09 Aralık 2018 Pazar
Öztekin Kaşukci
Yüksel Yılmaz

Yüksel Yılmaz

sijoyukselyilmaz@windowslive.com

Çıktı Al

Tüm Yazılarını Listele

Bursa ve spor alanı

Yüksel Yılmaz

28 Temmuz 2018 tarihli yazısı

Bursa’daki tarihi spor alanlarından biri Abdal Murad Alanı’dır. Bursa’nın bu güzel gezinti yerine ve spor alanına adı verilen Abdal Murad, Bursa’nın alınışında savaşa katılmış erenlerdendir. İstanbul Üniversitesi Merkez Kütüphanesi’nde bulunan ve kim tarafından yazıldığı bilinmeyen “Tezkire-i Rımat” isimli eserde şu bilgi veriliyor:

 

“Bursa kalesinin Zindan Kapısı’na bakan dağ üzerindedir. Yirmi dakikada gidilir. Hazreti Abdal türbesi ve yanında tekkesi ve mutbahı ve yüksek bir kasrı ve bir geniş meydanı vardır ki meydanını selvi ve çınar ağaçları gölgeler. Hatta bir büyük çınar ağacı vardır ki Abdal Murad, zamanında dikmiş ve büyütmüş diye meşhurdur. Bursa valisi Kaptan-ı derya Seydi Ahmed Paşa hazretleri onarmıştır…” (Kaptan-ı deryalardan bir tane Seydi Ahmed Paşa vardır. O da Sadrazam Köprülü Mehmed Paşa’nın sebepsiz yere 17 Haziran 1661 günü Tımaşvar’da öldürttüğü ünlü cirit oyuncusu Abaza Seydi Ahmed Paşa’dır. Seydi Ahmed Paşa, Sivas valisi iken 18 Temmuz 1656’da kaptan-ı derya oldu; bir ay sonra da Bosna valiliğine atandı. Bursa’da vali olarak bulunmadı. Kütahya’da vali iken onartmış olabilir.) Divan şairlerinden Haşmet (d.?-ö.1768) hicivdeki üstünlüğü kadar atıcılıkta ve kılıç kullanmakta da başarılı imiş. Hicivlerinden ötürü Bursa’ya sürgün edilmiş (1761). Bursa’da bulunurken, Abdal Murad alanına gider tüfekle nişana atışlar yaparmış. Yine de bir gün burada 1000 adımdan nişanı vurmuş.

 

Bursa’nın bu tarihi gezinti yeri ve spor alanı zamanla tamamen tarihi görüntüsünü kaybetmiş, gecekondu mahallesi haline gelmiştir. 1973 Bursa Yıllığı’nda şu bilgi kayıtlıdır: “Abdal Murad, Bursa’nın fethinde bulunmuş, Molla Arab ve Kükürtlü önündeki gözetleme kuleleri arasındaki irtibatı sağlamış bir fedaidir. Mezarı Uludağ yolu başındaki meşhur semtte tek servi ağacının bulunduğu yerdedir. Mezarının bulunduğu yer son zamana kadar Bursa’nın mesire yeriydi. Şimdi etrafı evlerle dolup mesire yeri olmaktan çıkmıştır” (1).

 

Bursa’daki diğer spor alanı ise Pınarbaşı Alanı’dır ki; burası şehrin güneyinde olup, bu ad ile anılan mezarlığın hemen yanında 1940 yıllarında 100 m. eninde ve 200 m. uzunluğunda düz, çimensiz bir alandı. Stadyum yapılıncaya kadar çoğu güreşler burada yapılırdı. Dini bayramların yapıldığı en önemli yer de burasıydı. Sultan Dördüncü Mehmed, 18 Temmuz 1659 Cuma günü, gösterişli bir alay ile Bursa’ya gelince, Bursa’da 70 gün kaldı. Bu süre içinde bütün türbeleri, camileri ve mesire yerlerini gezdi. 9 Ağustos günü Uludağ’a çıktı. Bir gün Pınarbaşı mesiresinde çadır kurdurup musahipleri ile zevk ve sefa ederken Diyarbekir’de öldürülen Murtaza Paşa, Can Mirza Paşa, Tatar Ahmed Ağa, Kurd Osman Ağa gibi Celalilerin başları gelip ibret-i âlem olmak üzere Pınarbaşı’na dizildi (2).

 

Kellelerin koparılıp sergilenmesi dinimize ne kadar uygundu? Celali isyanları durup dururken mi olmuştu? Bunlar 16. ve 17. yüzyıllarda Anadolu’da toplumsal ve ekonomik yapının bozulmasından kaynaklanan ayaklanmalardı. 16. yüzyıl ortalarındaki ekonomik ve toplumsal bunalım, Anadolu ve Akdeniz üzerinden geçen uluslararası ticaret yollarının keşifler sonucunda yön değiştirmesi, bu ticaret yollarının kendi topraklarından geçtiği dönemlerde sağladığı kazancı yitirmesi, öte yandan Avrupa devletlerinin güçlenmesi karşısında fetihlerin durmasıyla ganimet gelirlerinin ortadan kalkması, devletin gereksinim duyduğu geliri sağlayabilmek için vergileri artırması, tımar sisteminin saltanat haline gelmesi, oluşan bu yarı-feodal durumla vergileri ödeyemeyen köylülerin topraklarını terk etmeleri, kasaba ve kentlere iş için göçmeleri, geçinemeyenlerin eşkıyalığa (komite) başlamaları, diğer göçebe Türkmen ve Yürük boylarını rahatsız eden Sünni din politikası, Alevi Türkmenlerde göçebeyi yerleşik hayata geçirip vergilendiren yerleştirme politikası ve saire sonunda halkı isyan ettirdi. Anadolu’da ilk büyük Celali hareketleri ve medrese bitirip iş bulamayan medrese öğrencilerinin hareketi olarak ortaya çıktı. Daha sonra asker sınıfından levent ve sekbanlar ayaklandılar. Osmanlı Devleti’nin yerel yöneticileri ise güç kullanarak halktan vergi toplama yolunu seçtiler. Yerel yöneticilerin zulmü merkezi hükümet tarafından durdurulamayınca III. Murat, III. Mehmet ve I. Ahmet soygunlara, yöneticilere ve memurlara karşı köylülerin silahla mücadele etmesini isteyen fermanlar çıkardılar. Devletin ağır vergi yükü altında ezilen binlerce çiftçinin katılımıyla hızla yayılan ayaklanmalar çok kanlı bastırıldı.

