"Cibuti'de 45 ülke var, Türk Bayrağı yok"

Geçtiğimiz haftalarda ticaret yapmak amacıyla yönetimiyle birlikte Somali ve Cibuti'ye ziyarette bulunan Tüm Sanayici ve İş Adamları Derneği Kocaeli Şube Başkanı Abdülkadir Yılmaz, Cibuti'de 2 gündür kendilerini arayan bir çocuğun, "Cibuti'de 45 tane bayrak direği var ve aralarında Türk Bayrağı yok, siz buraya yatırım yapmalısınız" dediğini belirtti

Semrel AŞÇI - Pınar GÜL TARHAN

Tüm Sanayici ve İş Adamları Derneği ( TÜMSİAD) Kocaeli Şube Başkanı Abdülkadir Yılmaz ve yönetimi, geçtiğimiz haftalarda yatırım yapabilmek amacıyla Somali ve Cibuti'ye ziyarette bulundu. 2011 yılından bu yana Türkiye’nin hem insani hem de sağlık açısından yardımlar yaptığı Somali’ye giden TÜMSİAD Kocaeli Şube Başkanı Abdülkadir Yılmaz, orada yaptığı ziyaretleri, bu ziyaretler sırasında yaşadıklarını ve halkın gösterdiği yoğun ilgiyi gazetemizin Genel Yayın Yönetmeni Semrel Aşçı'ya anlattı. Türkiye'deki ekonomik daralmada üretimin eksikliğine dikkat çeken Yılmaz, Sicuti ziyaretinde yanına gelip kendisine sarılan Muhammed Arif isimli çocukla arasında geçen diyalogunu anlatırken "Cibuti’de 3 gün kaldık. Serbest liman bölgesinde Muhammed Arif diye bir çocuk geldi yanımıza. Bizi 2 gündür arıyormuş, bir sarıldı bana. Burada şirket kurmanız lazım dedi. Neden dediğimde arkana dön bir bak dedi. Arkamda 45 tane bayrak direği var ve hiçbirinde Türk Bayrağı yok dedi. Burada ticaret yapan ülkeler arasında Türk Bayrağı olmaması benim de kanıma dokunuyor" şeklinde konuştu.

 ÜLKEMİN TAŞINA, TOPRAĞINA KURBAN OLAYIM 

-Somali fikri nasıl gelişti?

Burada okuyan bir kardeşim vasıtasıyla bir Somali bağlantısı doğdu. Milletvekilleri, bakanlar nezdinde iş adamlarıyla 4 program yaptık. Onlar da bizi oradaki iş forumuna davet ettiler biz de kayıtsız kalmadık gittik. Buradan giderken işadamı vasfıyla gidiyorsunuz ama orada beklentileriniz de farklı oluyor. Gideceğiniz zaman bir ülkede en dibinde ne hayal edebilirsiniz ki? Somali diyorsunuz yokluk, kuraklık var. Bunları hep göze alarak gidiyorsunuz ama daha en kötü ne olabilir diyorsunuz. Havalimanından indiğiniz an başlıyor. Bizim oradan Büyükelçiliğe gelene kadar serüvenimiz var. Yüz metre bir cadde düşünün. Başında, ortasında ve sonunda bir kontrol noktası. Ve orada bulunanlar da sadece askerler ve sizin tipinizi beğenirse ya da oradan birilerini tanıyorsanız geçebiliyorsunuz. Sokaklar, caddeler viran çünkü 30 yıl savaşta kalmış bir ülke, hala eski binalar, roket ve mermi delikleri hala insanlar trapez sac dediğimiz 4 tarafı kapalı evler, bizim gecekondularımız onlarda Paris kalır. Güzel yerleri de var ama genel anlamda halkın durumu bu. Burada nasıl ticaret olacak diye düşündük. Sonra elçiliğe gittik orada tabiri caizse bizim çocukları görünce ülkemin taşına, toprağına, bayrağına kurban olayım diyorsunuz.

TERÖR ÖRGÜTÜNDEN TEHDİT ALMIŞTIK

-Orada neler yaşadınız?

Biz ülke olarak da dünyanın en büyük Türk büyükelçiliğini Mogadişu Somali’ye yapmışız. Çok da güzel bir kompleks yapılmış. Konaklamamızı orada yaptık güvenlik nedeniyle de zaten öyle olması gerekiyor. Gitmeden önce de Eş-Şebap Terör Örgütü’nden de bir tehdit almıştık. Bu bizi biraz daha şevklendirmişti açıkçası. Sonrasında da tabi buradan gitmeden birtakım bağlantılar kurulmuştu orada görüşmeler ayarlanmıştı bakanlar ziyaret edilecekti. Tabi biz bunları kolay zannediyoruz. Binersin arabaya bir adres verilir size ve buluşma noktasına gidersiniz. Gitmeden bir gün önce ertesi gün ziyareti elçiliğe bildiriyoruz, güvenlik arabası ayarlıyorlar. Biz bir araba, arkada da bir güvenlik arabası gidiyoruz. Gideceğiniz mesafe 5 kilometre ama sizin oraya gidebilmek için 45 dakika önce çıkmanız gerekiyor ki yetişebilesiniz.

