09 Aralık 2018 Pazar
Öztekin Kaşukci
Yüksel Yılmaz

Yüksel Yılmaz

sijoyukselyilmaz@windowslive.com

Çıktı Al

Tüm Yazılarını Listele

Kur’an’daki Barış (2)

Yüksel Yılmaz

31 Mart 2018 tarihli yazısı

54. surede “Artık emrolunduğun şeyi açıkça bildir ve müşriklerden yüz çevir” (14) buyrulduğu için düşmanlara karşı tavrın açıkça ortaya konduğu cesaretin ilk işaretini görüyoruz. Artık sabır kadar önemli bir şey daha söz konusu olmuştur: Cesaret. Rivayetlere göre bu ayetle açık davet başlamış, böylece Kâbe ve civarındaki yerlerde namaz da kılınır olmuş. Ancak bu durum daha sert bir mücadeleyi gerektirecektir. Sahabe Ebû Bekir’in de ısrarıyla Müslümanların Kâbe önünde topluca namaz kılma gayreti müşriklerin hücumuyla önlenmek istenmiş. Müslümanlar ölümden dönmüşler. Ebû Bekir’in evinin avlusunda namaz kılıp, Kur’an okuması bile engellenmek istenmiş. Peygamberliğin altıncı yılında Hamza ve Ömer gibi kendilerinden çekinilen yiğitler Müslüman olunca Kâbe’de iki saf olarak ilk defa açıkça ve topluca namaz kılınmış. Müslümanların hakkı daha açık söylemeleri ve zulmü cesaretle eleştirmeleri bir şekilde başlamalıydı… Daha ne zamana kadar saklanılacaktı?..

 

55. surede geçen “mücadele ederler” (yucâdilûne-ke) sözcüğü son nebiye tartışmak için gelmelerinden söz etmektedir (15). Biraz sonra da Allah’ın ayetleriyle cehd edildiği (yechadûne) söyleniyor (16). Cehd sözcüğünün burada olumsuz geçmesi düşündürücüdür; çünkü bazı âlimler “mücadele” ve “mücahede”yi ayırmış, Müslümanlara “cehd” kökünden geldiği için ve “cihad” demek olan “mücahede”yi yakıştırmışlardır. Bu ayetle de bu çürümüş oluyor. Burada “Sen, onunla (Kur'ân'la) zikret (zekkir bihî) de hiç kimse, kazandığı suçlar yüzünden helâk olmasın” (17) ifadesi tekrar karşımıza çıkıyor. Elçi vahyi zikrediyor. Amacı tartışmak değil, tebliğ ve davet etmek. Bu surenin sonlarına yaklaşırken şeytan(insan)ların kendi dostlarına sizinle yani Müslümanlarla mücadele etmeleri için (li yucâdilû-kum) fısıldadıklarını söylüyor (18). Dikkat! Sıkıntılar çok ama hala bir cihad emri yok…


57. surede yine olumsuz anlamda “cehd” sözcüğüne rastlıyoruz; şirk koşmak için yapılan mücadeleden (câhedâ-ke) bahsediliyor (19). Tekrar “mücadele” (yucâdilu) sözcüğüne rastlıyoruz (20).

 

60. surede kâfirlerin mücadelesinden (yucâdilu) bahsediliyor (21). Devamında resullere yapılan hücumdan (hemmet) söz ediliyor; hakkı batılla yok etmek için mücadele (câdelû) ediliyor (22). Delilsiz olarak Allah’ın ayetlerine karşı mücadele (yucâdilûne) ediyorlar (23). Bu hususta mücadele (yucâdilûne) edenlerin kibirli olduklarını (24), mücadele (yucâdilûne) edenlerin döndürüldüklerini söylüyor (25).

 

62. surede ayetler hakkında mücadele edenleri (yucâdilûne) sığınacak bir yer bulamayacakları konusunda tehdit ediyor (26).

 

63. ayette rastladığımız “husumette” yahut “düşmanlıkta” olarak çevirebileceğimiz (fî el hisâmi) sözcüğüne rastlıyoruz (27). Elçiye karşı mücadele eden (cedelen) bu kavmin düşmanlar (hasımûne) olduklarını (28) öğreniyoruz.

 

69. ayette tartışma (mirâen) ifadesi geçiyor (29); fakat bu da savaşla ilgili değil. Aynı surenin ilerleyen ayetlerinde insanların mücadeleye (cedelen) düşkün oldukları ifadesi geçiyor (30). “Biz elçileri, müjde vericiler ve uyarıcılar olmak dışında (başka bir amaçla) göndermeyiz. Kâfirler hakkı batılla iptal etmek için mücadele (yucâdilu) ediyorlar…” (31).

 

70. sureye gelindiğinde hala “Artık yüz çevirirlerse, bundan sonra sana düşen, sadece apaçık (el mubînu) bir tebliğdir (el belâgu)” (32) buyruluyor ve sertlik değil açıkça tebliğ isteniyor. “Daha sonra da muhakkak ki senin Rabbin, işkenceye uğratıldıktan sonra hicret edenlere sonra da cihad edip (câhedû) sabredenlere, şüphesiz bunlardan sonra, elbette Gafur’dur ve Rahîm’dir” (33) buyurduğunda hala emir kipiyle gelen ve sıcak savaş olan bir cihad ayetine rastlayamıyoruz. Sabır cihadı var; sıcak savaş anlamında emir kipiyle gelen bir cihad yok. Ya hicret edersin yahut sabredersin. Devamındaki ayet ahrette hesap sırasındaki mücadeleden (tucâdilu) söz ediyor (34). Nitekim devam eden ayetlerde hikmetle ve güzel öğütle davet edilmesi istenirken en güzel (el haseneti) şekilde onlarla mücadele (câdil-hum) edilmesi isteniyor (35). Dikkat edin “en sert şekilde” demiyor, “en güzel şekilde” diyor.

