18 Haziran 2019 Salı
Yüksel Yılmaz

Yüksel Yılmaz

sijoyukselyilmaz@windowslive.com

Çıktı Al

Tüm Yazılarını Listele

Kıbrıs’a çıkartma kararını Erbakan verdi (2)

Yüksel Yılmaz

17 Kasım 2018 tarihli yazısı

Bir kısım Halk Partililer çıkartma istemiyor diye Erbakan geri adım atacak adam mıydı? Erbakan baktı ki komutanlar kendisiyle aynı fikirde Bakanlar Kurulu ve Milli Güvenlik Kurulu olarak kesin bir karar verilmediği bu aşamada olayın gecikmemesi gerektiğini de gördüğünden, Kuvvet Komutanları’na “Yükleyin askerleri, bindirin, toplayın. Harekât bir nevi fiilen başlasın” dedi. Onlar da Erbakan’ı dinlediler. Hatta gün ve saatini bile belirledi: “Çıkartma önümüzdeki Cuma günü sabahı başlasın. Nasıl olsa İngilizler taleplerimizi ret edecekler, biz beyhude vakit kaybetmeyelim, Cuma sabahı mübarek sabahtır.”

 

Bu açık teklif karşısında heyecanlanan şanlı komutan Genel Kurmay Başkanımız Semih Sancar, “Allah sizden razı olsun. 13 senedir haysiyeti Makarios tarafından rencide edilen bir ordunun kumandanıyım. Bu günleri de Allah bize gösterdi. Ama şimdi ben çıkartma için gemilerimize hareket emri versem onlar ancak Cumartesi sabahına adaya erişebilirler. Çünkü eski tank motorları monte ettik, saatte beş altı milden fazla sürat yapamazlar” dedi.

 

Ecevit geldiği zaman gemiler zaten yüklenmiş ertesi sabah limandan ayrılacak durumdaydı… Artık bir daha İnönü ve Demirel Hükümetlerinin durumuna düşmemek için kumandanlarla bir olup Ecevit’i bu işe ikna etmek gerekiyordu. Artık dönüşün olmayacağını savunmak için bir hazırlık yaptılar. Ecevit Londra’daki görüşmelerini anlattı. Erbakan da Türkiye’de neler yapıldı onu anlattı ve sonunda “Şu anda gemiler yüklenmiştir. Ok yaydan çıkmıştır. Bunun dönüşü yoktur. Eğer dönülecek olursa bak işte askerler burada “Bir daha bu harekâtı yapamayız” diyorlar” deyince, bunu belki kendisi de arzu ederdi ama ecnebilerle de kötü olmak istemiyordu; kafasında böyle bir kanaat oluşmadığından olsa gerek Ecevit birden bire telaşlandı. Ama gördü ki bu iş başlamış ve artık dönüşü yok, kendisini buna hazırlayıp o şekilde meseleyi düşünmeye çalıştı. Ecevit, Kuvvet Komutanları’na, “Harekâta gidersek muhabereyi yürütecek gücümüz var mıdır, yok mudur?” diye tekrar sorduğu zaman Deniz Kuvvetleri Komutanımız Oramiral Kemal Kayacan “Ben Karedeniz çocuğuyum. Takalarla, kayıklarla bile adaya çıkarız. Ama yeter ki eskiden olduğu gibi yan yoldan geri çağrılmayalım” dedi. Onun bu sözü Erbakan ve komutanlarımıza destek mahiyetinde hoşlarına gitti. Hatta başta Semih Sancar Paşa olmak üzere “Bunun yürütülmesi lazımdır” noktasında ısrar edince Ecevit okun yaydan çıktığını iyice anladı ve Bakanlar Kurulunu toplayıp orada konuşulmasına karar verildi. Bakanlar Kurulu’nda bu sefer Halk Partili bir takım bakanlar baktılar ki bu iş çok ciddileşmiş bunun üzerine kırk dereden su getirmeye başladılar: “…üzerimize şu da gelir, bu da gelir, bütün dünyaya karşı harp açıyorsunuz, nasıl olur? Bunun önü var, sonu var...” Saatlerce tartışıldı… Defaatle ikna edildiler…

