26 Nisan 2018 Perşembe
Yüksel Yılmaz

Yüksel Yılmaz

sijoyukselyilmaz@windowslive.com

Çıktı Al

Tüm Yazılarını Listele

KUR’AN’DAKİ BARIŞ (3)

Yüksel Yılmaz

14 Nisan 2018 tarihli yazısı

Nihayet Medine’de savaşı farz kılan ilk ayet!.. Saldırganlara karşılık verilmesi için ilk defa önümüze sıcak cihada davet eden sert bir ayet çıkıyor… “Ve sizi öldürenleri Allah’ın yolunda siz de öldürün ve haddi aşmayın (lâ ta'tedû). Muhakkak ki Allah haddi aşanları (el mu'tedîne) sevmez.” (47). Dikkat ederseniz 87. ayete kadar bir türlü savaşılması istenmedi ve istenince de aşırıya kaçılmaması istendi. Çünkü artık zalimlerle savaşmaktan başka çare kalmadı. Bu ayetle birlikte buraya kadarki gidişat uzun uzun tefekkür edilirse kalpler tatmin olur. Bunda bile “sizi öldürenleri” şeklinde bir zaruret var ve aşırıya kaçılmaması isteniyor.

 

Sonraki ayette ise ne düşmana savunmasız bir hedef olmaları ne de ilk saldıran taraf olmaları
isteniyor. Düşman saldırırsa yani düşmana savunmak zorunda kalırsalar savunmak için savaşacaklar. Onlara savaş açanları karşılaştıkları yerde öldürmeleri ve elçiyi çıkardıkları Mekke’den onları çıkarmaları isteniyor. Fitnenin öldürmekten daha şiddetli olduğu söyleniyor. Mescid-i Haram yanında onlar öldürmeye kalkmadıkça onlara zarar verilmemesi ama öldürmeye kalkarlarsa onları öldürebilecekleri söyleniyor (48). Yani öldürmek yok ama zalime rıza da yok. Yine de eğer vazgeçerlerse Allah mağfiret ve merhamet edici olduğunu hatırlatıyor (49). İstenen çok şey değildir; zulüm kalkmak zorundadır. Zulümden vazgeçilirse savaşa gerek kalmayacaktır. Adalete davet ediyorlar diye Müslümanlara saldıramazsınız. Varsa böyle bir niyetiniz vazgeçmek zorundasınız. Tecavüz ve zulümden vazgeçerseniz mağfiret, vazgeçmezseniz haddi aşmamak şartıyla aynısıyla karşılık var. Bundan daha doğal ne olabilir? Dünyada neredeyse her ülkede resmi ve legal bir askeri güç var. Ülke güvenliği için saldırı değil savunma amaçlı olarak var. Bu ayette de amaç saldırı değil, savunmadır. Hatta ülkeler başka ülkelere resmi ve legal oldukları halde haksızca ve illegal tecavüzlerde bulunabilirler; ekonomik nedenlerle başkalarının topraklarına göz dikebilir ve işgal edebilirler. Ama bu ayete göre Müslümanlar bunu kesinlikle yapamazlar; sadece savunmak için savaşabilirler. Terör İslam ahlakının olmadığı yerde doğar. İslam “barış” anlamına geldiği için terörün, saldırganlığın, zalimliğin tam zıddıdır. Ayetin devamında fitne kalmayıncaya ve din Allah için oluncaya kadar onlarla savaşılması isteniyor ve onun da devamında “eğer bundan sonra vazgeçerlerse o zaman zâlimlerden başkasına karşı düşmanlık yoktur” (50) buyruluyor. Zulmün egemenliği fitnedir; çünkü zalim söz sahibi olursa dilediğine iftira atar ve onu cezalandırır. Dinimizde daima barış arayışı söz konusu olduğu için savaş olmasın diye her ne mümkün ise devreye sokuluyor ve mesela hacda “…cedelleşmek yoktur…” (51) buyruluyor.

 

İlerleyen zamanlarda dönemin atmosferini çok açık yansıtan yani Müslümanların savaşı değil, barışı sevdiğini yine apaçık sergileyen şu ayet buyruluyor: “Savaş, o sizin için kerih olsa da üzerinize farz kılındı ve hoşlanmayacağınız bir şey olur ki, o sizin için bir hayırdı ve seveceğiniz bir şey olur ki, o sizin için bir şerdir. Ve Allah bilir, siz bilmezsiniz” (52). Yani deniliyor ki, çatışmanın hoşunuza gitmediğini biliyorum ama buna tek çözüm olarak savaşmak üzerinize farz kılındı. Şimdi nasıl savaş tek çıkış yolu olduysa işte böyle bazen mümkündür ki nefret ettiğiniz bir şey sizin için iyi olabilir ve yine mümkündür ki zalimle savaşmak gerekirken savaşmamak gibi hoşlandığınız bir şey de bu durumlarda sizin için kötü olabilir. Bütün bunları Allah bilir ve siz bilmezsiniz.

