Kahve mi, insanlar mı bozuk!

Geçen gün sosyal medyadaki bir paylaşımı bana ileten ve “sence!” diye fikrimi soran bir dostumla yazışırken karar verdim ve bu hafta bu konuyu yazayım istedim.

“Eskiden bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardı. Şimdi kırk dakika bile yok. Kahve mi bozuk, insanlar mı bozuk anlamadım!” yazılı olan bu mesaj üzerine lütfen sizler de bir düşünün isterseniz.

Nedir, kimdir bozulan!

Nedir bu bozulmanın sebebi!

Kimdir bu bozulmaya çanak tutanlar!

**

İnsanlar teknoloji ile birlikte daha tahammülsüz ve sahteci kimliğe ulaştılar…

Mesela telefon mu vardı daha yakın zamana kadar herkesin elinde ve hatta evinde.

Uzak diyarlardaki dost ve akrabalarına ulaşabilmek için PTT kuyruklarında telefon yazdırıp, saatlerce çıkmasını beklediğimiz yıllar bizler için çok uzak değil.

Yıl 1984. Askeri lisede okuyorum ve hafta sonu tatilinde Değirmendere’deki ailemi arayıp, seslerini duymak için neredeyse iznimin yarım günümü PTT içinde geçirmek durumunda kalıyordum.

Yıl 1993. Görev yaptığım askeri gemiyle otuz günlük bir İtalya seyrine gidiyoruz. On dört günü sadece denizlerde ve yolda geçen bir yolculuk. Vardiya düzeninde çalışıyor, uyuyup, uyanıyoruz, gördüğümüz güneş sabahın mı, akşamın mı karıştırıyoruz…

Çoluk çocuğun sesini duymak, haber vermek, haber almak ne mümkün..!

Şimdi her elde bir telefon, canlı bağlantı ile hem görüşüp, hem de konuşuyoruz.

Ama şimdi daha sabırsız olduk. Aradığın kişinin telefonu 3-5 kez çalıp da açmazsa, watsaptan yazıp da ve mavi çentiklerinden mesajının görüldüğünü görüp de eğer cevap alınmazsa, başlıyor bir öfke, kızgınlık, kırkınlık…

Yıl 1988. Memuriyete yeni başladım ve henüz bilgisayarlar yok iş hayatımda. Daktilo ile on parmak, uzun uzadıya yazılar, raporlar, maddeler halinde listeler yazmak işimizin gereği. Tam yazma biter, arasına karbon kağıdı yerleştirdiğimiz 3-5 sayfayı çıkartmak istersiniz, şaryo takılır ve hepsini yırtar. Onca emek, göz nuru, kağıt ve karbon sarfiyatı cabası..

Ya şimdi. Bilgisayarda yazını yaz. Kontrolünü yap. Bir tuşla yazıcıdan istediğin sayıda nüsha çıkart. Ya da bu okuduğunuz yazıyı bile gönderdiğimiz gibi e posta adı verilen teknoloji harikası ile istediğin yere, kişiye, mesafeye anında gönder.

Ama bu sefer de bilgisayarın sadece bir dakika bekletmesi bile insanı sinir küpü yapar oldu. Ağ sorunu, kablo sorunu bile bazen insanı çıldırtır oldu.

**

Velhasıl, teknolojinin getirdiği güzellikler ve imkanlar ortadayken, aynı zamanda insanların da huyu suyu değişim gösterdi, tahammül sınırlarında, sabır ölçülerinde inanılmaz bir farklılık ortaya çıktı...

Bazı insanların artık rahatlıkla sövebildiği, sıkıntılarını paylaşabildiği sanal bir alem oluştu ve bunu maalesef ki çoğu insan yeterli ve kendince doğru görüyor.

Aynı zamanda bu sanal alemdeki insancıkları gören ve henüz bozulmaya yüz tutmamış diğer insanlar, eski samimiyetleri ve dostlukları bile unutmaya mecbur bırakılıyorlar…

Aksi halde sinirleri daha da bozulup, uykuları bile kaçıran öfke seli akıp gidiyor insanın yüreğinde.

Tanıyorum dediklerimizin sanal alemdeki inanılmaz kişilik değişikliklerini görünce, sanal elemde engellemekle yetinmeyip, gerçek hayatta da engeller olduk artık birbirimizi…

Hiç düşünmeden, birileri tarafından ötekileştirilenlerin kesimlere küfürler etmeye, hakaretler yağdırmaya, aşağılamaya, küçük ve hakir görmeye başlıyorlar.

Adeta kendilerinden mi geçiyorlar, yoksa kendilerini mi anca belli ediyorlar anlam veremiyoruz…

YAZIK…

Onun için de diyorum ki;

Eskiden bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardı.

Şimdi kırk dakika bile ne hatırı var, ne de sabrı.

Bozulan kahve değil, insanların ruh halleri ve kişilikleri…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kalabalık - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.