18 Kasım 2018 Pazar
Yüksel Yılmaz

Yüksel Yılmaz

sijoyukselyilmaz@windowslive.com

Çıktı Al

Tüm Yazılarını Listele

Kıbrıs’a çıkartma kararını Erbakan verdi (1)

Yüksel Yılmaz

10 Kasım 2018 tarihli yazısı

“Gerçek Kıbrıs Fatihi Erbakan’dır” şeklinde bir başlık düşünürken, Erbakan gibi dünyadaki tüm insanlığa hitab eden evrensel birini sadece Kıbrıs’la sınırlamanın doğru olmayacağını, bunun noksan bir ifade olacağını düşünüp vazgeçtim. Bu Kıbrıs açısından doğruydu. Fakat Türkiye açısından o evrensel bir liderdi. Kıbrıs konusunda o kadar çok saklı gerçekler ve hatta öylesine yanlış bilinen dedikodular vardı ki bir vurgu olması için bu konuyu ele almaya karar verdim. Kıbrıs Harekâtı’nın emrini veren Bülent Ecevit değil, dönemin Başbakan Yardımcısı Prof. Dr. Necmettin Erbakan’dır. Peki, nasıl oluyor da Bülent Ecevit “Kıbrıs Fatih’i” olarak anılıyor?..

 

1689 Karlofça’dan beri sürekli toprak kaybettikten sonra ilk defa toprak kazanmanın adıdır “Kıbrıs Zaferi”. CHP’liler seçimlerde etkili olsun diye önce “Kıbrıs Fatihi” dediler, sonra yetmedi “Kenya Fatihi” diyerek dağa taşa “Karaoğlan Ecevit” yazdılar. “Asker gemiye bindi mi bir daha inmez” deyip askerle bir araya gelerek bir oldubitti ile emri veren Erbakan şahsına en veciz teşekkürleri hak ettiği halde ayıp değil miydi sırf başbakan idi diye bunda rızası bile olmayan birini “Kıbrıs Fatihi” ilan etmek?.. Erbakan’a haksızlık yapıldı! Kararı Erbakan verdi ama Ecevit parlatıldı! TBMM’de 26 Nisan 1980’de dış politika konulu oturumda Milli Selamet Partisi (MSP) Genel Başkanı sıfatıyla konuşmasının başlarında demişti ki, “İnşaallah şu toplantının sonuna kadar TRT’nin trafoları patlamaz!..” Fakat makam ve maddi kazancın sefasını süren vekiller ağlayacak hallerine gülmüşlerdi.Erbakan Hoca sözlerine şöyle devam etmişti: “… Geçen sefer burada dış politikayı konuşurken, TRT bilahare kendi görüşüne göre özetledi ve bizim çok mühim dış politika konuları hakkındaki görüşlerimizi millete yansıtmak yerine, sadece konuşmanın girişini vererek, onları gözden kaçırmayı tercih etti. Bu noktaya da işaret etmeyi bir vazife sayıyorum; ancak, zaman çok kıymetli olduğu için, hemen ana konuların içerisine girmek mecburiyetindeyiz.” Yani Erbakan Hoca medyadan yana daima mahzun, mahmur, mazlum, mağdur ve masum olmuştur. İşte Kıbrıs konusunda da medya ile arasındaki durum böyledir…

 

Türkiye’de 1990 Temmuz ve Ağustos’u boyunca yedi sekiz bölümlük “Kıbrıs Belgeseli” yayınlanmıştı. Ben de izledim. Fakat baştan sona Ecevit... Yazıklar olsun! Aslında sonradan çok sempatik de bulduğum Birand’a o zamanlar çok kızmıştım. Belgesel, 20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nı sadece o günkü Hükümet’in iki ortağından birisinin gözüyle anlatmıştı. Hem de Harekâta kararı Hükümetin ortağı MSP ve onun lideri Başbakan Yardımcısı Prof. Dr. Necmettin Erbakan verdiği halde. Belgeselin Yönetmeni Mehmet Ali Birand, Erbakan’la tam bir saatlik televizyon röportajı yaptığı halde sadece 3 dakikası yayınlanmıştı. Şimdi bu hak mıydı? Gazetecilik bu muydu? Gazetecilik özgür olsa ne olur adil olmadıktan sonra? MSP, Kıbrıs Barış Harekâtı’nın fiilen başlamasında en önemli tarihi rolü oynamıştı.

