TUTUŞURSA SÖNDÜREMEYİZ!

Kurtuluşun İslam’da, huzurun İslam’da olduğunu biliyor ama anlamıyorduk. Filistin’in Gazze’nin imanı, o insanların hakiki Müslümanlığı, doğruyu dosdoğru bir şekilde, tüm dünyaya hem de koskoca bir savaş halindeyken, mağdurken, yaralıyken göstermesi bizi aldı bir noktadan çok başka noktalara götürdü.

İşte o zaman dedim; “İslam’ı gerçekten yaşarsan huzur buluyorsun” demek ki.

Savaşta da olsan rahatta da işte o zaman, o huzurla her şeye gülümseyebiliyor, geçip gidiyorsun içinden dertlerin.

Bizler, daha çocuk yaştaki gençlerin, ölürken kardeşine şahadet getirtmesini izliyor,

Ölen torununun gözlerinin içini öpen adamın, suratındaki gülümseme ifadesine bakıyor,

Ağızlarından bir tane isyan kelimesi çıkmamasına, her cümlenin sonunda “Elhamdülillah, Rabbim yanımızdadır” deyişlerine ve böyle bir imtihanı göğüsleyişlerine şahit oluyor ve bugünün dünyasını daha iyi anlayabiliyoruz.

Gençlerimizden şikâyet ediyoruz; “bu rahatlık, bu boş vermişlik, bu İslamiyet’ten son derece uzaklık” nedir diye soruyoruz.

İşte bunca şikâyetin sebebi tam olarak gelip buralara dayanıyor;

İslamiyet’i nasıl anlatıyoruz ve nasıl yaşatıyoruz?

İsmail Kılıçarslan’ın birkaç tespitini hatırlayalım.

Türkiye’nin Gençleri araştırmasından iki son derece can sıkıcı sonuç ile başlayayım.

İlki 15-30 yaş arası gençlerin alkol kullanım oranları. Bu soruya “sık sık alkol kullanıyorum” yani “alkol problemim var” diye cevap veren gençlerin oranı 4,9. “Ara sıra kullanıyorum” cevabı ise 18,8. İkinci can sıkıcı sonuç ise gençlerin 6,7’sinin “hiç kimse beni anlamıyor” demiş olması.

Bu sonuçlar burada bir dursun.

Çok uzun süredir kendisini “Ehli Sünnetin müdafii, Sünniliğin yılmaz bekçisi, geleneğin asıl temsilcisi” olarak topluma prezante eden isimlere, sözüm ona âlimlere, bol etkileşimli hocalara, ateşli vaizlere bakarak diyorum ki kendi kendime “oğlum İsmail. Ya sen Sünniliği yanlış biliyorsun ya da Sünnilik bu adamların savunduğu şey değil.”

Mümkündür. Belki de ben Sünniliği yanlış biliyor, yanlış konumlandırıyorumdur. Belki de Sünnilik, toplumsal yaşam hakkında söz almayan; insanların kendilerini ifade etmesine tahammül etmeyen; günahtan değil günahkârdan nefret edilmesini öneren bir anlayıştır. Hatta belki de Sünnilik sürekli “nedir?” sorusuyla değil de “ne değildir?” sorusuyla ilgilenen; toplumu ıslah etmekle ilgilenmek yerine sadece fıkıhla ilgilenen; ahlak vazetmek yerine “din elden gidiyor” vaveylası ile prim yapma hedefli bir anlayıştır da ben yanlış biliyorumdur.

Şunu şöylece ifade ettiğim için belki de haddimi aşmış olacağım ama bugün Sünnilik, Ehli Sünnet, gerçek İslam adına söz alan, “Allah’ın dini tehlike altındadır ve ben onu korumakla görevlendirildim” diyerek adeta “poz kesen” hocaların hiçbiri “yara teşhisi” konusunda uzman değiller. Bu yanıyla da kolundaki kanamalı kesiği gösteren hastaya “o kesik önemli değil, önce bir saçlarını tarayalım” diyen beceriksiz hekimlere benziyorlar.

Oysa yara kolumuzda, yara kalbimizde. Seküler dayatmalar çağında her gün yaralanıyoruz ve yaramızı gösterdiğimiz hemen herkes bize “saçını tara” diyor.

Başa dönelim.

“Hiç kimse beni anlamıyor” diyen gence söyleyecek sözleri nedir hocalarımızın? “Alkol problemim var” diyen gence ne önermektedirler? Tek umudu “Allah’ın imdadına yetişmesi” olan yaralı ruhlara ne söylemektedirler?

Ben söyleyeyim ne söylediklerini: “Şu filanca aşırı sapık… Bu filanca kâfir... İslam’ın şahitlik hukukuna göre… Nikâh akdi aslında… Hadislerin ele alınış biçimleri… Sakalın ideal uzunluğu… Bunlar zaten ehli bidat… Kampüsler zaten bilmem ne… İlahiyatların hepsini kapatmak lazım… Deve sidiği… Yanmaz kefen…”

Yahu özelde gençler, genelde bütün toplum kendi dillerince feryat ediyorlar. “Yaralıyız” diyorlar. Hocamız da “dur evladım, önce sana hadislerin nasıl ele alınacağını öğreteyim, o olmadan hiçbir şey yapamazsın” diyor. Yahu önce bir alkolizmden kurtar, önce bir değerli olduğunu hissettir, önce bir derdini dinle, önce bir yalan söylememeyi, kul hakkına girmemeyi, gıybet etmemeyi, nezaketi, letafeti öğret. Şu kabalıktan, şu hoşgörüsüzlükten evvela kendini, ardından bütün toplumu kurtar önce. Sonra zaten o toplum hadisleri nasıl ele alacağını o ahlaki düzgünlük içerisinde kendisi bulacaktır emin ol.”

Ve son söz olarak diyor ki; bunları yap ki sana “işte İmam Maturidi’nin gerçek bir takipçisi” diyelim. “İşte İmam-ı Azam’ın yoluna yakışan bir alim” diyelim.

Diyelim ya hu, biz de bunu istiyoruz.

Ve dilerim o yangın tüm Müslümanların evini sarmadan gardımızı alır, hazır ederiz ekipmanlarımızı. Zira bir tutuşursa, söndüremeyiz.

Önce herkes kendi evinden başlayacak.

Söz mü?

Sevgiyle…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Gülsüm Güney - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Koronavirüs aşısı çıktığında yaptırmayı düşünür müsünüz?
Tüm anketler

Kocaeli Haber

Oyunlar