24 Eylül 2018 Pazartesi
Global
Ozan Özgenç

Ozan Özgenç

oozgenc@gmail.com

Çıktı Al

Tüm Yazılarını Listele

İhtiyacımız olan ortak akıl, ortak vicdan

Ozan Özgenç

17 Temmuz 2018 tarihli yazısı

15 Temmuz’un yıldönümünü geride bırakırken, önceki akşam ben de bir süre de olsa Milli İrade Meydanına giderek, düzenlenen enfes anma programını izleme fırsatını buldum.

Şanslıydım ki, 251 hafız tarafından hazırlanan Türk Bayraklı Türkiye haritası koreografisine yetiştim.

Gerçekten muhteşem bir gösteri oldu.

O gece şehit olan 251 vatandaşımızı anarken, aynı zamanda güzel de bir çalışma ortaya koyan herkesi tebrik etmek gerekir.

Bizler de o gece yaşanan ihaneti unutturmamak için, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da bir dergi çalışması yaptık.

Baskıda yaşanan bir aksaklık nedeniyle dergi maalesef 15 Temmuz’a yetişmedi ama birkaç gün içinde inşallah elinizde olacak.

Aynı zamanda tarihi bir değere de sahip olan 15 Temmuz dergisinin geçtiğimiz yıl ilk sayısını yayınlarken, 15 Temmuz darbe girişiminin hatıraları henüz taptaze belleklerdeydi.

Öyle ki, o an gibi yaşıyordum her şeyi dergi için ilk yazımı yazarken.

Şimdi üzerinden bir koca sene daha geçti.

Sadece 15 Temmuz’un o kanlı karanlığı değil, ömrümüzün farklı farklı renklerle örtülü anıları da renk attı.

Bugün 15 Temmuz ile mücadelenin ikinci yılı dolarken, bu mücadelenin neresinde olduğumuzu bize anlatabilecek bir ölçü de yok.

Akıllarda ve yüreklerde olan ise, hepbir yeterince derinlere inilmemişlik hissi.

Devlet polisi, yargısı tüm kolluk kuvvetleriyle amansız bir mücadele verirken, yine de bu konuda nedense bir eksik parça olduğu hissi çoğumuzun kalbinden geçmek bilmiyor.

İki yıldır devam eden olağanüstü hal dönemi de hayatımıza bir olağanüstülük katmadığından mıdır bilmem, herkeste bir yetersizlik duygusu var.

İşte ikinci yılı dolarken 15 Temmuz’un, mücadelenin toplumdaki karşılığı ise yeterince dolmamış gibi.

Buna karşın, bu derginin yeni sayısında okuyacağınız önemli bir röportajı derlerken, duyduklarım karşısında tüylerim diken diken olmaya yetti.

15 Temmuz gazisi Halil İbrahim Koşdaş’ın 15 Temmuz’un yine bir benzerini yaşasa, gözünü bile kırpmadan yine ölüme atlama kararlığını görmek çok akılla anlaşılır bir durum değil.

Ben o geceyi hep, darbenin ilk anlaşıldığı anda dışarı çıkanların tepkileri ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın meydan çağrısının ardından yaşananlar olarak ikiye ayırırım.

Böyle bir durum olduğundan değil elbette. Bu benim ayırımım yalnızca.

Birinci grup hiçbir siyasi bağı, meyli olmaksızın vatan, millet ve bağımsızlık için kendini dışarı atanlardan oluşur gibi gelir bana.

İkinci grup ise sanki biraz daha cesaretini Cumhurbaşkanı’nın cesaretinden alanlardır ki bunda da bir yanlış yok.

Çünkü yalnızca liderler kitleleri arkalarından sürüklerler.

O gece Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çağrısının ardından yaşananlar da buydu.

Ben ise ilk grubun içinde yer alan biri olarak, o tarihi anlarda hiç kimsenin çağırmasına ihtiyaç duymadım.

