23 Eylül 2018 Pazar
Global
Yüksel Yılmaz

Yüksel Yılmaz

sijoyukselyilmaz@windowslive.com

Çıktı Al

Tüm Yazılarını Listele

EKONOMİK DARBE - 2

Yüksel Yılmaz

25 Ağustos 2018 tarihli yazısı

“Yatırımcı yatmaya gelmez”

 Toptancı yaklaşımlarla çözüm kısa zamanda gelmez. Yeni krizlere karşı hazır olmalıyız. Eğer çözüm olursa döviz kurlarında sert düşüşler yaşatabilir. Yok, eğer kriz uzar da yaptırımlar genişlerse kötüleşme devam eder. Bu da bizi kısa sürede çözüme ve bu nedenle ödün vermeye zorlar. Başkan Erdoğan’ın 100 günlük icraat planını açıklarken halka yastık altındaki döviz ve altınlarını çıkarmaları ve finansal sisteme sokmaları çağrısına toplumun karşılık vermesi, net bir enflasyonla kararlı bir mücadeleden ve TL’ye istikrar veya değer kazandırmaktan geçiyor. TL’nin dolar karşısında değer kaybetmesi, dolar arzı azalırken dolara olan talebin değişmemesi ve hatta artmasıyla açıklanabilir. Dolar arzının azalmasının bir sebebi, ellerinde Türk tahvilleri bulunduran yabancı fonların bu varlıkları sattıktan sonra dolara çevirip Türkiye’den çıkmalarıdır. Böylece piyasada TL likiditesi bollaşırken dolar likiditesi azaldığından TL değer kaybetmektedir. Tahvil talebinin azalması tahvil fiyatlarını düşürerek tahvil faizini artırmaktadır. Doların arzı azalırken, talep tarafında bir artış söz konusudur. Dolar borcu olan firmaların rutin talebine ilaveten doların sürekli değer kazanması, dolar daha da yükselecek endişesiyle talebi artırır.

 

TL’nin değer kazanması için elinde TL tutan kişinin bundan elde edeceği getirinin artması gerekir ki bu da faizdir. Yani bu sistemde insanları tekrar TL tutmaya teşvik etmek için TL’ye ödenen faizin artması gerekiyor. Bozuk sistem buna el veriyor. Yatırımcıların ellerindeki TL varlıkları satıp Türkiye’den çıkmak istemelerinin asıl nedeni Türkiye’ye ait belirsizlikleri görmeleridir. Öyleyse önce siyasetin normalleştiğini görmeliler. Merkez Bankası’nın bağımsızlığına olan inanç hükümetin desteğiyle artmalıdır. Zira Merkez Bankası işin çığırından çıkacağını anlıyor ve uyarıyor.

 

2015’ten beri ülkemizde döviz kuru dikkat çeken bir yükselme trendinde olup doların düşmesi için büyük bir talep var. Mayıs 2018’den beri Türk Lirası dolar karşısında değer kaybediyor. Ülkemize doların girmesi gerekiyor. Doların düşüp düşük seviyede kalması için ülkemizde dolar bollaşmalıdır. İnsanların satın almak isteyeceğinden daha fazla dolar ülkemizde bulunmalıdır. Talep kanununa göre, “Bir şey ne kadar bol olursa o kadar ucuzlar.” Öyleyse ülkedeki dolar miktarının arttırılması suretiyle dolar düşürülmelidir. En başta siyasi istikrarla dış ticaret fazlası yani ihracatın “yeterli ithalatı” geçmesi gerekir. Neden yeterli ithalat diyorum? Çünkü sırf ithalat ihracatı geçmesin diye ithalatı ülkenin gelişimini olumsuz etkileyecek kadar çok düşürüp üçüncü dünya ülkesi seviyesine inmek de çözüm değil. Yani ithalat dünyaya ayak uydurabileceğimiz ve gelişmemizi durdurmayacağımız miktarda elbette olsun; ama ihracat daima ithalattan daha fazla olsun. Yani zayıf tarafımızı güçlendirelim ama güçlü tarafımızı daha da güçlendirelim. Kısacası dış ticaret açığı belki de doların yükselmesinin en önemli sebebidir. Dışarıya satılan mal miktarı (ihracat), dışarıdan alınan mal miktarından (ithalattan) fazla olursa ülkendeki yabancı para miktarı artar, yerli para yabancı para karşısında değer kazanır ve dolar kuru düşer. Türkiye’nin bütçe giderleri bütçe gelirlerini karşılayamıyor. İthalat giderdir; ihracat gelirdir. Hangisi fazla sen buna bakacaksın. İthalat 100 milyar dolar daha fazlaysa bu büyük zarardır. Ülkemizde ise 1948’den beri sürekli olarak dış ticaret açık vermektedir. Yani her yıl ithalatımızın ihracatımızdan daha fazla olması geriye gidiştir. Dışarıya 10 dolar değerinde mal satarken, her yıl dışarıdan 10 dolardan daha fazla mal alıyoruz. Hal böyleyken ülke içerisinde dolar birikir mi? Birikmez. Dolar kıtlaşır ve dolar kuru yükselir. Dedik ya “Bir şey ne kadar bol olursa o kadar ucuzlar.” Yetişkin birine çocuk kıyafeti giydirsen ne olur? Açık verir. Dışarıdan nasıl görünürsün? Dengesiz. Güven verir misin? Hayır.

