19 Temmuz 2018 Perşembe
Yüksel Yılmaz

Yüksel Yılmaz

sijoyukselyilmaz@windowslive.com

Çıktı Al

Tüm Yazılarını Listele

Kur’an’daki Barış (5)

Yüksel Yılmaz

05 Mayıs 2018 tarihli yazısı

94. surede fetihten önce yani zor zamanda infâk edip savaşanların fetihten sonra infâk edip 

savaşanlardan derece olarak daha üstün olduklarını öğreniyoruz (102). Nihayet öyle bir noktaya gelinmiştir ki 95. surede adil bir dava uğrunda mücadele ederken korkup gevşenilmemesini, barış için (bile) yalvarıp yakarılmamasını istiyor (103). Yeter ki barış olsun diye elbette taviz verilemez.

98. surede “Ve sevdiği yemeği miskinlere (fakir ve yoksullara), yetimlere (yetîmen) ve esir olanlara (esîrâ) yedirirler“ (104) buyruluyor. Burada esirlere yedirilmesi bile Müslüman için asıl olanın savaş değil barış olduğunu gösterir. Tıpkı miskinler ve yetimler gibi görülüyor olması muhteşemdir.

 

101. surede münafıkların cihad hususunda yalancı ve korkak olduklarını hatırlatıyor (105). Ayrıca
onların kalpleri dağınık (kulûbuhum şettâ) olduğundan birlik olarak savaşamayacaklarını öğreniyoruz. Neden kalpler parça parça. Çünkü akıl etmez (lâ ya'kılûne) haldeler (106). 102. surede öğreniyoruz ki ikiyüzlülere emredersen, savaşa mutlaka katılacaklarına ve kendilerini bu
işe adayacaklarına yemin ederler. Elçisinin "…Yemin etmeyin…” ve “ …güzelce boyun eğin…” demesini istiyor (107). Yani laf değil, icraat istiyor; icraat itaattir.

 

103. surede bilgisi, hidayetçisi ve aydınlatıcı kitabı olmaksızın mücadele (yucâdilu) edenlerin azgın
şeytanlara tâbi olduklarını söylüyor (108) ve onlar için dünyada rezillik ve kıyamette azab olduğunu hatırlatıyor (109) . Nüzul sırasına göre 87. sureden çok sonra geldiği halde 103. Suredeki metni “Zulme uğramaları sebebiyle savaşanlara izin verildi” şeklinde kendiyle çelişik çevirenler bunu ilk cihad ayeti olarak kabul ediyorlar; fakat çevirisi şöyle olmalıdır: “Kendilerine haksız yere saldırılan kimselere (savaşma) izni verilmiştir…” (110). Bu durumda hem de “savaşanlar” diye tanımlananlara “bundan böyle izin verildiği” değil, saldırıya uğrayanlara mecburen “bundan dolayı izin verildiği” yani neden izin verildiği anlaşılabilir. Nitekim sonraki ayet bu düşünceyi destekleyecektir: “Onlar ki, sadece ‘Bizim Rabbimiz Allah'tır!’ dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarıldılar. Çünkü Allah insanları birbirlerine karşı savunmasız bıraksaydı, şüphesiz o zaman, içlerinde Allah'ın isminin çokça anıldığı manastırlar, kiliseler, havralar ve mescidler (çoktan) yıkılıp gitmiş olurdu…” (111). Demeye geliyor ki savunmak şart oldu. İlerleyen ayetlerde peygamberle mücadele (câdelûke) ederlerse verilmesi istenen cevabın yumuşaklığına bakınız: “Allah yaptıklarınızı çok iyi bilir” (112). Daha da ileride cihadın (câhidû) hakkıyla (hakka) yapılmasını ölçü getiriyor (113).

 

106. ayette müminlerden iki grup savaşırlarsa aralarının düzeltilmesini istiyor. Eğer ikisinden biri
diğerine saldırırsa yani kim ilk saldırırsa saldıran gruba karşı Allah’ın emrine dönünceye kadar
savaşılması isteniyor. Döndükten sonra iş bitmiyor; ikisinin arasının adaletle (bi el adli) düzeltilmesini, onlara adil davranılmasını (aksitû) istiyor. Şöyle bitiyor: “Allah, adaletle davrananları (el muksitîne) sever“ (114). “Aksitu” veya “muksit” demek iktisatlı yani ölçülü davranmak demektir. Devam eden ayetlerde müminleri tanımlarken Allah ve Resûlü’ne iman eden, şüpheye düşmeyen teslimiyetlerinin yanı sıra malları ve canlarıyla Allah yolunda cihad (câhedû) eden sadıklar olduklarını söylüyor (115).