 

Hâkim iken Osmanlı sultanları iradelerini istedikleri gibi kullandılar. Bazen halka hizmet ettiler, bazen hezimet… Çok büyük sporcular yetiştirdikleri dönemleri de yaşadılar, geleneksel sporun önünü kapattıkları dönemi de… Asıl hâkimin yani “hâkimler hâkimi”nin Allah olduğunu (3) mahşerde hep beraber göreceğiz. En sıradan vatandaşından en kudretli makam sahibine kadar herkes hesap verecek. Asıl kuvvet ve kudretin Allah olduğunu mahşerde herkes anlayacak. Kelle aldıran da, kelle kesen de, kellesi kesilen de…  Osmanlı kardeş katline fetva verirken vicdanları hiç mi sızlamadı? Devletin beka’sı için fetva verenler de verdirenler de “Baki” olanın Allah olduğunu (4), dünyalıkların değil ahretin baki olduğunu (5) mahşerde bilecekler. Allah toprakları mı İslam’ı mı yaymamızı istedi? Dünyaya egemen olduğumuz halde neden başka ulusların kendi dillerinde Kur’an mealleri yazdırarak Allah’ın mesajlarını bütün dünyaya duyurmadık? Nede günümüz Hıristiyanlarının bedava İncil dağıttığı gibi hiç olmazsa en güçlü dönemlerimizde Kur’an’ı bedava dağıtmadık? Neden takvaya göre değil de fetvaya göre hareket edildi? Kur’an müşriklerle evlenilemeyeceğini söylediği halde padişahlar neden ayetleri saptırarak Müslüman hanımlar varken şirke batmış Hıristiyanlarla ve Yahudilerle evlendiler? Neden valide sultanlığa yükselen Rus, Bulgar, Grek asıllı şımarık eşlerine onurlu Türk kadınlarını kul, köle, hizmetçi yaptılar? Neden bilimsel gelişmeleri gâvur icadı diyecek kadar zayıflayıp Batının güçlenmesine neden oldular? Neden Kur’an hukukunu uygulamadılar? Osmanlı neden Tanzimat döneminde Fransızlaştı, İttihadçılar döneminde Almanlaştı? Neden Yavuz ve Midilli gemileri Karadeniz’e açılarak Rus limanlarını topa tutup Osmanlı devletini hiç hazır olmadığı ve kaybedeceği Birinci Dünya Harbine soktular? Saraydaki şarkılar bile neden Türkçe değil de hep Arapça yahut Farsça idi? Haccetmek Padişahlara da farz değil miydi? Timur’la Yıldırım’ı çarpıştıran, Türkü Türke vurduran güç ne idi? Neden 40 yıl gibi uzun bir süre matbaa gibi çok önemli bir adımı atmamak için direnildi? İnsanlar kitap okuyup kula kul olmaktan vaz geçmesinler diye mi? Şu ayeti unutma! “Ve Allah, hesap görücü olarak kâfidir” (6).

 

NOT: “Osmanlı’da Spor ve Sonrası”, (1992), Yüksel Yılmaz notları.

 

KAYNAKLAR:

 

  1. 1.       1973 Bursa Yıllığı, s. 136.
  2. 2.       Evliya Çelebi, “Seyahatname”, Cild.5, s. 288. Suphi Bey, “Bursa Şehri Haritası”, İstanbul, 1861. Kâtip Çelebi, “Cihannüma”, İstanbul, 1145, s. 656-657.
  3. 3.       Bknz. Hud, 45; Tin, 8.
  4. 4.       Bknz. Taha, 73; Rahman, 27.
  5. 5.       Bknz. A’la, 17.
  6. 6.       Ahzab, 39.

 

 

Yorum Yaz

Adınız :

Yorumunuz :

Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Kocaeli Bizim Yaka Gazetesi

Karabaş Mah. Şehabettin Bilgisu Cad. Cebesoy Sok. Esentığ Apt. Kat: 1 (Eski Valilik Karşısı) İzmit KOCAELİ

İzmit Telefon: (0 262) 325 41 00

Bu sitenin sahip olduğu tüm resim, yazı ve makale hakları Bizim Yaka Gazetesi'ne ait olup kaynak gösterilmeden izinsiz bir biçimde kullanılamaz.
mobesko okşin beçet çolak Ford Medicalpark Yuvacık su Beykar Davetiyem BasiskeleSanayi
Ekcan YEDİ İKLİM konak_dr Gürpınar su ibrahimoğlu