21 Kasım 2018 Çarşamba
Yüksel Yılmaz

Yüksel Yılmaz

sijoyukselyilmaz@windowslive.com

Çıktı Al

Tüm Yazılarını Listele

Kur’an’daki Barış (1)

Yüksel Yılmaz

27 Mart 2018 tarihli yazısı

Tarihin herhangi bir zamanında herhangi bir yerinde “hak” ile “batıl” ayrılalı beri “batıl” hak yeme 

peşine düştü; “haklı” olan, “zalim” olana uzun zaman boyu direnmedi; “zalim” zulmünü artırdı; ne
zaman ki direnmekten başka çare kalmadı “hak” işte o zaman “batıl”ı engelledi. Engellenen “batıl”
savaş açtı; “hak” barışı teklif etti; “batıl” haksızlığı savaş açarak istedi. Ne zaman ki barış mümkün
olmadı, “hak” açılan savaşa mecburen razı oldu.

 

İlk çağlara kadar gidilecek olursa Âdem’in kötü oğlu Kabil öz kardeşi Habil’i öldürmeye kalkışırken
Habil’in tepkisiz teklifidir “barış”. Kabil’e direnmiyor bile ve öldürülüyor. Mazlum savaşmayınca zalim galip oluyor diye daha sonraki zamanlarda elbette mazlumun savaşması istenecektir. Ta ki İsa peygamber bile “sağ yanağına bir tokat yersen sol yanağını çevir” (1) demiş; hep aynı saflık ve temizlik savaşı tercih etmeden varlığını sürdürmüş… Hiçbir nebi savaş başlatmamış; hep kötüler savaş başlatmış. Nebiler savaştan nefret etmişler; barış teklif etmişler. Sonra mecburen ama barış amaçlı savaşmışlar. Her türlü savaş için barış teklifiydi İslam. Bu gerçeği örtmekti küfür…

 

Sefalet mazluma zulmetmek, asalet mazlumun zulme direnmesidir. Şeref, haysiyet, onur, keramet hak istikametinde olmaktır. İyilerin kötülerle barışmanın tek yolu iyilerin daha iyi savaşmasıdır. Peki, her asırda övüneceğimiz kaç kahraman hafızalarda kalmıştır? “Al, ne istersen yap, yeter ki barışalım” diyeceksen düşmana, iyi bir savaş kötü bir barıştan üstündür. Tabi buna barış denirse… İyi barış, haklının iyi savaşmasından doğar; savaş ise başkalarının hakkına göz dikmekten doğar. Barış haksızlığa uğrayanın vazgeçirme teklifidir. Barış savaş başlamadan engellemek, başladıysa uzatmamak, uzadıysa bitirmek içindir. Barış savaşın nedenidir; ama savaş barışın nedeni değildir. Kuran’ın ne dediğine bu konuda dikkatli bakanlar buraya kadar söylemiş olduğumuzu görürler. Ama Kuran’ın değil mealin ne dediğine nüzul sırasına dikkat bile etmeden bakanlar doğrudan “…Savaşın!” ayetini okuyup nasıl bir zaruretten sonra savaşılması istendiğini bilmeden ürkebilirler ya da sapabilirler. Bu dikkatsizlik inanmayanları ürküterek dinden soğutur; bodoslama inananları ise saptırarak militan yapar. Militarist olmanın sonucu olarak toplum içinde “İslam’da terör” gibi saçma sapan paradoksal ifadeler doğar. İslam’a atılmış en büyük iftiralardan ikisi Müslümanların “terör”le ve “cehalet”le anılmalarıdır.

 

İlk surelerde savaştan izler bulamıyoruz… İlk baskılar başladığında sabır ve güzel tavır tavsiye ediliyor. Nüzul sırasına göre inen 3. surede “Ve onların söylediklerine sabret (isbir) ve onlardan güzel (cemîlen) bir ayrılışla ayrıl…” (2) buyruluyor. Barış yanlıları ilk olarak “…ve Allah yolunda savaşa çıkanlar (yukâtilûne fî sebîlillâhi) olacağını bilir...” (3) ayetiyle savaş ifadesiyle karşılaşıyorlar ama teğet geçiliyor; cihad emredilmiyor. Sadece zulmün ve buna karşı savaşacak (yukâtilûne) kimselerin yani savaşa gönüllülerin olduğu ortadadır. Burada haksızlığa uğramaktadırlar ama inananlar can alamazlar. Öylece kala kalıyorlar. Bir hadis rivayetine göre Muhammed resul’ün amcası Hamza zulme uğradıkları için beklemekten sabırsızlanıyor. Resulullah vahiysiz kafasına göre hareket edemiyor; bulunduğu duruma çözüm için vahiy bekliyor. Çünkü sürekli saldırıya uğruyorlar. Malları yağmalanıyor. Canları ve namusları da son derece tehlike içindedir. Karşı koyması için bile vahyin gelmesi gerekmektedir; gelmedikçe de zulme rağmen yerlerinden kıpırdayamıyorlar…

 

8. sureye gelindiğinde, “…Eğer zikr (ez zikrâ) fayda verirse, zikr et (zekkir)…”(4) ayetiyle karşılaşıyoruz. Kuran’da Kuran’ın diğer adı “zikr”dir. Yani isteniyor ki karşı tarafın dinlemeye ve
anlamaya niyeti varsa vahyettiklerimizi anlat. Anlamaya niyeti yoksa ne mi olacak? Zorlamayacak…

 

34. surede öğreniyoruz ki, “…Sen, onlara karşı bir zorba (cebbârin) değilsin. O hâlde sen, benim
uyarımdan korkan kimselere Kur’an ile zikret 
(zekkir bil kur’âni) (5). Demek ki hakikaten daha önce de geçtiği üzere “zikret” denilen Kuran imiş.