 

107. ayeti gelindiğinde “nebi’nin kâfirlere ve münafıklarla karşı cihad (câhid) etmesi ve onlara galiz (igluz) yani sert davranması isteniyor. Yaşanan atmosferi anlamamıza yarayan bir ifadeyle ayet biterken onların barınacağı yerin çok kötü bir varış yeri olan cehennem olduğunu bildiriyor (116). “...Eğer yüz çevirirseniz, bilin ki elçimize düşen sadece (innemâ) apaçık tebliğdir (belâgul mubîn)” (117) buyruluyor. “Sadece” diyor “başka bir şey değil” yani kavga değil, tartışma değil, savaş değil; sadece açıklama. Ama onlar da medeni davranır saldırmazlarsa sadece açıklama…

 

109. ayette “Muhakkak ki Allah, kendi yolunda (fî sebîli-hî) saf bağlayarak savaşanları sever (yuhıbbullezîne yukâtilûne). Onlar sanki birbirine birleştirilerek kuvvetlendirilmiş binalar gibidir” (118) buyruluyor. Savaşanları sevmesinin nedeninin artık biliyoruz. Onlar zulmü engelliyorlar. Hatta onlar istemeden zarureten savaşıyorlar. Aslında onlar barışı daha çok arzuladıkları halde savaşıyorlar ve zalimi sıkıntıya sokurken mazlumu sevindiriyorlar. “İslâm’a davet olunurken, Allah’a karşı iftira atan (ifterâ) kimseden daha zalim (azlemu) kim vardır?“ (119). Daveti dinlemek varken iftira atılması tedavisiz bir önyargının işaretidir. Sonunda olan olmuş iman edenlerden mallarıyla (emvâli-kum) ve canlarıyla (enfusi-kum) Allah’ın yolunda cihad etmeleri (tucâhidûne fî sebîlillâhi) istenmiştir (120). Artık cihad ile ilgili övgüler onu en büyük ibadetlerden biri yapmıştır.

 

111. ayette savaştan geri kalanlar müminler ganimetlerin bulunduğu yere gidecekleri zaman, "Bırakın sizinle gelelim" demeleri üzerine ayetin “Allah'ın sözünü (kelâma allâhi) değiştirmek istiyorlar” demesi düşündürücüdür. Yani Allah ne diyor, bunlar ne diyor? Bunun üzerine Allah, elçisinden "Bizimle hiçbir zaman gelemeyeceksiniz. Allah daha önce ganimetleri kimin kazanacağını
bildirmiştir"
demesini istiyor. Peygamber bunu deyince de onlar, "Hayır, aslında bizim ganimetten
alacağımız payı kıskanıyorsunuz"
diye cevap vereceklerdir (121). Allah “arkada kalan bu bedevilere
de ki”
diyor: "Yakında çok güçlü bir topluma karşı (savaşmaya) çağrılacaksınız, onlarla (siz
ölünceye) yahut onlar teslim oluncaya kadar savaşacaksınız. Ve sonra, (bu çağrıya) uyarsanız Allah size güzel bir mükâfat ihsan edecek ama şimdi olduğu gibi (yine) vazgeçerseniz sizi şiddetli bir cezaya çarptıracaktır"
(122). Sonraki ayette de körün, topalın ve hastanın Allah yolunda savaşmaktan uzak kalmalarından dolayı bir sorumlulukları olmadığını; ama Allah'ın ve elçisinin çağrısına uyanın cennetlere sokulacağını ve yüz çevirenin de büyük bir azaba çarptırılacağını yineliyor (123).

 

KAYNAKLAR: 102. (Bknz. Hadid, 10), 103. (Bknz. Muhammed, 35), 104. (İnsan, 8), 105. (Bknz. Haşr, 11-12), 106. (Bknz. Haşr, 14). 107. (Bknz. Nur, 53). 108. (Bknz. Hacc, 3 ve 8). 109. (Bknz. Hacc, 9). 110. (Hacc, 39), 111. (Hacc, 40), 112. (Hacc, 68), 113. (Bknz. Hacc, 78), 114. (Hucurat, 9), 115. (Bknz. Hucurat, 15), 116. (Bknz. Tahrim, 9), 117. (Tegabün, 12), 118. (Saff, 4), 119. (Saff, 7), 120. (Bknz. Saff, 11), 121. (Bknz. Fetih, 15), 122. (Fetih, 16), 123. (Bknz. Fetih, 17).

 

Yorum Yaz

Adınız :

Yorumunuz :

Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Kocaeli Bizim Yaka Gazetesi

Karabaş Mah. Şehabettin Bilgisu Cad. Cebesoy Sok. Esentığ Apt. Kat: 1 (Eski Valilik Karşısı) İzmit KOCAELİ

İzmit Telefon: (0 262) 325 41 00

Bu sitenin sahip olduğu tüm resim, yazı ve makale hakları Bizim Yaka Gazetesi'ne ait olup kaynak gösterilmeden izinsiz bir biçimde kullanılamaz.
Ford Yeşil Düş Vadisi Medicalpark Beykar Davetiyem BasiskeleSanayi
Ekcan YEDİ İKLİM Efe Tur ACARLAR TURİZM YENİ bbs inşaat konak_dr