16 Ekim 2018 Salı
Melek Engin Aktemur

Melek Engin Aktemur

aktemurmelek@gmail.com

Çıktı Al

Tüm Yazılarını Listele

Zordur mülteci olmak!

Melek Engin Aktemur

18 Nisan 2018 tarihli yazısı

Arap baharı!! İle başlayan kaos rüzgarından en çok etkilenen ülke hiç şüphesiz Suriye ve halkı olmuş, ülkede yedi senedir sürmekte olan iç savaş Türkiye’yi de zor bir sürece sokmuştur.  

Emperyalist zihniyetin vekalet savaşlarına döndürdüğü Suriye topraklarında yedi yıldır kan ve gözyaşı var. Sivil halk ve masum çocukların üzerine bomba yağmakta.

Şehirler, evler bombardımanla yok olurken, sağ kalanlar can havliyle en yakın sınır komşularına iltica ederek ‘’mülteci’’ konumuna girmekteler.

 Mülteci’nin sözlükteki anlamı: Dini milliyeti, belli bir toplumsal gruba üyeliği veya siyasi düşünceleri nedeniyle zulüm gören veya göreceği korkusu taşıyan, bu sebeple ülkesinden ayrılan, ayrılmak zorunda bırakılan, korkusu nedeniyle geri dönemeyen veya dönmek istemeyen, iltica ettiği ülke tarafından endişe ve korkuları haklı bulunan kimsedir.

İşte bu mülteci akınının en yoğun yaşandığı ülkelerden biri de Türkiye.

Üç milyon mülteciye kapısını açan devletimiz bu insanların barınma, sağlık, iaşe vb konularda hizmet vererek dünyaya insanlık dersi vermektedir.

Suriyeli mültecilere devletimizle beraber insanımız da kucak açtı. Bir zamanlar ecdadın topraklarında huzur ve selamet içinde yaşayan bu Müslüman halk, şimdi muhacir olmuş, yurdundan yuvasından olan, can güvenliği kalmamış bu insanlara ensar olmak ise bize düşmüştür.

Bu göç dalgasıyla bizler asırlar öncesinde Efendimizin Mekkeli müşriklerin zulmünden dolayı Yesribe hicretini hatırladık yeniden. Ve.. ensar olmaya çalışıyoruz muhacirlere. İşte tam burada Efendimizin (sav) şu hadisi şerifi yol gösteriyor mü’minlere:

‘’Mü’minler birbirini sevmekte, merhamette ve korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hastalandığında diğer uzuvlarda bu sebeple uykusuzluğa ve hastalığa tutulur’’. (Buhari, Edeb 27)

İslam coğrafyasında her gün kan ve gözyaşı akmaya devam ederken zulüm ve baskılar artarak devam  ediyor. Bunların içinden Suriyeli mülteci kardeşlerimizi  Allah’ın (cc) bize misafir olarak gönderdiğini düşünerek onlara karşı merhamet ve şefkatle yaklaşmak mü’mince bir tavır olacaktır.

Kendimizi onların yerine koymak, empati yapmak zor olmasa gerek. Onların çaresizliği, muhtaçlığı, evsiz yurtsuzluğunu gözlerine baktığımızda görecek ve harekete geçeceğiz. Zira; Mü’minler kardeştir düsturu bunu gerektirir.

 

Yeri gelmişken yakın zamanda şahit olduğum bir olayı paylaşmak istiyorum sizinle;

Mahallesine gelen mülteci ailelerden rahatsız olduğunu her fırsatta dile getiren hanım aynı zamanda ev sahiplerine de veryansın ediyordu.

 ‘’Evlerinizi vermeyin şunlara, mahallenin kalitesini düşürüyorsunuz!’’

‘’Niye geliyorlar , gelmesinler buraya!’’

‘’Vatanları için savaşsınlar. Biz bunlar gibi vatanımızı bırakıp gitmeyiz vs..

15 Temmuz gecesi Ankara da bir yakınında misafir olan bu hanım, o gece yaşanan menfur olayları yakinen görerek yaşamış. O kadar korkmuş, o kadar etkilenmiş ki, söylediği şu cümle benim için önemliydi;

‘’Bir daha tövbe, Suriyelilere neden geldiler demeyeceğim.’’

Evet, zordur mülteci olmak!

Zordur doğup büyüdüğün vatanından ayrılmak!

Göç etmek zorunda bırakılmak, zordur.

Hayata doğru kaçarken denizlerde boğulmak, cansız küçük bedenleriyle dünyaya ‘’görün bizi’’ diye sessizce haykırmaktır.

Hiç kimse sebepsiz yere evini yurdunu terk etmez. Doğup büyüdüğü, kültürüyle yoğrulduğu vatanından mecburen ayrılmak, mültecilerde büyük bir travmaya neden olmuş, olmaya da devam etmektedir.

Efendimiz (sav)i hatırlayalım, Mekke’den çıkarken. Ebu Kubeys tepesinde gözleri yaşlı yüreği gamlı şöyle seslenmişti Mekke’ye;

‘’Ey Mekke, vallahi beni senin halkın çıkarmasaydı, seni terk etmezdim!’’

Sözde insan hakları savunucuları, yaşanan bu insanlık dramına karşı dilleri lal, gözleri kör, kalpleri taştan da katı. Neden?..

