17 Ekim 2018 Çarşamba
Yüksel Yılmaz

Yüksel Yılmaz

sijoyukselyilmaz@windowslive.com

Çıktı Al

Tüm Yazılarını Listele

Kur’an’daki Barış (6)

Yüksel Yılmaz

12 Mayıs 2018 tarihli yazısı

İlerleyen ayetlerde öğreniyoruz ki, düşman hakikati inkâra şartlanmış olan ve müminleri Mescid-i Haram'dan alıkoyup, kurbanların yerine ulaşmasına engel olanlardır. Anlıyoruz ki istemeden çiğneyip geçebileceğiniz ve bilmeden, kendileri yüzünden büyük bir hata işleyebileceğiniz Mekke'deki mümin erkekler ve kadınlar olmasaydı müminlerin şehre savaşarak girmesine izin verilirdi. Ama savaşmaları yasaklandı ki Allah dileyene / dilediğine rahmetini ihsan etsin. Eğer Allah’ın bizim rahmetini hak edenler ile gazabına uğrayanlar, müminler tarafınızdan ayırt edilebilselerdi içlerinden hakikati inkâr edenleri müminlerin eliyle acıklı bir azaba çarptıracaktı. (124).

 

112. sureye gelince Allah’ın, Musa peygambere “sen ve Rabbin gidin ve birlikte savaşın (kâtilâ); biz burada kalacağız” dediği ayette savaş sözcüğüne rastlıyoruz (125); fakat sonraki ayette kendisinden ve kardeşi Harun’dan başkasına malik olamadığını gören Musa, “…Artık fâsık (fâsikîne) kavimle bizim aramızı ayır” (126) diyecektir. Allah’a ve elçisine karşı harb edenlerin (yuhâribûne), yeryüzünde fesadı (fesâden) yaymaya çalışanların büyük kısmının öldürülmeleri (en yukattelû) veya asılmaları veya döneklikleri yüzünden büyük kısmının ellerinin ve ayaklarının kesilmesi yahut yeryüzünden tamamıyla sürülmeleri yalnızca yaptıklarının karşılığı olduğu beyan ediliyor. Bunu onların bu dünyada uğradıkları rezillik olarak niteliyor ve öteki dünyada ise daha azametli bir azabın (azâbun azîmun) onları beklediğini söylüyor (127). Tekrar “Allah yolunda cihad edin” (câhidû fî sebîli hi) ayetiyle karşılaşıyoruz. Peki, cihad ederse ne oluyor? Felaha (tuflihûne) eriliyor (128). İman edenleri örneklendirerek vasıflarını sıralarken “Allah’ın yolunda cihad ederler (yucâhidûne fî sebîlillâhi); hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar (lâ yehâfûne)(129) buyruluyor. Artık cihad o kadar kabul edilmiştir ki korkaklık inananın gönlünde yer bile bulamaz.

 

Cihadın geldiği noktaya bakınız ki haram aylar çıktığında artık savaş atmosferi topluma egemendir ve artık şartlara göre müşriklere rastladıkları yerde öldürmeleri (faktulû) ve onları yakalayıp kuşatmaları istenmektedir. Onları gözaltında tuttuktan sonra eğer tövbe ederlerse ve salât ederlerse ve arınırlarsa (âtû ez zekâte) o takdirde onların yolunu serbest bırakmalarını (fe hallû) isteyerek Allah affedici ve merhametli olduğunu hatırlatıyor (130). Rivayete göre Tebük seferinden sonra gelmiş, anlaşmalarına uymayan müşrikler içindir. Devamında zalim olmayan kâfirlerin dışlanmayacağına dair bir ayet iniyor: “Ve eğer müşriklerden birisi senden yardım isterse, o takdirde, Allah’ın kelâmını işitinceye kadar onu himaye et. Sonra onu emin olduğu yere (me'mene-hu) ulaştır. İşte bu, onların bilmeyen (lâ ya'lemûne) bir kavim olmalarından dolayıdır” (131). Bilmeyince ve zalim olmayınca öldürülmeleri yasak.

 