 

Döviz rezervi satmak, yabancı yatırım, turizm ve dış borç almak da nefes aldırır. Fakat her şeyden önce ülkemizde siyasi istikrar ve denge ülke içine ve dışına güven vermezse döviz piyasası değil hiçbir ticari faaliyet optimum noktada olamaz. Ülke potansiyelini kullanamaz. Sıkça yapılan seçimler ve erken seçim kararları da döviz piyasasını olumsuz etkiler ki yakın geçmişte erken seçim de yapıldı. Derken yakın gelecekte sıraya belediye seçimleri de girdi. Seçimler ülkeler için çok maliyetlidir. Seçim dönemlerinde Hükümetler kesenin ağzını açarlar, kamu harcamalarını arttırırlar. Kamu harcamalarının artması ülkede parasal genişleme demektir. Parasal genişleme, ülkede dolaşımdaki yerli para miktarını artırarak yerli para biriminin dolar karşısındaki değerini düşürme yönünde baskı yapar.

 

Ülkelerin merkez bankaları dolar ve euro gibi dövizlerin yanı sıra altın gibi değerli madenleri de rezerv olarak tutarlar. Merkez bankalarının piyasaya döviz sürmesi ve piyasadaki dolar miktarını arttırması mümkün olsa da bu çok sürmez. Çünkü rezerv şeklindeki paraların bir kısmı zorunlu karşılık oranları ve bir kısmı da özel fonlardır. Bu daha ziyade ufak tefek müdahaleler ve açık piyasa işlemleri için veya bankalar arası dengenin sağlanması için kullanılır.

 

Yatırım harcamaları bir ekonomideki en istikrarsız ve en dengesiz harcama kalemidir. Doların düşmesi için büyük yabancı yatırımlar ülkeye getirilmelidir. Fakat niçin gelsin? Faiz oranından tutun da ülkenin yönetim biçimine kadar çok şeyden etkilenir. Kimse kar etmeyeceği bir maceraya sürüklenmek istemez. Yani yatırımcıyı ülkeye çekmek gerçekten çok daha zordur. Vergi politikaları, diğer ülkelerin faiz oranları, istihdam ve üretim sübvansiyonları ile sektörel istisnalar önemli rol oynar. Yatırımın türü de çok önemlidir; yabancı kaynaklı yatırım faydalıdır ancak ille de ülkeye fayda sağlayacak diye bir kaide yoktur. Unutma: “Yatırımcı yatmaya gelmez.” Çalıştırmak ve kar etmek ister.

 

Turizm, çoğu sektörden çok daha fazla döviz akışı sağlayan bacasız sanayidir. Ülkeye dışarıdan döviz girmesine ve dövizin bollaşmasına ciddi sebeptir. 2015’te ülkemize gelen turistlerin ekonomimize katkısı ülkemizdeki belki en değerli özel şirketimiz olan Koç Holding’in bile piyasa değerinin tam 3.5 katı kadardı. Ne var ki siyaset turizm sektörünün gelişmesini de etkiliyor.

 

Ülkeler dış borç kaynakları ile ciddi miktarda dövizi piyasaya kazandırabilir. Dış borçlar kısa vadeli olarak bütçe açıklarını kapatmak veya uzun vadeli programlar olarak alınırlar. Ülkelerin dostlukları olmaz; çıkarları olur. Ülkeler ve finansal kuruluşlar, borç isteyen ülkelere kredi sağlarken bunu genellikle “bağlı kredi” şeklinde verirler. Düşük faizli olarak teklif edilen krediler çekici gelir ancak kredi şartları alınan kredinin bir kısmını işlevsizleştirir. Japonya düşük faizli kredi vererek ülkeye dolar girişi sağlamayı kabul ederken der ki; “Sana bu krediyi veririm ama sen de daha fazla Toyota ve Toshiba ürünlerini ithal edeceksin”. Borç veren ülkeler kredi verirken bile kendi çıkarlarına bakarlar. Krediyi alıp ithalata mecbur kalınca ihracatını ithalatı aşacak kadar artırman gerekir. Peki, ülkeler sıraya girmiş senden mal satın almak mı istiyorlar? Hayır. Pazarlama da önemli. Ödemler dengesi bozuk olduğundan kredi kuruluşları uzun yıllardır Türkiye’ye iyi puan vermiyorlar.

 

Yorum Yaz

Adınız :

Yorumunuz :

Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Kocaeli Bizim Yaka Gazetesi

Karabaş Mah. Şehabettin Bilgisu Cad. Cebesoy Sok. Esentığ Apt. Kat: 1 (Eski Valilik Karşısı) İzmit KOCAELİ

İzmit Telefon: (0 262) 325 41 00

Bu sitenin sahip olduğu tüm resim, yazı ve makale hakları Bizim Yaka Gazetesi'ne ait olup kaynak gösterilmeden izinsiz bir biçimde kullanılamaz.
Ford Yeşil Düş Vadisi Medicalpark Beykar Davetiyem
Ekcan YEDİ İKLİM ibrahimoğlu bbs inşaat BasiskeleSanayi konak_dr