Üzerlerine yağan bombalar altında feryad eden masum insanların suçu ne?

Yıkılan evinin enkazında molozlar arasında yavrusunun cansız bedenine ulaşan babanın suçu ne?

‘’Sizi Allah’a şikayet edeceğim’’ sözüyle hayata erken veda eden küçük çocuğun suçu nedir?

Hayalleri, hayatları elinden alınan gençlerin suçu neydi ey insanlık!!

Pembe hayallerin kirletildiği Halepte genç kızların ulemadan ‘’intihar fetvası’’ istemesi ne acı bir dramdır.

Kirli, çıkar oyunlarının oynandığı İslam coğrafyası kan revan içinde.. Medeni batı devletleri suskun, duyarsız..

Neredesin ey insanlık!!

Ölü toprağımı serpildi üstüne, uyuyorsun.

Mil mi çekildi gözüne görmüyorsun??

Devlet ve millet olarak gereken hassasiyeti gösterdiğimize inanıyor ve ‘’dua mü’minin silahıdır’’düsturunca dua dua yalvarıyoruz;

Ya Rabb , Ebabil kuşlarını zalimlerin üstüne salıver yeniden. Kahru perişan et Ebrehenin torunlarını !.

Duygularamıza tercüman olacak bir şiirle yazıma nokta koyarken sizi vatan şairimiz Mehmet Akif’in dizeleriyle selamlıyorum.

  

YA RAB BU UĞURSUZ GECENİN YOK MU SABAHI

 Yâ Râb, bu uğursuz gecenin yok mu sabâhı?

Mahşerde mi bîçârelerin, yoksa felâhı!

Nûr istiyoruz... Sen bize yangın veriyorsun!

'Yandık!' diyoruz... Boğmaya kan gönderiyorsun!

Esmezse eğer bir ezelî nefha, yakında

Yâ Rab, o cehennemle bu tûfan arasında

Toprak kesilip, kum kesilip Âlem-i İslâm;

Hep fışkıracak yerlerin altındaki esnâm!

Bîzâr edecek, korkuyorum, Cedd-i Hüseyn'i

En sonra, salîb ormanı görmek Harameyn'i

Bin üç yüz otuz beş senedir, arz-ı Hicaz'ın

Âteşli muhitindeki sûzişli niyâzın

Emvâcı hurûş-âver olurken melekûta

Çan sesleri boğsun da gömülsün mü sükûta?

Sönsün de, İlâhi, şu yanan meş'al-i vahdet

Teslîs ile çöksün mü bütün âleme zulmet?

Üç yüz bu kadar milyonu canlandıran îman

Olsun mu beş on sersemin ilhâdına kurban?

Enfâs-ı habisiyle beş on rûh-u leimin

Solsun mu o parlak yüzü Kur'an-ı Hakim'in?

İslâm ayak altında sürünsün mü nihâyet?

Yâ Rab, bu ne hüsrandır, İlâhi, bu ne zillet?

Mazlûmu nedir ezmede, ezdirmede mânâ?

Zâlimleri adlin, hani öldürmedi hâlâ

Câni geziyor dipdiri... Can vermede mâsûm

Suç başkasınındır da niçin başkası mahkûm?

Lâ yüs'ele binlerce sual olsa da kurbân;

İnsan bu muammalara dehşetle nigeh-bân!

Eyvâh! Beş on kâfirin îmanına kandık;

Bir uykuya daldık ki: cehennemde uyandık

Mâdâm ki, ey adl-i İlâhi yakacaktın...

Yaksaydın a mel'unları... Tuttun bizi yaktın

Küfrün o sefil elleri âyâtını sildi:

Binlerce cevâmi' yıkılıp hâke serildi

Kalmışsa eğer bir iki mâbed, o da mürted:

Göğsündeki haç, küfrüne fetvâ-yı müeyyed!

Dul kaldı kadınlar, babasız kaldı çocuklar,

Bir giryede bin ailenin mâtemi çağlar!

En kanlı şenâatle kovulmuş vatanından

Milyonla hayâtın yüreğinden gidiyor kan!

İslâm'ı elinden tutacak, kaldıracak yok...

Nâ-hak yere feryâd ediyor: Âcize hak yok!

Yetmez mi musâb olduğumuz bunca devâhi?

Ağzım kurusun... Yok musun ey adl-i İlâhî!

Sene 1913... Sene 2018...

Kaynak: Bu uğursuz gecenin yok mu sabahı?.. 

Yorum Yaz

Adınız :

Yorumunuz :

Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Kocaeli Bizim Yaka Gazetesi

Karabaş Mah. Şehabettin Bilgisu Cad. Cebesoy Sok. Esentığ Apt. Kat: 1 (Eski Valilik Karşısı) İzmit KOCAELİ

İzmit Telefon: (0 262) 325 41 00

Bu sitenin sahip olduğu tüm resim, yazı ve makale hakları Bizim Yaka Gazetesi'ne ait olup kaynak gösterilmeden izinsiz bir biçimde kullanılamaz.
Darıca Belediyesi mobesko Ford Yeşil Düş Vadisi Medicalpark Davetiyem
Ekcan YEDİ İKLİM ibrahimoğlu Beykar BasiskeleSanayi konak_dr