Eğer bir andlaşma yaptıktan sonra yeminlerini bozar da dini karalamaya kalkarlarsa, o zaman, kendi yeminlerine saygısı olmayan bu sadakatsizlik timsali kimselerle savaşmamız (kâtilû) isteniyor ki o zaman belki azgınlıklarından vazgeçerler (132). Burada caydırıcılık vurgulanıyor yani umulur ki böylece onlar “vaz geçerler” (yentehûne). Korkaklık artık çirkin ve sakıncalı bir şeye dönüşüyor. Ardından savaşın nedenleri ve ölçüleri geliyor. “Yeminlerini bozan bir kavimle savaşmayacak mısınız? Ve resûlü (yurdundan) çıkarmaya kalkıştılar ve sizinle (savaşa) ilk defa başlayanlar onlardır. Onlardan korkuyor musunuz (e tahşevne-hum) yoksa? Oysa Allah ondan korkulması (en tahşev-hu) için daha çok hak sahibidir, eğer inanan müminler iseniz” (133). Ardından yine onlarla savaşılması isteniyor (kâtilû-hum). Allah müminlerin elleriyle onları azaplandıracak (yuazzibhum allâhu) ve onları alçaltacaktır; onlara karşı müminlere yardım edecek ve göğüslerine şifa (yeşfi) verecektir (134). Cihad artık bir imtihan ölçüsüdür. Çünkü “Allah, aranızdan, Allah’tan, onun elçisinden ve ona inananlardan başka kimseden yardım gözlemeden (onun yolunda) cihad edenleri (ellezîne câhedû) ortaya çıkarmadan, terk edileceğinizi (en tutrekû) mi hesab ettiniz (hasibtum)?” (135) sorusu soruluyor. Cihadın diğer bazı hayırlı amellerle eşit tutulmamasını istiyor ve Allah cihadı diğer hayırlarla kıyaslayarak özellikle övüyor: “Siz hac edenlere su verilmesini, Mescid-i Haram’ın imar edilmesini, Allah’a ve ahirete îmân eden ve Allah yolunda cihad eden (câhede fî sebilillâh) kimse gibi mi tuttunuz? (Onlar) Allah katında eşit değildirler (lâ yestevûne). Ve Allah zalim kavmi hidayete erdirmez” (136). Cihadın hafife alınır gibi diğer hayırlı amellerle kıyaslanması sonrasında zalim kavme hidayet etmeyeceğini söylemesi düşündürücüdür. Söylüyor çünkü zulme rıza da zulümdür. Allah imanlı olan, hicret eden, malları ve canlarıyla Allah yolunda cihad eden (ve câhedû fî sebîlillâhi) kimselerin, Allah’ın indinde (inde allâhi) azametli dereceleri (a'zamu dereceten) olduğunu söyledikten sonra bundan kar ettiklerini (hum el fâizûne) ekliyor (137). Artık cihad dünyadaki her şeyden sevgilidir. “De ki: Şâyet babalarınız ve oğullarınız ve kardeşleriniz ve zevceleriniz ve aşiretiniz ve kazandığınız mallarınız, satışının durmasından korktuğunuz ticaret ve razı olduğunuz evler, Allah’tan ve onun Resûlünden ve onun yolunda cihad etmekten (cihâdin fî sebîlihî) size daha sevgili (ehabbe) ise artık Allah, emrini getirinceye kadar bekleyin. Ve Allah fasıklar (fâsikîne) kavmini hidayete erdirmez” (138). Hemen sonraki ayette Allah, (sayıca az oldukları halde) pek çok savaş meydanında yardım ettiğini ve Huneyn gününde ise sayıca çoklar diye gururlandıklarını ama bunun onların işine yaramadığını; yeryüzünün bütün genişliğine rağmen dar geldğini ve arkalarını dönüp geri çekildiklerini (139) hatırlatıyor. Allah kimlerle savaşılacağını (kâtilû) sıralıyor: Kendilerine vahiy bahşedilmiş olduğu halde (gerçek anlamda) Allaha ve ahiret gününe inanmayan, Allah ve elçisinin yasakladığını yasak saymayan ve hak dini din olarak benimseyip ona uymayan kimselerle (140).

 