Tek yaptığım, kardeşlerimi, tanıdıklarımı, ne olduğunu anlayamama şaşkınlığıyla evlerinde, olanları izlemeye koyulan tedirgin tanıdıkları çağırmak oldu.

Evet, o gece sokakta hepimiz ölebilirdik.

Ama kendi vatandaşlarına kurşun sıkan, ülkesini başkalarıyla paylaşmaya kalkan, çocuklarımızın geleceğini çalmaya niyetli bir grup hain lümpene başkaldırarak.

O gece sokağa çıkmanın sebebini kavrayamayanların, aslında ortak bir akıl ve ortak bir vicdanı da kavrayamadıklarını düşünürüm hep.

Oysa bizleri, geleceğimizi tam da bu ortak kabuller kurtaracak.

Senelerdir debelenip durulan eğitim sistemimizin de bir karşılığı olan bu kavrayış mesafesi, ortak bir akıl ve ortak bir vicdan oluştukça kapanacak.

İhtiyacımız olan, özgürlüklerimizi, geleceğimizi, ülkemizi, vicdanımızı, değerlerimizi ortak kılacak bir samimiyet seviyesi.

Buna ulaşmak için, FETÖ gibi hep bir arka planı, gizli hedefleri olan örgütlere yaşama ortamı bırakmadan, içleri samimiyetsizlikle zehirlenmiş, sembolleri hayatlarının ortasına koyup, akıl ve bilimden uzak kalmış insanları çok ince bir rendeden geçirmek lazım ama nasıl…

Türk devletlerinin, tarihte yaşadığı en büyük ihanet olan FETÖ darbe teşebbüsü, bizlere aslında ne anlatıyor?

Ülkeyi o günlere getiren süreç ve o süreçte devlet ve toplum içinde var olan ruh hali iyi tahlil edilmedikçe, üzerinden iki yıl geçen 15 Temmuz Darbe Teşebbüsünü başlatan FETÖ/PDY ile hiçbir zaman yeterince iyi mücadele edilmiş olmayacak.

15 Temmuz’la mücadele denildiğinde, bazı dudaklarda beliren o ikircikli ifade ve bir şeylerin hep eksik yapıldığı hissinin karşılığı bulunmadan, bu mücadele hiçbir zaman tam olarak son bulmayacak.

İşte bunun için ihtiyacımız olan şey, ortak akıl ve ortak vicdanı tesis edebilecek ortak toplumsal değerler üretmekten geçiyor.

Savunduğumuz ideolojik, kültürel ve dini değerler bizim gibi olanları, ortak değerler ise hepimizi temsil eder.

Unutmayalım ki hayat bir dengenin tezahürüdür.

Gündüz geceyi, sevgi nefreti, ölüm yaşamı dengeler.

Mutlaklık ise hep gündüz ya da gece, sevgi veya nefret, yaşamak ya da ölmektir.

O yüzden toplumda dengeyi kurmalıyız.

Mutlak olan bize sahip olurken, dengeli olansa sahip çıkar.

FETÖ ve benzeri terör örgütleriyle mücadelenin başarısı, işte buna bağlı.

Akıl ve vicdan ortaklığı ile kurulmuş bir toplumsal dengeye.

 

 

Yorum Yaz

Adınız :

Yorumunuz :

Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Kocaeli Bizim Yaka Gazetesi

Karabaş Mah. Şehabettin Bilgisu Cad. Cebesoy Sok. Esentığ Apt. Kat: 1 (Eski Valilik Karşısı) İzmit KOCAELİ

İzmit Telefon: (0 262) 325 41 00

Bu sitenin sahip olduğu tüm resim, yazı ve makale hakları Bizim Yaka Gazetesi'ne ait olup kaynak gösterilmeden izinsiz bir biçimde kullanılamaz.
Ford Yeşil Düş Vadisi Medicalpark Beykar Davetiyem
Ekcan YEDİ İKLİM ibrahimoğlu bbs inşaat BasiskeleSanayi konak_dr