CUMHURBAŞKANIMIZI ÇOK SEVİYORLAR

Bir sürü kontrol noktasından geçiyorsunuz. Orada herkes bir kabile olduğu için herkesin de bir geçiş kontrol noktası var. Güvenlikle alakalı bir tedirginlik yaşıyorsunuz açıkçası. Ben buraya ticaret yapmak için geldim ama bunu bu ülkede neden yapayım diyorsunuz. Sonra tabi oradaki insanlarla temasa geçtiğinizde ve oranın daha önce 30 yıl önce örneğin bir İzmir gibi olduğunu düşününce ve insanların Türk halkına bakışını görünce bu sefer burada ne olursa olsun benim olmam gerek diyorsunuz. Özellikle Cumhurbaşkanımızı orada çok seviyorlar. 2011’de oraya gittikten sonra Somali’nin kaderi değişmiş. Bir dünya lideri, abi olarak bakıyorlar ve bizi bekliyorlar.

GİTTİĞİMİZDE MAARİF VAKFI BOMBALANDI

-Tehdit olayını biraz daha açar mısınız, neden tehdit edildiniz?

2011’den bu yana Türk halkı olarak oraya gerek insani gerekse sağlık açısından yardımlarda bulunmuşuz. Ama biz Somali’yle ticareti bireysel bazlı ihtiyaç üzerine yapmışız. Onlar Türkiye’den birini bulmuşlar mal tedariki şeklinde olmuş. Biz projeyi öyle açtık ki ya da burada kontakta olduklarımız ülkeyi nasıl övdülerse ciddi bir iş adamı geliyor Somali’de yatırım yapacaklar, burada fabrikalar açacaklar diye orada duyulmuş, devlet televizyonlarından falan da yayınlanmış. Hal böyle olunca tabi bu birtakım çevrelerin dikkatini çekmiş olmalı ki benim kendi mailime 5’er gün arayla tehdit mesajları geldi. Eş-Şebap’tan ‘Gelmeyin, yatırım yapmayın, öldürürüz’ gibi mesajlar geldi. Ben kendi adıma açıkçası bundan sonra gitmeye karar verdim. Buradaki işlerin yoğunluğundan gitmeyecektim böyle olunca gitmemiz lazım dedim. Gittiğimizde orada birtakım olaylar da yaşandı. Maarif Vakfı bombalandı. Ama biz yolumuzdan dönmedik.

-Peki, ne gibi yatırımlar yapmayı düşünüyorsunuz?

Biz kontaklarımızı oluşturduk. İlk olarak Mogadişu, Somali’de bir depo ve showroom tutacağız orada önümüzdeki hafta itibariyle. Burada birtakım ürettiğimiz, üretecek olan arkadaşlarımızın mallarını da orada tanıtmak amacıyla küçük bir depo oluşturacağız. Gelen taleplere göre buradan oraya başlatıyoruz ilk başta. Bunun aşama aşama nasıl olacağını, nasıl gerçekleşeceğini göreceğiz. Sonrasında buradan yarı mamul olarak oraya götürüp tam birleştirip bir faaliyet yapacağız. Bir şekilde biz orada ticareti başlatacağız ve bunun devamını yatırım şeklinde getirmeye çalışacağız.

BÜYÜKELÇİMİZ BİZİMLE ÇOK İLGİLENDİ

Somali’de 3 gün kaldık 3 gün de yan ülke olan aslında Somali’den kopmuş Cibuti’ye gittik. Orası tabi Afrika’nın tek giriş kapısı olarak gösteriliyor ve bir liman şehri. Yüzölçümü İzmit kadar. Toplamda köylerle birlikte 850, 900 civarı nüfusa sahip. Ama bir güvenlik problemi yok. Tamamen Çin hegemonyası içine girmiş bir liman şehri, zaten demiryolları da yapılmış. Ama İpek Yolu’nun bir ayağı olduğu için ticari olarak orada bütün ülkeler konumlanmış durumda. Güvenlikle alakalı bir sorun yok bütün devletler iç içe ama biz yokuz. Aslında varız bize de bir serbest bölge vermişler ama daha henüz bir çivi bile çakılmamış. Birkaç gün de Cibuti’de geçirdik. İş adamlarıyla, ticaret başkanıyla, bizim büyükelçilerimizle görüşmeler yaptık. Somali’de kaldığımız zaman büyükelçimiz bizimle çok ilgilendi. Devletimizin orada güler yüzünü ve koruyucu hamiliğini hissettik.

DERTLERİ ÜLKEYE KATMA DEĞER KAZANDIRMAK

-Cibuti’ye de gittiniz. Orada ne gibi yatırımlar var?

