25 Mart 2019 Pazartesi
Birol Aydın
Sibel Gönül
Yüksel Yılmaz

Yüksel Yılmaz

sijoyukselyilmaz@windowslive.com

Çıktı Al

Tüm Yazılarını Listele

Erbakan için Kıbrıs ne ki? (1)

Yüksel Yılmaz

08 Aralık 2018 tarihli yazısı

Cumhuriyet tarihimiz boyunca ilk defa Türk ordusunun kendi sınırlarının dışına yaptığı Kıbrıs çıkartması durduk yere gerçekleşmedi. Kıbrıs’ta Rumlar Müslümanlara büyük zulümler yapıyorlardı. Müslüman Türkler, “Mücahitler” olarak direnişe geçmişlerdi ancak Kıbrıs’taki Rumlar Yunanistan’ın desteğiyle ağır silahlarla köy ve şehirlere saldırıyorlardı. Kıbrıs Müslümanları Türkiye’den yardım istedilerse de o zamana kadar herhangi bir adım atılmadı. İnönü’nün Başbakan olduğu dönemde Kıbrıs’a askeri müdahale için izin çıkmasına rağmen herhangi bir girişimde bulunulmadı. Batı ülkeleri Türkiye’yi ağır kıskaca almışlardı. İnönü’den sonra sakallı hacı takkeli amcaların oyuyla iktidara gelen İslamköy’lü Süleyman Demirel tek başına iktidarda olduğu halde Kıbrıs için herhangi bir şey yapmadı. Hükümette Erbakan’ın olması Siyonizm ve onların bilumum piyonlarının işine gelmeyeceği için bunlara yol verildi. Erbakan Nihat Erim gibi, “Biz İsmet İnönü ekolünden yetişmiş kimseleriz, İsmet Paşa sağlığında bize, Amerika'dan yazılı muvafakat gelmedikçe sakın çıkartma yapmayın diye tembih etmişti. Bu itibarla çıkartmayı tasvip edemem” demedi. Aksine Erbakan tam da milletimize yakışan büyük bir onurla dedi ki: “Bana ne Amerika’dan! Bana ne Amerika’dan!”

 

Ecevit Batılı güçleri karşısına almak istememiştir. Onların ortayı bulması beklentisi zaman kaybı nedenidir. Erbakan ise hiçbir Batılı gücün Kıbrıs’taki zulmü durdurmayacağını ve tek çözümün Türk Silahlı Kuvvetleri olduğunu savunmuştur. Buna rağmen Ecevit İngiltere’ye görüşmelere gitmişti. Onlara gerek olmadığını söyleyen Erbakan onu durduramamıştı. Sonra o da Erbakan’ın çıkartma emri verdiğini duyunca anladı ki Erbakan’ı da durdurmak kolay değildi…

 

Ecevit acilen Bakanlar Kurulunu toplantıya çağırdı. Erbakan’ın Başbakan’a vekâlet ettiği sürede çıkartma emri vermesi üzerine Ecevit’in hükümet bozulana kadar bir daha yurtdışına çıkmaya adeta yüzü olmadı ve Erbakan’a daha da Başbakanlık vekâletini vermedi. Ok yaydan çıktığı ve ordumuz gerekli bütün hazırlıkları yaptığı için Bakanlar Kurulu kararının alınmasına razı oldu. Dönemin Adalet Partisi Genel Başkanı Süleyman Demirel ise hala “Bu bir maceradır. Katılmamız söz konusu değildir” demeye devam ediyordu. Ne kadar sıradan bir ifade… Tam da ecnebilerin istediği gibi…

 

Türk Silahlı Kuvvetleri çıkartmanın başından beri büyük bir hızla ilerleyerek Rumları yenilgiye uğrattı. Aynı gün gece yarısında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ateşkes kararı aldı. Ecevit, Bakanlar Kurulunu olağanüstü acil toplantıya çağırdı. Ecevit’in Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin kararını yerine getirerek şirin görünme peşindeydi. Bakanlar Kurulunu topladı. Toplantıda MSP tarafı harekâtın her şeye rağmen devam etmesini savunurken Ecevit ve Bakanları askerin hemen durmasını istediler. Ecevit, “Sayın Erbakan, her mühim işte senin dediğin oldu. Bu kez de benim dediğim olsun, ne olur hemen Kıbrıs’ta ateşkes kararı alalım. Ben Sancar Paşa ile de konuştum. Talebimi kabul et. Sayın Erbakan, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi olay hakkında ateşkes kararı aldı. Biz üye sıfatıyla bu karara uymak zorundayız.”

 

Başbakan Yardımcısı Prof. Dr. Necmettin Erbakan, “Ateşkes ne demek? Biz bundan çok daha büyük işler başarmış bir milletin mensuplarıyız. Benimle istişare etmeden Sancar Paşa'ya ateş keseceğimizi nasıl söylersiniz? Bu hükümet ortak bir hükümettir. Bizden izin almadan ateş keseceğiz diyemezsiniz. Sayın Ecevit, neden Güvenlik Konseyi'nin kararına uymak zorunda olalım? Şu beğenmediğimiz İsrail, Birleşmiş Milletlerin 100’e yakın kararına uymadı da ne oldu? Biz o kadar yok muyuz? Kesinlikle böyle şey olmaz. Harekât devam edecektir.”

