KOÜ Rektörlüğü ve Abdullah Hoca

Değerli okurlar,

Çok değil 23 Temmuz Cumartesi günü, “Dijital medya teknolojilerinin yaşamımıza girmesiyle geleneksel gazetecilik pratikleri unutuldu. Gerçek, güncel, kamu yararı ve masuniyet karinesi kuralları çöpe atıldı. Kişi ve kurumları itibarsızlaştıran haberleri yapanlar çok okunabilmek için yarışmaya başladı. Internet gazeteciliğin yaygınlaşmasıyla  haber anlayışı ve paylaşım şekli de değişti” yazmıştım.

Bugün, yazdıklarımı doğrulayan, henüz mürekkebi kuramayan somut bir örneği

paylaşacağım.

Kocaeli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sadettin Hülagü’den “övgüyle” bahsederken İmam Hatip Lisesi ve İlahiyat Fakültesi mezunu akademisyenleri itibarsızlaştıran köşe yazarının düştüğü durumu anlatacağım.

Kurumları ve kişileri karşı karşıya getiren yazıda ‘haddini aşan’ bölümlerin

Türk basınında sansürün kaldırılışının 114. yıl dönümünü kutladığımız bugünlerde kendi yazısına “sansür” uygulama öyküsünü yazacağım.

Geliniz, önce yazının internet sitesinden kaldırılan bölümüne göz atalım;

Bir: Yazının başlığı, “Sadettin Hoca giderse üniversite dağılır”.

İki: 2014 yılından bu yana rektörlük görevini büyük bir özveriyle sürdüren, üniversiteyi iki kat daha fazla geliştiren, büyüten, dönüştüren ve uluslararası alanda söz sahibi yapan Sadettin Hoca ve EKİBİDİR...

Üç: İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Abdullah Kahraman rektör olmak için sıkça Ankara’ya gidiyor Diyanet İşleri Başkanı ile kulis çalışması yapıyor.

Dört: Hayatı din üzerine kurulu bu kişi rektör olursa KOÜ Tıp Fakültesi kesinlikle biter, başarılı kadro dağılır.

Beş: Üniversitenin başına bir din eğitmenin atanması halinde bu başarılı üniversitenin Sütçü İmam Üniversitesinden farkı kalır mı?

Yazının yayınlanmasının ardından gelen tepkiler sonrası yazılı gazete arşivinde duran internet sitesinden kaldırılan yazının başlığı, “KOÜ’de rektör ataması Aralık ayında” olarak değiştirildi.

 

İLK KEZ YAZMIYOR

Değerli okurlar,

Üniversite hastanesi koridorlarında konuşulan, kulaktan dolma bilgileri araştırmadan, muhatabına sormadan İmam Hatip Lisesi ve İlahiyat Fakültesi mezunu akademisyenleri itibarsızlaştıran yazı için “Gazetecilik refleksi ya da yol kazası” demek mümkün değil.

Yazının bütününe bakıldığında hangi amaçla yazıldığı çok açık anlaşılıyor.

Belli ki yazar, Kocaeli Üniversitesi Rektörlük seçimi öncesi araştırmadan,  sormadan yazı yazmayı alışkanlık haline getirmiş.

Aynı köşe yazarı, 23 Ekim 2018 tarihinde yazdığı “KOÜ Rektörlüğüne 3 aday” başlıklı yazıda, KOÜ Teknoloji Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yasin Kişioğlu’nun Kocaeli Üniversitesi Rektörlüğü için YÖK’e başvurduğunu yazmıştı.

Bugün ÖSYM Başkan yardımcısı olan Yasin Hoca 4 yıl önce “Kocaeli Üniversitesi Rektörlüğü için YÖK’e başvurduğumu gazeteden öğrendim. Gerçekle uzaktan yakından ilgisi olmayan, masa başında yapılmış bu tür haberleri kim, neden yapıyor anlamadım. Böyle bir şey olabilir mi? Sadettin hocamın ikinci dönem rektörlüğünü isterken ve beklerken karşısına aday olarak çıkmam mümkün mü? Ben, rektörümüz Sadettin hocanın ekibindenim ve onun dekanı olarak görev yapıyorum” diyerek yazılanları yalanlamıştı!

 

ABDULLAH HOCA ÖFKELİ

Değerli okurlar,

Eleştirmek, gazetecinin olmazsa olmazıdır.

Eleştiri övgü olmadığına göre gerçek olmak koşuluyla hakaret etmeden, kişi ve kurumları eleştirmek gazetecinin en doğal hakkıdır.

Ama gerçekleri bir kenara bırakıp, muhatabına sormadan, doğruyu öğrenmeden, İlahiyat Fakültesi Dekanını dini ve manevi değerleri üzerinden itibarsızlaştıran cümleler kurmak gazetecilik etiği ile bağdaşmaz, örtüşmez.

