21 Eylül 2018 Cuma
Global
Yüksel Yılmaz

Yüksel Yılmaz

sijoyukselyilmaz@windowslive.com

Çıktı Al

Tüm Yazılarını Listele

Kur’an’daki Barış (4)

Yüksel Yılmaz

28 Nisan 2018 tarihli yazısı

88. sureye gelindiğinde artık cihadın ölçüleri kesindir ve cihad çok önemlidir. Allah iman sahiplerinin 

kâfirlerle topluca karşılaştıklarında savaştan kaçmamalarını emrediyor (62), bir savaş taktiği yahut
diğer müminlerle birleşme stratejisi gibi savaş gerekçesi dışında korkaklık gibi bir nedenle sırtını
dönerek kaçanlar üzerlerine Allah’ın gazabını çekerler ve cehenneme gireceklerdir (63). Öyleyse iyi
insanların savaşmayı bilmeleri gerekiyor. Hiçbir fitne kalmayıncaya ve bütün din Allah için oluncaya
kadar savaşılması (kâtilû-hum) emri yineleniyor ve devamında eğer küfürden vazgeçerlerse Allah
gördüğünü hatırlatıyor (64) buyruluyor. Nihayet cihad o kadar önem kazanıyor ki devamında gelecek
olan şu ayete bakın: “Onları savaşta karşında bulursan, arkalarından gelenler için öyle yıldır ki, belki onların arkasında olanlar ders alırlar” (65). Yıllardır cihaddan uzak durulmuş ve sadece barış
istenmişti. Ama zalimler demek o derece ileri gittiler ki savaş tek çıkış yolu oldu. İlerleyen ayetlerde
imkânları ne kadarsa bağlanan yani savaş için beslenen atlardan hazırlamaları ve böylece Allah’ın
düşmanlarını ve diğerlerini caydırmaları isteniyor. Allah yolunda sarf edilenin bütünüyle ödeneceğini
ve haksızlık yapılmayacağını da hatırlatıyor (66). Savaşa hazırlığın önemi artıyor ve düşmanların korkutulması isteniyor. Ne yapılması konusunda herkes bir şeyler söyleyebilir. Fakat Allah gerek o dönemin şartlarını gerekse insanların kalplerinden neler geçirdiklerini elbette daha iyi bilir. Yeter ki barışa meyletsinler Allah barışı tercih ediyor: “Ve eğer barışa (selm) meylederlerse, o zaman (sen de) ona meylet ve Allah’a tevekkül et. Muhakkak ki O; en iyi işiten, en iyi bilendir” (67). Cihadın önemi gittikçe artıyor. Sayıca az olsalar bile Allah’ın yardımıyla üstün geliyorlar (68). Sonraki surede de benzer vurgu söz konusu olacaktır (69). Aynı surede gitgide daha çok önemsenen cihad konusunda mücahidlere Allah’ın yardımı söz konusudur (70). Benzer vurgular yine vahyediliyor (71). 89. ayette Allah kötülerin gözünü korkutarak mücahidlere nasıl yardım ettiğine misal veriyor (72). Elçiye “…sana düşen şey ancak tebliğ (belâgu) etmektir” (73). Kötülere yardım edilmediğini tekrar
hatırlatıyor (74). Nihayet cihad cennet için belirleyici bir neden ve gerekçe olacaktır (75).

 

İlerleyen ayetlerde nice peygamberin kendini Allah’a adayanlarla birlikte savaşmak zorunda kaldığını ve sabrettiklerini öğreniyoruz (76). “Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın.
Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi...”
(77). Allah cihad
etmemek için savaşmayı (kıtâlen) bilmemeyi mazeret gösterenleri yadırgıyor (78). Evlerinde turanlar
mücahidlerin ölmelerinin nedeni olarak cihadı gösteriyorlar ama Allah “sanki siz hiç ölmeyecek
misiniz?” anlamına gelen “…haydi ölümü kendinizden savın…” ifadesini kullanıyor (79). Mücahidlerin
kötülüklerini silip bağışlayıp cennete sokacağını da müjdeliyor (80).

 

90. surede savaştan kaçmak isteyenlerin bahanesi tekrar karşımıza çıkıyor (81). Allah tehlikede iken
elçi ile olan ama tehlike geçince müminleri çekiştirenlerin gerçekten iman etmediklerini ve onların
amellerinin boşuna olduğunu açıklıyor (82). Münafıkların savaştan uzak duracaklarını öğreniyoruz
(83). Sonuçta müminler savaşın galibi oluyorlar (84). “Muhakkak ki Allah ve melekleri, Nebî’ye
yardım ederler
(yusallûne). Ey imanlılar, siz (de) ona yardım edin (sallû), ancak teslim olarak yardım edin (sellimû teslîmâ) (85). Kuran’ın genelinde “namaz”, “dua” ve “yardım” anlamlarında
karşılaştığımız “salât” sözcüğü bu cihad ayetinde bağlamı dikkate alındığında elbette “yardım”
anlamındadır. Çünkü burada “Allah” da “salât” ediyor. Bunu salâvat-ı şerife olarak anlayanları ise
eleştirmeye bile değmez buluyorum.