 

MSP milli duygularla harekâta kararlıydı. Hatta Peygamberimizin Halası Ümmü Haram’ın türbesinin Larnaka’da bulunması bile bu kararlılıkta etkiliydi. Fakat başta Ecevit olmak üzere diğer parti liderleri her ne kadar harekâtın yapılmasını arzu ediyorlardıysa da tereddütlerinden dolayı MSP kadar ısrarlı ve kararlı değildiler. Deniz Baykal bu müzakerelerin bizzat şahidiydi. Ecevit kesin bir emir vermekten çekiniyordu. Ecevit Afyon’a gittikten sonra MSP acilen Genel İdare Kurulu toplantısı yaptı ve müdahale kararı kesinleşti. MSP, “Garantör devlet isek vazifemizi yapalım” diyordu.

 

O ana kadar henüz çıkartma emrini kesin olarak veren olmamıştı. Çünkü daha Ecevit İngiltere’ye gidecekti ve durumu değerlendirmesi epey zaman alacaktı. İngilizlerin ne diyeceği belli değildi. Onların kararlarını bile önemseyen Ecevit hiçbir zaman kesin emir veremedi. MSP, Milli Güvenlik Kurulu’nda konuyu konuştu. Ecevit, Afyon’da iken MSP kendi Genel İdare Kurulu toplantısını yaparken mutlaka müdahale etmenin gerektiği kanaatine varıldı. Milli Güvenlik Kurulu’nda da MSP kanadı olarak daima “Bir an evvel müdahale edilmelidir” dediler. Halk Partisi’nin önemli bir kısmı “Bu macera olur, sakın ha böyle bir şey yapılmasın, edilmesin” dediği için zaman kaybediliyordu. Bir güç içerden bizi oyalamak istiyordu…

 

Erbakan, bir grup MSP’li, Genelkurmay Başkanı Semih Sancar ve Kuvvet Komutanları merasimle Ecevit’i Londra’ya uğurladıktan sonra bir durum müzakeresi yapmak üzere bir odaya çekilip Kıbrıs konulu kritik bir toplantı yaptılar. Başbakan Yardımcısı Erbakan “Şimdi Ecevit İngiltere’ye gidiyor, durum nedir?” diye sorduğunda, komutanlar “Siz şimdi Başbakan vekilisiniz. Bizim şu anda dahi önemli bazı hususlarda nasıl hareket edeceğimizin bize bildirilmesine ihtiyacımız vardır” dediler. Kaybedilecek zamanlarının olmadığı anlaşıldı. Duruma bakılırsa Sampson, Ada’da ihtilal yaptığı halde herkes onu hemen kabul etmediğinden Makarios taraftarları ile Sampson arasında çeşitli yerlerde silahlı mücadeleler vardı. Erbakan ve kuvvet komutanları, “Bu durumdan nasıl yararlanırız?” diye istişare yaptılar. Erbakan bir an evvel çıkartmanın yapılmasını dillendirince Kuvvet Komutanlarının da aynı fikirde olduğunu gördü. Komutanlar, “Bunun böyle olması için bize şimdi emir verilmesi lazım” dediler.

 