39. sureye kadar “savaş” sözcüğü yok. 39. surede Allah elçisi Hud’dan bahsederken “…benimle mücâdele (etucâdilûne-nî) mi ediyorsunuz?” (6) dediği yerde cedelleşmekten bahsediyor. “Sen af (huzil afve) yolunu tut, irfan (bil urfi) ile emret, cahillerden yüz çevir” (7). Daha sonra 42. sureye gelindiğinde nihayet bir tavır koyma kabilinden hakkı inkâra şartlanmış olanlara uymaması; aksine, bu ilahi mesajın nurunda onlara karşı bütün gücünü ortaya koyarak büyük bir direnç ve çaba göstermesi isteniyor. Ayet açıktır “Artık kâfirlere itaat etme ve onunla (Kur’ân ile), onlarla büyük cihadla (cihâden kebîrâ) savaş (câhid-hum) (8). Savaşı Kuran’la onlara karşı nasıl yapacaktır? “Büyük cihad” ile… Düşmana karşı gösterilecek olan bu dirence “büyük cihad” (cihâden kebîrâ) denmesine dikkatinizi çekerim. Bu dirençte kılıç kullan demiyor; öldür demiyor ama Kuran’la karşı tebliğ etmesi ve çıkacak zorluklara karşı direnmesi isteniyor. Bu direnç esnasında zarar görebilir hatta belki de ölebilirler. Burada sıcak savaş her an söz konusudur. Cesaret gerekir. Kulun nefsiyle mücadelesi olarak rivayet edilen “Hayırlı bir yerden döndünüz, küçük cihaddan büyük cihada döndünüz” hadisinde olduğu gibi can emniyeti açısından tehlikesiz bir cihad söz konusu değildir. Ayetin “büyük cihad” dediği hadiste “küçük cihad” olarak tanımlanmıştır. Çünkü ayetteki direnç ölümle neticelenebilir ama hadiste riziko bile yoktur. Bu hadisin uydurma olduğunu göstermeye zikredilen ayet fazlasıyla yeter. Hadisin küçük cihad dediği kaynaklar (9) zikredilen ayetten daha kıymetli olamazlar. Ayet hangi cihada “büyük” (kebîrâ) diyorsa “büyük cihad” odur. Nitekim bu hadis de topa tutulmuştur (10). Bu surenin sonlarına doğru elçiden şiddet istenmediğini sergileyen şu ayet iniyor: “Biz, seni ancak bir müjdeci (mubeşşiren) ve bir uyarıcı (nezîren) olarak gönderdik” (11) buyruluyor. Karşı tarafın tehditkâr ve zorba davranışları elbette sabrı gerektirecektir. Tebliğli günler sıkıntılı günlerdir.

 

45. surede “O halde söylenen şeylere sabret (fasbir) (12) buyruluyor. Elbette elçi de emre uyarak
sabrediyor. 52. surede yine mücadele (cidâle-nâ) sözcüğü geçiyor ama Allah’ın nebisi Nuh’a karşı söyleniyor (13). Hala “cihad edin” ayeti yok. Aynı surenin 74. ayetinde de mücadele (yucâdilu-nâ) sözcüğü geçiyor ama İbrahim nebi döneminden örnek verilmektedir. Bu örnekler son elçiyi bilgilendirmekte ve pişirmektedir.

 

Dipnotlar:
1. Bknz. "Tendre l’autre joue" Matta 5, 39; Luka 6/29; Matta 5.bab 39.
2. Muzemmil, 10.
3. Muzemmil, 20
4. Ala, 9
5. Kaf, 45
6. Araf, 71
7. Araf, 199
8. Furkan, 52
9. Bknz. Tarihu’l Bağdad: 13/493; Siyer-u Alamu’n Nubela: 6/324
10. Bknz. Tehzibu’t-Tenzib:11-261-262; El Farku Beyne Evliya-i Rahman ve Evliya-i Şeytan s. 44-45
11. Furkan, 56
12. Taha, 130
13. Bknz. Hud, 32

 

Yazarın notu: Bir haftadır Tayland’da olmam hasebiyle yazım geç yayınlanmıştır. Okuyucularımın hoşgörüsüne sığınıyorum.

 

 

Yorum Yaz

Adınız :

Yorumunuz :

Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Kocaeli Bizim Yaka Gazetesi

Karabaş Mah. Şehabettin Bilgisu Cad. Cebesoy Sok. Esentığ Apt. Kat: 1 (Eski Valilik Karşısı) İzmit KOCAELİ

İzmit Telefon: (0 262) 325 41 00

Bu sitenin sahip olduğu tüm resim, yazı ve makale hakları Bizim Yaka Gazetesi'ne ait olup kaynak gösterilmeden izinsiz bir biçimde kullanılamaz.
mobesko okşin beçet çolak Ford Medicalpark Yuvacık su Beykar Davetiyem BasiskeleSanayi
Ekcan YEDİ İKLİM murat yıldız aday adayı konak_dr Gürpınar su ibrahimoğlu