Asıl Mesele

Asıl Mesele

Zaman hızla zamansız akıp geçiyor. Gündelik meseleler bizleri meşgul ederken, bizden yitip

gidenlerin farkına bile varamıyoruz. Dahası bulunduğumuz coğrafyada kim olduğumuzu, neyi,

kimi temsil ettiğimizi gözden kaçırıyoruz.

Köklerimizin, geleneğimizin bilgelik ile hikmetle yoğurulduğunu unutup, başka mecralarda

dolaşıyoruz. Bize dayatılan modern dünyanın algı ve argümanlarında kendimizi bulma çaba

ve gayretimiz sonuçsuz kalacak. Çünkü uyuşmuyoruz, uyuşamıyoruz, en fazla rol

yapabiliyoruz. Kendini dünyanın merkezi gören, bütün normları kendisinin belirlediği ve

diğerlerini yok sayan Batı, elbet bir gün gerçekle yüzleşecek. Biz şarklılar yüzyılların bize

verdiği bilgi birikimi ve deneyimlerimizle Batının zorba, adaletsiz, yok sayıcı, kuşatan,

sömüren zihniyetine karşı, kendi duruşumuzu sergileyeceğiz. Ve o zaman yapmacık, sözde

insan hakları, sözde değerler, sözde hümanizm üzerine kurulan bu düzen değişecektir. Ve

bizler zihinlerimizin özgürleşmesi ile bize vurulan prangalarımızdan kurtulacağız.

Kendi iddiamıza sahip çıkıp, yeryüzünde adil bir dünyanın kurulması için çaba ve gayret

göstermek durumundayız. Bizlerin yalnızca kendimize ait bir iddiamız yok. Yeryüzü ve

gökyüzü arasında ne varsa hepsi bizi ilgilendiriyor. Bizler dağların taşımaya korktuğu emaneti

sırtlanmış, onun gereğini de yüzyıllar boyu yapmış, tatbik etmiş bir medeniyetin bugün ki

varisleriyiz. Zihin dünyamızda hiçbir şey tesadüfi ve alelade oluşan bir şey yok. Hayatı,

dünyayı, ruh ve mana âlemini okuyup, birleştirip harmanlamış ve anlamlandırmış kültürün

temsilcisiyiz. Muhtaç olduğumuz güç ve kudret üzerinde yaşadığımız bu toprakların dağında,

taşında, ovasında, bilgesinde, ihtiyarında, gencinde… Yeter ki bunları görmek isteyecek bir

arzuya ve bunları okuyacak kendi medeniyet değerlerimize uyan bir bakış açısına sahip

olalım. Başkasının gözüyle, gözlüğüyle, bize ait olmayan kavramlarla, değerlerle bunları

bulup, okuma şansımız maalesef yok.

Asli değerlerimize, kültürümüze, örfümüze, geleneğimize sahip çıkacağız. Bu gelenek öyle bir

gelenek ki, bünyesinde zarafeti, nezaketi, inceliği, edebi, usulü, erkânı velhasıl doğruya,

güzele, iyiye ulaşıp, onu tatbik edecek bütün unsurları bünyesinde barındırıyor.

Bütün bunları herkesin bildiği gibi bir geleneğimiz hatırlatıp sözleri noktalayalım. Osmanlı

dönemine cama ya da balkona konan bir çiçeğin renginin ne manalar içerdiğini ve

dışarıdakilere ne mesajlar verdiğine bir bakalım.

“Pencerede sarı çiçek varsa bunun anlamı “Bu evde hasta var, kapının önünde ya da sokakta

gürültü yapma” demekti. Kırmızı çiçeğin anlamı da “Bu evde gelinlik çağına gelmiş, bekâr kız

var. Evin önünden geçerken küfür etme ve konuşmalarına dikkat et” demektir.”

Bir konuyu bu kadar ince, hassas ve derinlemesine düşünen bir anlayış dünyaya huzur ve

mutluluk getirmez mi ?

Vesselam….

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Sabahattin Yamak - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Anket Yerli otomobile sahip olmak ister misiniz?