Komutanlar emrin kesin olmasını şöyle vurguladılar: “Bize kesin emir verilmesi lazım. Çünkü bizim askerimiz, ordumuz Kıbrıs olayları tarihinde bugüne kadar iki defa bir nevi düş kırıklığına uğramıştır. Bunlardan bir tanesi İsmet İnönü zamanında “Yükleyin dendi, yükledik”. Sonra arkasından ABD Başkanı Johnson’un mektubu üzerine “Hayır, geri dönün” dediler. Biz götürdük askeri İskenderun’a çıkarttık. Ve böylece bir manevra görüntüsüne büründü yaptığımız iş. Süleyman Demirel zamanında da “Yükleyin dendi, yükledik.” Tekrar bizim topraklarımıza çıkardık. Şimdi bu aynı ordudur. Bugün bu ordunun içerisinde siz bize yükleyin ve yola çıkın derseniz ve ondan sonra da yoldan geriye çevirirseniz, biz artık bu askeri hiçbir zaman hakiki harekâtın yapılacağını inandıramayız. Bunun önemini dikkate alarak ne yapacağız söyleyin…” İşte komutanlarımız bu kadar nettiler. Erbakan sordu, “Şimdi şu anda farz edin ki biz Hükümet olarak bu emri size verdik. En erken ne zaman Girne’ye çıkartma yapacaksınız?” Dediler ki, “Bizim birtakım birliklerimiz ta İskenderun’da, Niğde’de (Komando Birliği vs). Bunları oralara getirip bütün her türlü silahlarıyla beraber gemilerin hepsini yüklemek… Oradan hareket edip Ada’ya gitmek, bütün bunların hepsi en erken Cumartesi günü sabahleyin olabilir. Eğer şimdi bu emir bize kesin olarak verilirse.”

 

Ecevit gitmeden önce yapılan Bakanlar Kurulu ve Milli Güvenlik Kurulu’nun arkasından MSP de toplantısını yaptı. Halk Partisi’nin bir kısmı MSP’yi destekledi. Bir kısmı ise “Bu macera olur, sakın böyle bir şey yapılmasın bu bütün dünyaya karşı savaş açmak demektir” dediler. MSP sürekli onları ikna etmek için savundu durdu.  Onlar, “Peki hele bir İngiltere’ye bakalım” diye bir nevi zaman kazanmaya çalışırken oyalanıyorlardı. Demirel de “Macera olur” diyenlerdendi. Bir tanesi de “Amerika’dan yazılı muvafakat almadan bu harekâta kalkışmayın” diyecek kadar utanılacak bir teklifte bulundu.

 

Erbakan şunu düşündü: Ecevit gelecek Perşembe günü akşamı. Geldiği zaman gemiler, bu hazırlıklar yapılacak, yüklenecek ancak harekât Cuma sabahı olabilecek. Şayet bir aksilik olur ille de “hayır yapılmasın, edilmesin” derlerse bu takdirde gemileri hareket ettirmek veya harekâtı tekrar bizim kıyılarımıza çıkartmak eski hükümetlerin yaptığının bir tekrarına dönüşecek. Erbakan diğer bir ihtimali de dikkate aldı: Ecevit gitmeden önce İngiliz bölgesine çıkartalım gerekirse diye düşünüyordu. Oysaki İngilizlerle yapılacak harekât bu adanın dolaylı yoldan yine Yunanlılara verilmesi demekti…

 

Kaynaklar: “32. Gün” Mehmet Ali Birand, Ağustos 1990 röportajı. Ayrıca İngiltere’de Arapça yayınlanan Eş-Şarku’l Evsat Gazetesi röportajı, 3822-23-24 no’lu sayıları. Ayrıca TV 5’te Mustafa Kurdaş ile 25.03.2004 tarihli röportaj).

Not: Bu yazı sosyal medyada merhum Ecevit’in vefat yıldönümünde merhum Erbakan Hoca’ma atılan iftiralara karşı savunma amacıyla hazırlanmıştır.

 

Yorum Yaz

Adınız :

Yorumunuz :

Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Kocaeli Bizim Yaka Gazetesi

Karabaş Mah. Şehabettin Bilgisu Cad. Cebesoy Sok. Esentığ Apt. Kat: 1 (Eski Valilik Karşısı) İzmit KOCAELİ

İzmit Telefon: (0 262) 325 41 00

Bu sitenin sahip olduğu tüm resim, yazı ve makale hakları Bizim Yaka Gazetesi'ne ait olup kaynak gösterilmeden izinsiz bir biçimde kullanılamaz.
mobesko okşin beçet çolak Ford Medicalpark Yuvacık su Beykar Davetiyem BasiskeleSanayi
Ekcan YEDİ İKLİM murat yıldız aday adayı konak_dr Gürpınar su ibrahimoğlu