 

91. surede mücahidlerin peygambere düşman olanlara dost olamayacağını aksi takdirde yoldan
sapmış olacaklarını söylüyor (86). İlerleyen ayetlerde barışı yine öne çıkarıyor: “Allah, din konusunda sizinle savaşmamış ve sizi yurdunuzdan çıkarmamış olan kimselere iyilik etmenizden ve onlara adaletle davranmanızdan sizi nehyetmez. Muhakkak ki Allah, adaletli olanları sever” (87). Zalim olmayan kâfire iyilik olduğunu gösteren bir ayet… “Fakat Allah, din hususunda sizinle savaşmış ve sizi yurdunuzdan çıkarmış olan ve sizin çıkarılmanıza arka çıkmış olan kimselere dönmenizden sizi nehyeder. Ve kim onlara dönerse, o takdirde işte onlar, onlar zalimlerdir” (88). Söylenen söylenmiştir; artık her şey bellidir. Allah savaşılmasını istediğinde demek ki savaşmak gerekmiştir. 92. ayete gelindiğinde “Ey iman sahipleri! Silahlarınızı alın. Artık bölük bölük veya toplu olarak savaşa çıkın” buyruluyor (89). Sonraki ayette savaşa çıkmaktan çekinenler şehit olanlara bakıp savaşa uzak durup hayatta kalmakla nimetlendiklerini sanıyorlar (90). Allah da “Öyleyse dünya hayatını, ahiret hayatı karşılığında satanlar, Allah yolunda savaşsınlar (li yukâtil fî sebîlillâhi) ve kim Allah yolunda savaşırken (yukâtil fî sebîlillâhi) öldürülse veya gâlip gelse, o takdirde Biz ona, “büyük ecir” (ecran azîmâ) vereceğiz” (91) buyuruyor. Allah’tan yardım isteyen zayıf ve aciz erkek, kadın ve çocuklar için savaşılmasını istiyor (92). İmanlıları Allah yolunda savaşmakla tagut (tâgûti) yolunda savaşan kâfirlerden ayırarak şeytanın evliyasıyla (evliyâeş şeytân) savaşılmasını ister (93).

 

Sonraki ayetten anlaşılıyor ki Allah yolunda savaşmaları emredilir emredilmez, bazısı, Allahtan
korkarcasına hatta daha büyük bir korkuyla insanlardan korkarak neden bize savaşın yazıldığını
sorguluyorlar ve mühlet istiyorlar. Ama Allah bu dünyanın keyfinin ve rahatlığının kısa ve ahretin
hayırlı olduğunu söylüyor (94). “Artık Allah’ın yolunda savaş. Sen kendi nefsinden başkası ile
sorumlu tutulmazsın. Ve mü'minleri teşvik et. Umulur ki Allah, o kâfirlerin kuvvet ve saldırısını
(üzerinizden) çeker. Ve Allah, güç olarak daha şiddetli ve cezası (da) daha şiddetlidir”
(95). Savaş
“Allah yolunda” yapılıyor olduğuna göre kişisel menfaat, zulüm, ekonomi, saltanat, şan, böbürlenme
gibi şeytan yolunda yapılmıyor demektir. Allah yolunda olduğunda ise neşter gibidir; sevimsiz ama 
zaruri. Derken cihadın hikmetini bir kez daha sergilemek üzere Nisa suresinin 90. Ayetinde, “... Allah onları sizden daha güçlü kılsaydı, mutlaka size savaş açarlardı…” buyurarak bizim daha güçlü olmamızın caydırıcı yönünü vurguluyor. Savaş istemeyeceğiz, bunun için hazırlık yapmayacağız, daima barış isteyeceğiz de nereye kadar? Ama bizim tam aksimiz olanlar savaş isteyip, hazırlık yaparak güçlendikte sonra barışa yanaşmadıklarında ve nihayet saldırdıklarında dua ile bile kurtulamayız. Çünkü Allah onlardan daha güçlü olmamızı onların yüzünden istiyor. Ancak daha güçlü olursan cayabiliyor. Dünya politikalarına ve uluslar arası ilişkilere bakın günümüzde de öyle değil mi? Amerika Irak’a saldırdığında Irak yalnız kalınca saldırmaktan caymadı; ama Amerika Suriye’ye girmek istediğinde Rusya ve Çin’in karşı çıkmaları üzerine girmekten caydı. Ferdi bir kavgada dahi güçlü görünen birine kimse bulaşmak istemez. Hatta aslan ile kaplan bile diğer hayvanlara saldırdıkları kolaylıkla birbirlerine saldıramazlar; çünkü bilirler ki bu kavganın sonundan emin olunmaz. Nitekim bir leopar da güçlü görünümünden dolayı asla bir kaplana saldıramaz; cayar. Bu nedenle herhangi bir cihad için hazır olmamız gerekiyor; caydırmanın getireceği barış için. Zaten bu ayetin sonunda asıl olanın barış olduğu şu ifadeden anlaşılıyor: “…Ama onlar sizi bırakır, savaş açmaktan vazgeçer ve barış teklif ederlerse, Allah onlara zarar vermenize müsaade etmez” (96).