 

Böylece Ecevit, Londra dönüşü adeta bir emrivakiiyle karşılaşmış oldu. O yüklemelerin ve planların yapılmış olacağını tahmin edememişti…

 

Nihayet o gece o harekâtın yapılmasına Bakanlar Kurulu olarak karar verildi. Bakanlar Kurulu kararı işte böyle ısrarlar sonucu alındı. MSP’li bir vekil Halk Partili bir Bakana “Bak tarihi bir karar aldık. Şimdi de işte bugün Cuma günü gelmiştir. Hep beraber gelin Cuma namazını Kocatepe Camii’nde kılalım. Kimseye bir şey hissettirmeyiz ama Cenabı Hakk’tan zafer nasip etmesi için dua ederiz” dediyse de ertesi gün Kocatepe’ye sadece MSP’li Bakanlar geldi. Halk Partili Bakanlar başka camiye mi gittiler yoksa gelmeyi uygun mu görmediler artık orasını bilemiyoruz…

 

Devlet Bakanı Arif Emre, Mersin’e giderek gemiler sahilden ayrılmadan önce orada Diyanet İşleri Başkanı’na askerlerimizin başarısı için dua ettirdi.

 

Kıbrıs Barış Harekâtı emri verildikten sonra askeri kuvvetlerimiz beş günlük noktaya üç günde ulaştılar. Harekâtın başladığı ve o gün daha hemen akşamleyin Sisco (ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Kissenger), harekât başlarken hemen doğruca havaalanına koşup Atina’ya gitti. Orada bir muhatap bulamayınca akşamüzeri tekrar Türkiye’ye dönüp geldi ve tabii Ecevit’le görüştü. O gün de Birleşmiş Milletler saat 5’te “Ateşkes olacak!” diye karar almıştı. Sisko o kararı da hatırlatıp Amerika’nın emirlerini bildirirken, “Ateşi kesin, olduğunuz yerde durun, daha ileriye gitmeyin!” diyerek Ecevit’i sıkıştırdı. Fakat bu görüşmede Erbakan ve hiçbir MSP’li yoktu. Ecevit bunun üzerine Bakanlar Kurulu’nu toplayınca tabi MSP’lilerle tekrar yüzleşti. Birleşmiş Milletler’in bu kararına karşı MSP tepki yaparken ilginç haberler gündeme getirildi. Gelen haberler o kadar tereddütlüydü ki o gece Yunan alayının bir mukabil taarruza geçtiği haberi bile geldi. Biz daha Ada’da yerleşmiş bile değilken bu da neyin nesiydi? “Acaba topyekûn denize mi dökülüyoruz” diye tereddüt bile ettiler. Tam da en önemli bir aşamada fitneye bakın hele... Henüz Ada’ya kesin olarak yerleşmediğimiz halde, “Ateşi kesin de sizi denize döksünler!” demek mümkün müydü?..

 

Harekâtın seyriyle ilgili hararetle kat’i bir karar alındı. Önce G-5 hattına kadar gelecektik. Yani ilk önce büyük bir harekât yapılacak sonra ikinci kısım devam edecekti… Her defasında Birleşmiş Milletler’in karar aldığı hatırlatıldığında Erbakan ısrarla karşı çıkarken nihayet tarihi bir ifade kullandı: “Birleşmiş Milletler’in aldığı hangi karara bu İsrail bugüne kadar uydu? Yani karar alınıyor biz uyacağız başkası uymayacak. Böylesine önemli bir hayati meselede bu kararlar gözetilmez. Mutlaka yerine gelecek…”

 

Ecevit ikna edildi. Gidişat öyle bir noktaya geldi ki Ecevit bile, MSP kanadına “Teşekkür ederim. Bizi bir yanılgıdan kurtardılar” demişti. Hatta bir gazetedeki açıklamalarında bu olayı tekrar etti. Fakat ateşkes işi bununla bitmedi…

 