Marmara Üniversitesinden KOÜ İlahiyat Fakültesi kurucu dekanlığına atamasını sağlayan, ikinci dönem göreve devam etmesini isteyen Rektör Sadettin Hoca ile Dekan Abdullah Hocayı karşı karşıya getiren yazı amacını fazlasıyla aşmış.

“Sürekli Basın Kartı” sahibi olmakla övünen gazeteciye hiç yakışmamış.

Yazının Sadettin Hocayı üzdüğünü, yazının sahibini “fırçaladığını” biliyorum.

Yaşam felsefesinin olmazsa olmazı “Dini ve manevi” değerlerinin tartışılmasına asla izin vermeyeceğini düşündüğüm Dekan Abdullah Hocayı aradım.

Çok öfkeliydi. Edep ve saygı kuralları içinde kalarak yazının içeriği kadar yayından kaldırıldıktan sonra özür dilenmemesine de kızgındı.

Bakın ne dedi, “Benim vatana, millete, insanlığa, dini ve manevi değerlere Allah rızasını gözeterek, hiçbir makam ve maddi karşılık beklemeden hizmet etmekten başka gayem yoktur” dedi.

Abdullah Hocaya, Kocaeli Üniversitesi Rektörlüğüne aday olup olmayacağını sordum.

Cevabı, “Galip Bey, bugüne kadar Kocaeli Üniversitesi dahil hiçbir makama talip olmadım, bundan sonra da olmayacağım. 2018 rektörlük ataması öncesi Sadettin Hocama rektörlük talebim olmadığı sözü verdim, sözümün arkasındayım. Benden duymadığı sürece yazılanların konuşulanların benimle ilgisi olmadığını söz konusu yazıdan sonra Rektör Hocamıza bir kez daha söyledim” oldu.

Bilim insanı olarak ürettiği bilimsel makale ve eserlerle gurur duyan Abdullah Hoca ile konuşurken meslek yaşamındaki performansı, üretkenliği, İlahiyat Fakültesine kazandırdıklarıyla Ankara da sayısız dostları olduğunu, bugüne kadar önerilen görevleri kabul etmediğini öğrendim.

 

İLAHİYATÇI REKTÖRLER

Değerli okurlar,

İmam Hatip Lisesi ve İlahiyat Fakültesi rektör olur mu olmaz mı tartışmasına girmeyeceğim.

Merak ettim. 129’u devlet, 75’i vakıf olmak üzere 208 üniversite rektörünün mezun oldukları okulları araştırdım.

YÖK’ün yayınladığı bilgilere göre vakıf üniversitelerinde ilahiyat mezunu rektör yok.

129 devlet üniversite rektörünün 22’si yurt dışı eğitimi almış, 26’sı İlahiyat ve imam hatip, 23’ü tıp, 2’si veteriner, 2’si turizm, 3’ü ziraat ve orman, 11’i hukuk, kamu yönetimi, iktisat, 50’si mühendislik, 12’si farklı üniversite mezunu.

82 tıp fakültesi bulunan üniversite rektörlerinden 23’ü tıp doktoru, 10’u ilahiyatçı, 49’u mühendis, diğerleri veteriner, turizmci, iktisatçı, eğitimci, siyasal bilimci.

YÖK Genel Sekreteri Süleyman Necati Akçeşme ile KOÜ Genel Sekreteri Doç. Dr. Mustafa Eren de İmam Hatip Lisesi ve İlahiyat Fakültesi mezunu.

Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı, Milli Eğitim Bakanı, çok sayıda milletvekili, vali, belediye başkanı İmam Hatip Lisesi ve İlahiyat Fakültesinde okudular.

İmam Hatip Lisesi ve İlahiyat Fakültesi mezunu Prof. Dr. Ali Erbaş, Yalova Üniversitesi Rektörü iken Diyanet İşleri Başkanı oldu.

Bunları niçin yazdım?

Kişilerin mezun oldukları okullar kadar atandıkları görevlere layık olup olmadıklarına, görevini Anayasa, yasalar ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke ve inkılapları doğrultusunda yürütüp yürütmediğine bakmak lazım.

SONUÇ: Kocaeli Gazeteciler Cemiyet Başkanlığı yapan, “Sürekli Basın Kartı” sahibi olan gazeteciler gençlere yazıları ve üsluplarıyla “rol model” olmaları gerekirken kötü örnek oluyor. Bugün olduğu gibi geçmişte de İsmet Çiğit, “Kocaeli Üniversitesi Hastanesine kız giren dul, sağ giren ölü çıkar” yazarak üniversite ve hastaneyi itibarsızlaştırmıştı!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Galip Ataman - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Koronavirüs aşısı çıktığında yaptırmayı düşünür müsünüz?