Cibuti’de de oradaki Cibuti Büyükelçimizle de görüştük bizleri ağırladı. Bir sonraki akşam yemek verdi ve bizleri iş adamlarıyla tanıştırdı. Bu anlamda oraya gidecek iş adamları direkt büyükelçimiz üzerinden yürürlerse hem resmiyet kazanacak bir iş hem de güvenli bir ortamla karşılaşmış olacaklar diye düşünüyorum. Büyükelçilerimizin dertleri bu ülkeye katma değer daha kazandırabilmek. O yüzden ben ehliyetli ve liyakatli bir ortam görmekten ayrıca mutlu oldum. Tabi pazarımız hazır. Sadece bizim biraz cesaret edip biraz da buradaki rahatımızdan vazgeçmemiz gerekiyor.

BUGÜNKÜ DARALMA, BİR ŞEY ÜRETMEDİĞİMİZDEN

Bizim üretmemiz lazım. Bugünkü ekonomik daralma da bizim bir şey üretmediğimizden kaynaklanıyor. Bizim kendi kendimize yetebilen bir ekonomiyi oluşturabilmemiz için kendi ülke zenginliklerimizi ortaya döküp üretir ve bunları satar hale gelmediğimiz sürece biz bölgesel ekonomik krizlerden ya da siyasi söylemlere bağlı krizlerden her zaman etkilenebilir bir ekonomi olacağız. Üretmeden bize kimse su vermez. Miras ve kira ekonomisini bir kenara bırakacağız. Ürettikçe ayakta kalacağız. Somali’de ve genel olarak Afrika ülkelerinde üretim yok. Aslında toprakları çok verimli ama onlar da dışarıdan hazır almaya alışmışlar. Bizim o taraflara yönelmemizdeki amaç Ortadoğu ve Afrika aslında bizim için hazır bir pazar.

BİR ÇOCUK, 2 GÜNDÜR BİZİ ARIYORMUŞ

-Yaşadığınız ilginç bir an var mı?

Cibuti’de 3 gün kaldık. 3 gün sonunda serbest liman bölgesinde Muhammed Arif diye bir çocuk geldi yanımıza. Bizi 2 gündür arıyormuş. Geldi bir sarıldı bana. Burada şirket kurmanız lazım dedi. Neden dediğimde arkana dön bir bak dedi. Arkamda 45 tane bayrak direği var ve hiçbirinde Türk Bayrağı yok. Burada ticaret yapan ülkeler arasında Türk Bayrağı olmaması benim kanıma dokunuyor. Çünkü benim 3’üncü kuşak dedem Osmanlı’da paşaydı. Benim damarlarımda Türk kanı akıyor dedi. Sen buraya şirketi aç o bayrağı ben dikeceğim dedi. Çok değil 100 yıl önce onların olduğu toprakların yöneticileri bizlermişiz. Beraber omuz omuza savaşmışız. Yaradan oradaki bebeğin ölümünün hesabını bizden soracak. Neden gitmedin, sebebi neydi, gücün vardı paran vardı gidebilirdin. Bizler her şeyi salıyoruz. Herkesin elinde bir cep telefonu manyaklığı. Aman bana bir şey olmasın derken paraları har vurup harman savurduk. Sonra da şimdi neden daralıyor diyoruz.

ASKERİMİZİN AYAĞINA TAŞ DEĞMESİN

-Barış Harekâtı ile ilgili ne söylemek istersiniz?

Millet olarak da devlet olarak da Barış Pınarı Harekâtı aslında 1 yıldır millet olarak içten içe beklediğimiz bir şeydi. Bugün 3 milyon Suriyeli’ye ev sahipliği yapıyoruz. Bir şekilde onların da evine dönmesi için onlara orada bir güvenli bölge oluşturmamız gerekiyor. Türkiye her zaman olduğu gibi yine misafirperverliğini, koruyucu ve gözetici rolünü dünya sahnesinde her tarihte ispatlamıştır. Rabbim ordumuza güç versin. Askerimizin ayağına taş değdirmesin. Bunu da muzafferle kazanacağımıza zaten inancımız tam. Millet olarak sabır göstereceğiz. Çocuklarımıza, yarınlarımıza iyi bir gelecek bırakmamız için rahatımızdan vazgeçmeliyiz.

-Son olarak söylemek istedikleriniz var mı?

Sabırlı bir milletiz aslında. Devletimize ve milletimize olan inancımızı hiçbir zaman kaybetmeden kenetlenerek, ayrım yapmadan, orta yol bularak ortak akılla beraber yürümeliyiz. Başka Türkiye yok. Gideceğimiz başka kapı da yok. Biz nedense hep zor zamanlarda kenetlenen milletiz. Biz bu halimizle bile dünyayı titretebiliyoruz. Zaten korkuları bizim ayağa kalkmamız. Mal, mülk yeri gelir kazanılır ama bizim rızk endişesi taşımamamız lazım. Dertli bir toplumla iyi insanlar yetiştirmemiz lazım. Herkes kendi kapısının önünü süpürürse bu sorun ortadan kalkar diye düşünüyorum.

13 Ekim 2019 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Bizim Yaka Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Anket Kocaelispor’un yeni teknik direktörü Selahattin Dinçel başarılı olur mu ?