Bu haber üzerine sabahleyin tekrar Bakanlar Kurulu toplandı. Sabahki Bakanlar Kurulu’nda Halk Partili Bakanların bir kısmı susuyorlardı… Fakat diğer bir kısmı MSP’lilerin üzerine üzerine giderken diyorlardı ki, “Gördünüz mü bakın şimdi. Taşucu’ndaki telsizimiz çalışmıyor. Eee işte şimdi gördünüz mü; füzeler tükeniyor.” Erbakan da onlara dedi ki, “Sizin verdiğiniz bilgilere inanmıyoruz. Askerin durumunu bizzat askerlerimizden dinleyelim.” Bunun üzerine Plan ve Prensipler Dairesi Başkanı olan Necdet Uruğ Paşa, diğer bir generalle beraber Bakanlar Kurulu’na geldiler. Şevket Kazan komutanlara diğer Halk Partili bakanların söylediği sözleri aktardı, “Taşucu’ndaki telsizimiz bozulmuş doğru mu?” diye. “Hayır, kim söyledi bunu?” diye yanıtladılar. “Füzelerimiz tükeniyormuş doğru mu?” diye sorunca da “Bunun gibi 5 tane harekâtı yapacak füzemiz var” denildi. Bir bakan “Askerlere politik sual soruyorsunuz? Ben bu toplantıda bulunamam” bile deyip dışarıya çıktıysa da bu hiç bir şeyi değiştirmedi. Utanmazlar! Biri utanıp çıktı diyeceğim ama diyemiyorum; çünkü o da kıvırıp ‘politik sual sorma’ bahanesiyle iyice köşeye sıkışmamak için dışarı kaçtı… Yuh sizin politikacılığınıza ve yavru vatanseverliğinize be!..

 

Erbakan bu müzakerenin sonunda sadece bu ateşkes için değil, bilahare harekâtın sonuna dek mutlaka gidilmesi gerektiğini söyledikten sonra askerlere son olarak şu suali sordu: “Şu bulunduğunuz yerde veya G-5’te bizim kendimizi savunmamız mümkün mü?”  dediler ki, “Biz oraya götürdüğümüz birlikleri yerleştirmek isteseydik bu bahçe kadarlık yere zaten yerleştiremeyiz. Burada durmak mümkün değildir. Kaldı ki bir muhaberedeyiz. Böyle yoğun bir yerleşme halinde yoğun bir bombardımana maruz kalacak olursak çok büyük zayiat veririz. Askeri bakımdan buralarda durmak hiç mümkün değil.”

 

Erbakan onlara teşekkür etti. Ondan sonra işimiz kolaylaştı ve o gün ikinci defa Pazar sabahı ateşkes önlendi. Ve Ecevit Sisko’ya giderek “Hedeflere ulaşıncaya kadar yapılacak bir şey yoktur” dedi. Ancak iş gene de bitmedi tabi…

 

Kaynaklar: “32. Gün” Mehmet Ali Birand, Ağustos 1990 röportajı. Ayrıca İngiltere’de Arapça yayınlanan Eş-Şarku’l Evsat Gazetesi röportajı, 3822-23-24 no’lu sayıları. Ayrıca TV 5’te Mustafa Kurdaş ile 25.03.2004 tarihli röportaj).

Not: Bu yazı sosyal medyada merhum Ecevit’in vefat yıldönümünde merhum Erbakan Hoca’ma atılan iftiralara karşı savunma amacıyla hazırlanmıştır.

 

Yorum Yaz

Adınız :

Yorumunuz :

Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Kocaeli Bizim Yaka Gazetesi

Karabaş Mah. Şehabettin Bilgisu Cad. Cebesoy Sok. Esentığ Apt. Kat: 1 (Eski Valilik Karşısı) İzmit KOCAELİ

İzmit Telefon: (0 262) 325 41 00

Bu sitenin sahip olduğu tüm resim, yazı ve makale hakları Bizim Yaka Gazetesi'ne ait olup kaynak gösterilmeden izinsiz bir biçimde kullanılamaz.
Ford Medicalpark BasiskeleSanayi
Etçi Beyler konak_dr Davetiyem