 

84. surede elçinin tebliğini kolaylaştırıcı bir açıklama geliyor. Elçi şahit olmuştur ki kimi inanıyor kimi inanmıyor. Allah da elçiyi dinleyeceklerin kimler olduğu konusunda elçinin işini kolaylaştırıyor: “Sen, körleri sapkınlıklarından çıkarıp doğru yola iletemezsin. Sen, çağrını ancak ayetlerimize inanıp müslüman olan kimselere işittirebilirsin” (36).

 

85. sureye gelindiğinde imtihan edilmeden “iman ettik” demenin yeterli olmadığını (37), öncekileri de imtihan ettiğini (38), kötülerin imtihanı geçemeyeceklerini (39), takdir ettiği vadenin mutlaka gelip çatacağını (40) söyledikten sonra anlıyoruz ki imtihandan kastedilen cihad (câhede) imiş ve “O halde, kim cihad ederse (câhede) yalnız kendi nefsi (li nefsi-hi) için cihad yapmış (yucâhidu) olur: Çünkü Allah, âlemlerden müstağnidir” (41). Müstağnidir; çünkü Allah’ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Cihadı öven bu dokunuşlar yakında sıcak bir cihadı gerektireceğinin ilk emareleri gibidir. Kendilerine güzel davranılması vasiyet edilen anne baba bile olsa eğer şirk koşmak için elçiyle cihad ederse (câhedâ) bu konuda ikisine itaat edilmemesi hususundaki ayet (42) de savaş anlamındaki cihad ile alakalı değil. İlerleyen ayetlerde “cedel” kökenli olumlu bir ifadeye rastlıyoruz: “…en güzel şekilde (ahsenu) mücadele (tucâdilû)” (43). Böylece bir kez daha mücadelenin kötü mücahedenin iyi olduğu düşüncesi çürüyor. Çünkü böylece En’am 33 cehd’i kötü ve Ankebut 46 ise cedel’i iyi bir anlamda kullanmış oldu. Nihayet surenin son ayetinde öğreniyoruz ki Allah’ın uğrunda cihad edenler (câhedû)onun yoluna mutlaka ulaşıyorlar (44).


87. surede Allah hakkında “Allah hakkında bizimle mücâdele (tuhâccûne-nâ) mi ediyorsunuz?” (45) şeklinde bir ifade var ki bunun da savaşla alakası yoktur. İlerleyen ayetlerde “şiddetli savaş (el be'si) halinde sabredenler (es sâbirîne)…” ifadesi geçiyor (46). Bu ayet bize buraya kadar haklı olduğumuzu gösteriyor; çünkü cihad edenlere karşı cihadı değil sabrı tavsiye ediyor. Hatta dikkat edin aynı ayette geçiyor: “…iyilik, ... kölelere verenlerin (fî er rıkâbi)... davranışlarıdır”. Köleleiğin yaygın olduğu bir dönemdir. Böyle bir dönemde “kölelere vermek” ne güzel bir ifadedir… Kur’an’daki “sailin” yani sual eden, soran, dilenen ve “rikab” yani “köle” sözcükleri “esir” anlamında anlaşılmamalıdır. Çünkü ortada savaş ve esir alınanlar söz konusu değildir. Şartlara göre henüz tahammül ya da hicret söz konusudur.

 

Dipnotlar: 14. (Hicr, 94). 15. (Bknz. Enam, 25). 16. (Bknz. Enam, 33). 17. (Enam, 70). 18. (Bknz. Enam, 121). 19. (Bknz. Lokman, 15). 20. (Bknz. Lokman, 20). 21. (Bknz. Mumin, 4). 22. (Bknz. Mumin, 5). 23. (Bknz. Mumin, 35). 24. (Bknz. Mumin, 56). 25. (Bknz. Mumin, 69). 26. (Bknz. Şura, 35). 27. (Bknz. Zuhruf, 18). 28. (Bknz. Zuhruf, 58). 29. (Bknz. Kehf, 22). 30. (Bknz. Kehf, 54). 31. (Kehf, 56). 32. (Nahl, 82). 33. (Nahl, 110). 34. (Bknz. Nahl, 111). 35. (Bknz. Nahl, 125). 36. (Rum, 53). 37. (Bknz. Ankebut, 2). 38. (Bknz. Ankebut, 3). 39. (Bknz. Ankebut, 4). 40. (Bknz. Ankebut, 5). 41. (Ankebut, 6). 42. (Bknz. Ankebut, 8). 43. (Ankebut, 46). 44. (Bknz. Ankebut, 69). 45. (Bakara, 139). 46. (Bknz. Bakara, 177).

 

Yorum Yaz

Adınız :

Yorumunuz :

Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Kocaeli Bizim Yaka Gazetesi

Karabaş Mah. Şehabettin Bilgisu Cad. Cebesoy Sok. Esentığ Apt. Kat: 1 (Eski Valilik Karşısı) İzmit KOCAELİ

İzmit Telefon: (0 262) 325 41 00

Bu sitenin sahip olduğu tüm resim, yazı ve makale hakları Bizim Yaka Gazetesi'ne ait olup kaynak gösterilmeden izinsiz bir biçimde kullanılamaz.
mobesko okşin beçet çolak Ford Medicalpark Yuvacık su Beykar Davetiyem BasiskeleSanayi
Ekcan YEDİ İKLİM konak_dr Gürpınar su ibrahimoğlu