 

Devam eden ayetlerden anlaşılıyor ki tehlike devam ediyor. Saldırmazlık örfünün yani haram ayda savaşmanın hükmünü soranlara o ayda savaşmanın çirkin bir şey olduğunun söylenmesi isteniyor. Madem karşılıklı söz verilmiş söz tutulmak zorundadır. İnsanları Allah yolundan çevirmek, her şeyin Yaratıcısını inkâr etmek ve Mescid-i Haram’a girmek isteyenleri men ederek halkını oradan sürmek Allah indinde daha da kötüdür. Çünkü zulüm ve baskı öldürmekten daha korkunçtur. Düşmanlar güçleri yettikçe inananlar inançlarından döndürünceye kadar savaşmaktan vazgeçmezler. Ama imanından dönen ve hakikati inkâr eden biri olarak ölenin yapıp ettikleri her iki dünyada boşa gider; böyleleri ahrette ateşte kalıcıdırlar (53). Peki, ne olacak? Sonraki ayet iman ederlere Allah’ın rahmetini ummaları için iki çıkış yolu gösteriyor: Hicret ve cihad. Allah affedici ve merhametli olduğunu tekrar hatırlatıyor (54). Yol Allah’ın yolu olunca onun yolunda savaşılmasının istenmesinin mahzuru yok. Çünkü savaş şartları bellidir: Barış daha öncelikli olacak, savunmak için zarureten savaşılacak, onlar öldürmedikçe öldürülmeyecek, fitne kalkınca savaşa devam edilmeyecek, savaşırken aşırıya kaçılmayacak. Artık elbette, “Allah’ın yolunda savaşın” ayetinin gelerek Allah’ın en iyi işiten ve en iyi bilen olduğunu hatırlatması doğaldır (55).

 

Devamındaki ayette Musa peygamber döneminden örnek veriyor. İsrailoğullarından ileri gelenler
peygamberlerine, “Bizim için bir melik görevlendir de Allah’ın yolunda savaşalım” deyince,
Peygamber “Eğer savaş sizin üzerinize yazılırsa sizin savaşmamanızdan korkulur" diyor. Çünkü
üzerlerine farz olduğunda savaşmamaları durumunda sorumlu olurlar. İleri gelenler “Biz niçin Allah’ın yolunda savaşmayalım? Yurtlarımızdan ve oğullarımız (arasından) çıkarılmıştık” diyorlar. Fakat savaş onların üzerine yazılınca onlardan pek azı hariç çoğu yüz çevirmişler. Bu durumda Allah onları zalim olarak niteliyor (56). Görüldüğü gibi savaş Kuran’da zaruret olmadıkça sevimsiz ama zaruret olunca kaçınılmazdır. Sonraki ayetlerde savaşla ilgili olarak öğreniyoruz ki, “Nice az bir topluluk, Allah’ın izniyle çok bir topluluğa galip gelmiştir ve Allah, sabredenlerle beraberdir” (57). Az topluluğa Allah yardım ederse galip olabiliyor. Ama devamına dikkat Allah “sabır” istiyor. Bu sabrın Bakara suresi inene kadar cihadın emredilmemesi ve savaş esnasında Allah’tan umudun kesilmemesi şeklinde olduğu muhakkaktır. Hiçbir şekilde zalimlere benzemiyorlar. Hatta tam bu atmosferde “Dinde zorlama (lâ ikrâhe) yoktur…” (58) ayeti inzal oluyor. Zorlayamaz çünkü “Onları hidayete erdirmek sana ait değildir. Fakat Allah, dilediğini hidayete erdirir...” (59).

 

Allah iman edenlerden takva olmalarını, ribadan arta kalanı (bakiyesini) almamalarını (60), bunu yapmazlarsa Allah ve Resûl’ü tarafından savaşa maruz kalacaklarını ve tövbe ederlerse ana malın kendilerine ait olduğunu söyleyerek tartışılmaz bir ölçü getiriyor: “Zulmetmezsiniz ve zulmedil(e)mezsiniz” (61). Anlaşılması gerekenlerin kilit cümlesi belki de burada geçen “lâ tazlimûne ve lâ tuzlemûne” yani “…zulmetmezsiniz ve zulmedil(e)mezsiniz…” ifadesidir. Ne zulmet ne de zulme uğra! İmandan dolayı zulmedemezsin; zulme uğramaya razı olamayacağından dolayı da cihad var…

 

KAYNAKLAR: 47. (Bakara, 190). 48. (Bknz. Bakara, 191). 49. (Bknz. Bakara, 192). 50. (Bakara, 193). 51. (Bknz. Bakara, 197). 52. (Bakara, 216). 53. (Bknz. Bakara, 217). 54. (Bknz. Bakara, 218). 55. (Bknz. Bakara, 244). 56. (Bknz. Bakara, 246). 57. (Bakara, 249). 58. (Bakara, 256). 59. (Bakara, 272). 60. (Bknz. Bakara, 278). 61. (Bknz. Bakara, 279).

Yorum Yaz

Adınız :

Yorumunuz :

Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Kocaeli Bizim Yaka Gazetesi

Karabaş Mah. Şehabettin Bilgisu Cad. Cebesoy Sok. Esentığ Apt. Kat: 1 (Eski Valilik Karşısı) İzmit KOCAELİ

İzmit Telefon: (0 262) 325 41 00

Bu sitenin sahip olduğu tüm resim, yazı ve makale hakları Bizim Yaka Gazetesi'ne ait olup kaynak gösterilmeden izinsiz bir biçimde kullanılamaz.
Ford Duru Park Davetiyem Beykar bbs inşaat
Ekcan Medicalpark ACARLAR TURİZM YENİ konak_dr Aytaş Şömine BasiskeleSanayi