Yine ölçü getiriliyor: “… nefslerinize (enfuse-kum) zulmetmeyin (fe lâ tazlimû). Onların hepinizle savaştığı gibi müşriklerin hepsiyle savaşın (ve kâtilû el muşrikîne). Ve biliniz ki, muhakkak Allah, takva sahipleri (muttekîne) ile beraberdir” (141). Ancak müminler kendileri cihadı arzuladıkları halde artık eskisi gibi cihada arzulu değillerdir. Ama bir defa ayet gelmiştir yani artık cihad mazlumun gözyaşını dindirmektedir ve emredilen bir ibadet olmuştur. “Ey imanlı olanlar. Size ne oldu? Size, “nefer olun” (infirû) denildiği zaman, siz (bulunduğunuz) yere meyledip kaldınız. Ahiretten (vazgeçip) dünya hayatına mı razı oldunuz? Dünya hayatının metaı, ahiretten daha azdır” (142). Nefer olmazsalar ne mi olur? “Nefer olmanız (tenfirû) hariç size elîm bir azapla azap eder. Ve sizden başka bir kavimle (sizi) değiştirir. O’na hiçbir şeyle zarar veremezsiniz. Ve Allah, her şeye kadirdir” (143). Allah nasıl nefer olacaklarını da beyan ederek cihadın hayrını vurguluyor: “Hafif ve ağır (süvari ve piyade) olarak nefer olun (infirû) ve mallarınızla ve canlarınızla (enfusi-kum) Allah yolunda cihad edin (câhidû). İşte bu, eğer bilmiş olsanız, sizin için daha hayırlıdır” (144). Artık cihadın geldiği evreye bakın. Cihad için izin istenmesini bile hoş görmüyor: “Allah’a ve ahiret gününe îmân eden kimseler, malları ve canları (enfusi- him) ile cihad etmeleri (en yucâhidû) konusunda senden izin (yeste'zinu) istemezler. Ve Allah, takva sahiplerini bilir” (145). Demek ki cihada gönüllü değiller. Gerçekten peygamberle sefere çıkmak isteselerdi elbette bunun için bir hazırlık yaparlardı. Allah onların kalkış tarzlarını kerih görüyor (kerihe allâhu) yani beğenmiyor ve bu yüzden onları seferden alıkoyarak "Peki, (sizler de) evlerinizde oturun bakalım, (öteki) oturanlarla beraber" (146) buyruluyor. Bu aslında onların zoruna gitmelidir. Ama gitmez. Çünkü bunlar savaşa dâhil olsaydılar sadece zararları olurdu; aralarında fitne (fitnete) çıkarırlardı; bazıları da onları dinlerlerdi; nitekim Allah zalimleri bilir (147). Allah, fakirlere (lil fukarâi), miskinlere (mesakîni), onlara yardım için amel edenler (âmilîne), kalbi İslam’a ısındırılacak olanlara, borçlulara, yolculara sadakayı (sadakâtu) hem de farz olarak (farîdaten) isterken Allah yolundakilere (fî sebîli allâhi) ve boyunduruk altındakilere (rikâbi) de istiyor (148). İlerleyen ayetlerde Allah nebiden münafıklara ve kâfirlere karşı cihad etmesini (câhidi) ve onlara galiz (vagluz) yani sert davranmasını emrediyor; sonra da onların barınacağı cehennemin kötülüğünü bildiriyor (149). Sonraki ayette anlaşılıyor ki bu münafıklar Allah yolunda hem vermekle yükümlü olduğundan fazlasını veren müminlere, hem de mevcut güçlerinin elverdiği mütevazı şeylerin dışında verecek şey bulamayan müminlere dil uzatıp onlarla alay ediyorlar. Allah onların bu alay ve küçümsemelerini onlara geri çevirecektir ve elim bir azap (azâbun elîm) onları beklemektedir (150). “Geri kalanlar, Allah’ın Resûl’üne muhalefet ederek kalıp oturmakla ferahladılar (feriha). Allah yolunda (fî sebîli allâhi) malları (bi emvâli-him) ve canları (enfusi-him) ile cihad etmeyi (en yucâhidû) kerih (kerihû) gördüler. Ve: “Nefer olmayın” (lâ tenfirû) dediler. De ki: “Cehennem ateşi (nâru cehenneme) daha şiddetli hararettir (eşeddu harrâ).” Keşke idrak etmiş olsalardı” (151).

 

KAYNAKLAR: 124. (Bknz. Fetih, 25), 125. (Bknz. Maide, 24), 126. (Maide,25), 127. (Bknz. Maide, 33), 128. (Bknz. Maide, 35), 129. (Maide, 54), 130. (Bknz. Tevbe, 5), 131. (Tevbe, 6), 132. (Bknz. Tevbe, 12), 133. (Tevbe, 13), 134. (Bknz. Tevbe, 14), 135. (Tevbe, 16), 136. (Tevbe, 19), 137. (Bknz. Tevbe, 20), 138. (Tevbe, 24), 139. (Bknz. Tevbe, 25), 140. (Bknz. Tevbe, 29), 141. (Tevbe, 36), 142. (Tevbe, 38), 143. (Tevbe, 39), 144. (Tevbe, 41), 145. (Tevbe, 44), 146. (Tevbe, 46), 147. (Bknz. Tevbe, 47), 148. (Bknz. Tevbe, 60), 149. (Bknz. Tevbe, 73), 150. (Tevbe, 79), 151. (Tevbe, 81).

 

Yorum Yaz

Adınız :

Yorumunuz :

Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Kocaeli Bizim Yaka Gazetesi

Karabaş Mah. Şehabettin Bilgisu Cad. Cebesoy Sok. Esentığ Apt. Kat: 1 (Eski Valilik Karşısı) İzmit KOCAELİ

İzmit Telefon: (0 262) 325 41 00

Bu sitenin sahip olduğu tüm resim, yazı ve makale hakları Bizim Yaka Gazetesi'ne ait olup kaynak gösterilmeden izinsiz bir biçimde kullanılamaz.
Darıca Belediyesi mobesko Ford Yeşil Düş Vadisi Medicalpark Davetiyem
Ekcan YEDİ İKLİM ibrahimoğlu Beykar BasiskeleSanayi konak_dr