 

Sonraki ayette Allah bunların kendilerinin ve Müslümanların durumundan emin olmak istediklerini
söylüyor. Çünkü duruma göre davranacaklar. Kendileri üstün iseler saldırmaları değilseler caymaları
söz konusudur. Allah onların kötülük eğilimli olduklarını bir fitneye (fitneti) çağırıldıklarında ona gözü kapalı dalacaklarını söylüyor. Bütün bunlardan dolayı eğer onlar bizi bırakmayıp barışa yanaşmaz ve üzerimizden ellerini çekmezlerse, onları gördüğünüz her yerde yakalayın ve öldürmemiz isteniyor. Allah buna yetki veriyor (97). Çünkü maalesef tek çare budur. Unutmayın! Öldürmenin söz konusu olduğu her yerde daha önce öldürülme söz konusu olmuştur. Ancak bir hata ile bir mü'minin bir mü'mini öldürmesi söz konusu olabiliyor. Hata ile olduğunda bedeli köle azad etmek ve ölenin ailesine diyet teslim etmektir. Bunları yapmaya imkân bulamayan kimse tövbesinin Allah tarafından kabulü için ardı ardına iki ay oruç tutması gerekiyor (98). Özür sahibi olmayan mü'minlerden savaşa gitmeyip oturanları Allah’ın yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerle eşit tutmuyor. Mallarıyla ve canlarıyla cihad edenleri derece bakımından oturanlardan üstün tutuyor. Allah mücahitleri büyük ecirle (ecran azîmâ) üstün kılıyor (99). Artık cihad öyle bir kıymet kazanmıştır ki ne emredilen namaz cihadı erteleyebiliyor ne de cihad emredilen namazı. Orduyu ona göre dizayn ediyor ama kendi silahlarını yanlarına almalarını da istiyor (li ye'huzû eslihate-hum); devamında yine kendilerini koruma tedbirlerini ve yanlarına silâhlarını almalarını (hızrahum ve eslihatehum) istiyor ve sonra ayet bitmeden yine silâhların korunma tedbirlerinin muhakkak alınmasını (eslihatekum, ve huzû hızrakum innallâhe eadde) istiyor (100). Kendilerine ihanet edenlerden yana mücadele edilmesini istemiyor (101).

 

KAYNAKLAR: 62. (Bknz. Enfal, 15), 63. (Bknz. Enfal, 16), 64. (Bknz. Enfal, 39), 65. (Enfal, 57), 66. (Bknz. Enfal, 60), 67. (Enfal, 61), 68. (Bknz. Enfal, 65), 69. (Bknz. Al-i İmran, 123), 70. (Bknz. Enfal, 72), 71. (Bknz. Enfal, 74-75), 72. (Bknz. Al-i İmran, 13), 73. (Bknz. Ali-İmran, 20), 74. (Bknz. Al-i İmran, 111), 75. (Bknz. Al-i İmran, 142), 76. (Bknz. Al-i İmran, 146), 77. (Ali-İmran, 159), 78. (Bknz. Al-i İmran, 167), 79. (Bknz. Al-i İmran, 168), 80. (Bknz. Al-i İmran, 195), 81. (Bknz. Ahzab, 13), 82. (Bknz. Ahzab, 19), 83. (Bknz. Ahzab, 20), 84. (Bknz. Ahzab, 25), 85. (Ahzab, 56), 86. (Bknz. Mumtehine, 1), 87. (Mumtehine, 8), 88. (Mumtehine, 9), 89. (Nisa, 71), 90. (Bknz. Nisa, 72), 91. (Nisa, 74), 92. (Bknz. Nisa, 75), 93. (Bknz. Nisa, 76), 94. (Bknz. Nisa, 77), 95. (Nisa, 84), 96. (Nisa, 90), 97. (Bknz. Nisa, 91), 98. (Bknz. Nisa, 92), 99. (Bknz. Nisa, 95), 100. (Bknz. Nisa, 102), 101. (Bknz. Nisa, 107).

Yorum Yaz

Adınız :

Yorumunuz :

Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Kocaeli Bizim Yaka Gazetesi

Karabaş Mah. Şehabettin Bilgisu Cad. Cebesoy Sok. Esentığ Apt. Kat: 1 (Eski Valilik Karşısı) İzmit KOCAELİ

İzmit Telefon: (0 262) 325 41 00

Bu sitenin sahip olduğu tüm resim, yazı ve makale hakları Bizim Yaka Gazetesi'ne ait olup kaynak gösterilmeden izinsiz bir biçimde kullanılamaz.
Ford Yeşil Düş Vadisi Medicalpark Beykar Davetiyem
Ekcan YEDİ İKLİM ibrahimoğlu bbs inşaat BasiskeleSanayi konak_dr