 

Rumlar, Türkiye’nin 1963 ve 1967’deki gibi Ada’ya müdahale edemeyeceğini düşündüklerinden başlangıçta etkili müdahale edememiş, akşama doğru karşı harekâta başlamışlardı. Rumların karşı taarruzu 20 Temmuz akşamından 21 Temmuz sabahına kadar sürdü. Fakat Türk kuvvetleri mevzilerini korumayı başardılar. Ertesi gün tekrar ilerlemeye devam eden 4. Paraşüt Taburu, Rum birlikleri tarafından saldırıya uğrayan Kıbrıs Türk Alayı ile birleşerek Lefkoşa Havalimanı ve Kaymaklı bölgesine taarruz etti. 2. ve 3. Türk Komando Taburları da Zeytinli istikametinde ilerlediler. 22 Temmuz’da 3. Paraşüt Taburu’nun taarruzu sonucu, Deliktepe’nin ele geçirilmesiyle, Türk birlikleri Girne’ye girdikten sonra Lefkoşa’ya yöneldiler. Ateşkes başlamadan Girne-Lefkoşa hattı birleşti. Erbakan’ın muhalefetine rağmen Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 353 sayılı kararının 5. maddesi gereği 22 Temmuz 1974 tarihinde ateşkes ilan edildi. Erbakan’ın Ada’nın tamamını istemesi Ecevit’i daha da kaygılandırıyordu. Ecevit Kıbrıs’ı istemediğinden değil, BM’yi karşısına almayı göze alamadığından çekimserdi. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bu müdahalesinin sonucunda Yunanistan’daki cunta idaresi ve Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki Nikos Sampson Hükümeti yıkıldı.

 

Savaştan çok sonra Yunanistan’da darbecilerle hesaplaşan Yunan yargısı Türkiye’nin bu harekâtının haklılığını kendilerince sergiledi. Yunan Temyiz Mahkemesi cuntacılar hakkındaki dava sonunda 21 Mart 1979 günü 2558/79 sayılı şu kararı verdi: “Zürih ve Londra antlaşmalarına göre Kıbrıs’a yapılan Türk askeri müdahalesi yasaldır. Türkiye, yükümlülüklerini yerine getirme hakkı olan garantör devletlerden biridir. Esas suçlular darbeyi hazırlayan ve icra eden ve bu suretle de bu müdahalenin koşullarını hazırlayan Yunan subaylarıdır.”

 

Kıbrıs Barış Harekâtı sonunda Türk Silahlı Kuvvetleri 415 Kara, 65 Deniz, 5 Hava, 13 Jandarma olmak üzere toplam: 498 şehit ve 1.200 yaralı verdi. Kıbrıs Türk tarafının ise 70 mücahit ve 270 sivil şehit, 1000 yaralısı vardı. Kıbrıs Türkleri genel olarak 1672 şehit ve binlerce yaralı verdiler. Rumlar ve Yunanlılar ise 4 binden fazla ölü ve 12.000 yaralı vermişti. Savaşın dışında olmasına rağmen BM Barış Gücü askerlerinin 3 Avusturyalı askeri öldü, 24 Avusturyalı, 17 Finlandiyalı, 4 İngiliz ve 3 Kanadalı askeri yaralandı. 1975’te Kıbrıs Türk Federe Devleti, 15 Kasım 1983’te ise Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kuruldu.

 

Bakılabilecek Kaynaklar: “32. Gün” Mehmet Ali Birand, Ağustos 1990 röportajı. Ayrıca İngiltere’de Arapça yayınlanan Eş-Şarku’l Evsat Gazetesi röportajı, 3822-23-24 no’lu sayıları. Ayrıca TV 5’te Mustafa Kurdaş ile 25.03.2004 tarihli röportaj. Ayrıca Mustafa Uzun, “Baharın İlk Çiçeği”, Ravza Yayınları, 2017.

 

---devam edecek---

 

Yorum Yaz

Adınız :

Yorumunuz :

Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Kocaeli Bizim Yaka Gazetesi

Karabaş Mah. Şehabettin Bilgisu Cad. Cebesoy Sok. Esentığ Apt. Kat: 1 (Eski Valilik Karşısı) İzmit KOCAELİ

İzmit Telefon: (0 262) 325 41 00

Bu sitenin sahip olduğu tüm resim, yazı ve makale hakları Bizim Yaka Gazetesi'ne ait olup kaynak gösterilmeden izinsiz bir biçimde kullanılamaz.
Ford Medicalpark Gürpınar su Yuvacık su Davetiyem
YEDİ İKLİM KÖZDEN CAFE Gölcük Belediye Başkan adayı Ali Yıldırım Sezer konak_dr BasiskeleSanayi