal afetlerin, yüzbinlerce insanı travmatize ettiği ve stres altında yaşamaya mecbur bıraktığı da bilinmektedir.

Maalesef, kadınlara ve çocuklara yönelik ev içinde ve sokakta uygulanan şiddetin, bazı kurum ve işyerlerindeki mobbingin, insanlarımız arasındaki tahammülsüzlük ve hoşgörüsüzlüğün, son yıllarda giderek de artış gösterdiği görülmektedir.

Buna bir de 17/25 Aralık sürecinden itibaren giderek keskinleşen bir hesaplaşma ve nihayetinde ülkemize yaşatılan 15 Temmuz kalkışması, çok farklı travmaları da beraberinde getirdiği görülmektedir.

‘Alnı secdeye değenler’ arasındaki uzun yıllara dayalı birlikteliğin, bir şekilde(!) bozulması ile ortaya çıkan yeni bir travmatik durum söz konusu.

Ve bu travma halen de etkisini sürdürmekte, hatta toplumun bütün kesimlerine de sirayet eden bir “şüphecilik” ve “ötekileştirmecilik” ile farklı mağdur kesimler yaratılmaktadır.

Ama olanın aslında toplumumuzun tamamına olduğu da aşikar…

Zamanında gerektiği gibi giderilememiş, yüzleşilmemiş politik, ideolojik, etnik ve dini kutuplaşmaların, siyasetin neredeyse hayatımızın tamamına yayılmış olmasıyla, yavaş yavaş toplum gündeminde de daha fazla yer bulmaktadır kendine.

Hatta yine bizzat Milli Eğitim camiasının içinden çıkan eleştirel uyarılarla, kendilerinden daha “dindar bir gençlik” beklentisinin, daha da dinden uzaklaştırıcı ve “deist” düşüncelere kaydırıldıkları da birkaç gündür özellikle ulusal medyada yerini aldı bilindiği üzere…

Türkiye’nin, ileri geri, gidip gelen siyasal yaşanmışlıkları sürecinde, geçmişte yaşanmış ve bugün halen yaşanan travmalarla yüzleşilmesi, özellikle Türk toplumunun manevi gücü ve birlikteliğini zayıflatan bir hal almasına muhakkak engel olunarak, yeni travmaların önüne geçilmesi, hayati öneme sahip bir yer tutmaktadır.

Aksi halde, daima korku kültürü yayılan, travmalar üreten bir toplumun, demokratikleşme, özgürlükler, inanç ve daha güçlü bir gelecek yolunda mesafe alabilmesi de mümkün değildir.

Toplumsal travmaların siyasi travmaların çözümü için bir fırsat olduğunu düşünen, kriz anlarında, kişilerin ezberlerini bozmaya açık olduğunu, o nedenle de toplumsal travmaları siyasi travmaları çözmek için büyük fırsat olarak gören bilim insanlarının sözlerine kulak verilmeli, travmatik krizler de fırsata çevrilebilmeli…

Ama, ya sorunları ve travmaları yaratanların öncelikli olarak tedaviye ihtiyaçları varsa..!

Sanırım travmalar akıllıca kullanılırsa kazanca dönüştürülebilir.

Madem ki travmaya neden olanlar yerinde duruyor!

O halde o yere sahip olmak isteyen, toplumu daha huzurlu, istikrarlı, demokratik, özgür, güçlü yapmak isteyen siyasiler ve siyaset kurumları var!

O halde sadece siyaset, politika, söylem ve eylem ile sandık çalışmaları yapmakla yetinilmemeli, toplumun ruh sağlığı, bilinç sağlığı ve tercihlerinde daha da bilinçli olunmasına yönelik bilimsel ve psikolojik araştırmalara, önerilere ve uygulamalara da yönelilmeli…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kalabalık - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.