15 Kasım 2018 Perşembe
Sağlık Olsun

Sağlık Olsun

bizimyakagazetesi@gmail.com

Çıktı Al

Tüm Yazılarını Listele

Salgın hastalıklardan nasıl korunabiliriz?

Sağlık Olsun

13 Şubat 2018 tarihli yazısı

salgın

Konak Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hekimi Uzm. Dr. Ozan Kızılırmak, kış aylarının kaçınılmazları ve salgın hastalıklardan korunma yolları hakkında bilgilendiriyor;

            “Havaların soğuması ile beraber, hepimiz çevremizde şifayı kaptım diyenlerin sayısının arttığını görmekteyiz. Kimisi ateşlendiğini, kimisi öksürmekten uyuyamadığını kimisi ise halsizlikten işe gidemediğinden dem vurmakta. Peki ne oluyor da bu dönemde hastalıkların sayısında bir patlama oluyor? Peki bu patlamadan yara almadan kendimizi nasıl koruyabiliriz.

            Herşeyden önce havaların soğuması ile biz insanoğlu kapıyı pencereyi kapatıp kendimizi kapalı bir fanusun içine tıkmaya bayılıyoruz. Yaz aylarında nerdeyse evim tüm pencereleri açık püfür püfür havalanırken kışın o pencerelerin açılması hiç aklımıza gelmez. Sonuç mu? Eve dışarıdakilerin getirdiği muhtemel virüslerin damlacık yoluyla etrafa saçılması, havada asılı kalması ve bu asılı kalan virüslerin havalandırmayan evde evin bireylerinden biri haline gelmesidir. Buyurmuş gelmişler hoş gelmişler ancak daha önce o virüslere karşı bağışıklık kazanmadıysak, işte o zaman şifayı kaptık demektir. Diğer bir konu maalesef çok da elimizde olmayan bir konudur çünkü havaların soğuması ile beraber üst solunum yolunda bizim savunmamızda çok önemli rolü olan siliyer(süpürücü) sistemin çalışması sekteye uğramaktadır. Normalde vücuda giren virüs ve bakteri gibi yabancı mikroorganizmalara karşı bizi korumaya and içmiş bu sistemin dizleri titremeye başlar ve görevini ifa etmekte zorlanır. Tüm bunlara ek olarak çocuklarımız okullarda bizlerse iş yerlerimizde kalabalık ve kapalı ortamlarda tüm hastalıkları birbirimize bulaştırma konusunda birbirimizle yarışırız. Tüm bu olumsuzlukların yanında bizi bu hasta eden virüslerden bakterilerden korumada yardımcı olabilecek önlemler yok mudur? Elbette ki var ve şimdi dilimiz döndüğünce bunlardan bahsedeceğiz.

            Bizi ve çocuklarımızı bu salgın hastalıklardan koruyacak önlemlerin başında, bilimselliği ve faydası birçok çalışma ile defalarca kanıtlanmış “aşılar” gelmektedir. Sağlık Bakanlığımız yürütmekte olduğu ve tüm dünyada örnek alınan aşı politikası sayesinde ülkemizde ölüm ve sakatlıklara sebep olan birçok hastalık artık ya görünmemekte ya da sayıları bir yılda sadece onlarla ifade edilecek seviyelere inmiştir. Ülkemizde hali hazırda devam eden aşı takvimine uygun şekilde riayet eden bir çocukta kızamık, kızamıkçık, kabakulak, suçiçeği, tüberküloz(verem), difteri, tetanos, boğmaca, bakteriyel epiglotit, çocuk felci, pnömokok kökenli pnömoni, sinüzit, menenjit, hepatit a ve b enfeksiyonları ya görülmez ya da hafif seyredecektir. Bu saydığımız hastalıkların çoğunun görülme sıklığı ve bulaştırıcılığının kış aylarında arttığını da düşünecek olura aşılanma bizim için en önemli savunma mekanizmalarından biri olmaktadır.

            Diğer bir koruyucu mekanizma bizim minik bebeklerimiz için hayati öneme haiz olan anne sütüdür. Yapılan çalışmalarda anne sütünde bir annenin daha önce geçirdiği hastalıklara karşı edindiği bağışıklığa ait antikor denen savunma hücrelerinin bol miktarda bulunduğu gösterilmiştir. Bu süreninde ilk 4 ay yüksek oranda, sonra zamanla altı aya kadar devam ettiği bilinmektedir. Özellikle kışın doğan bebeklerimizin doğru ve yeterli bir emzirme süresince anne sütü alması onları annenin bağışık olduğu birçok hastalığa karşı dış dünyaya karşı korumaya alacaktır. Ayrıca bu altı aylık periyodun haricinde hastalık esnasında emzirmenin hastalık süresinin kısalması yönünde olumlu etkileri olduğu bilinmektedir.

            Millet olarak çok sıcakkanlıyızdır. Tokalaşmak, sarılmak, minikleri öpmek bizler için günlük hayatın bir parçası haline gelmiştir. Fakat çoğumuz bu alışkanlığımızın hastalıkların yayılmasına hizmet ettiğini hep göz ardı ederiz. Düzenli yıkanmayan ellerin, aksırma tıksırma esnasında elle kapatılan ağızlardan saçılan virüs parçacıklarının çevremizdeki eşyalara ve insanlara direkt temas yoluyla bulaştırılması, dikkatli davranmamız koşuluyla kolaylıkla engellenebilecek bir durumdur. Öksürürken veya hapşırma esnasında ağzımızı elimizde değil de kolumuzla kapatırsak, gün içinde sık sık ellerimizi yıkarsak, tokalaşmadan kaçınırsak, miniklerimizi öpme alışkanlığımızı azaltırsak, otobüs, dolmuş vb. toplu taşıma araçlarında ortak alanlara temas sonrası ellerimizi yıkar ve yıkayana kadar kirli ellerimizle yeme içmede kullanmazsak salgın hastalıklardan korunmada ve çevremizi korumada 1-0 öne geçeriz.

            Kışın salgın hastalıkları olduğu gibi onlara karşı bizi koruyacak meyve sebzesi de bulunmaktadır.  Bağışıklık sisteminin efektif çalışabilmesi için bazı vitamin ve eser elementlere ihtiyaç duymaktadır ve bu vitamin ve mikro besinlerin kış meyve ve sebzelerinde büyük oranda bulunduğu akıldan çıkmamalıdır. C vitamininden zengin turunçgillerin, demir, bakır, çinko gibi eser elementleri içeren yeşil yapraklı sebzelerin kolay ulaşılabilir olması bizim için büyük bir nimettir. Burada sıkıntı yaşanacak tek konu bağışıklık sistemimizin olmazsa olmazlarından biri olan D vitaminidir. Güneş ışınlarına maruziyetin çok azaldığı kış aylarında bu açığın d vitamini içerikli damla vb. ürünlerle doz aşımı yapmayacak şekilde desteklemek bağışıklığımızı mutlu edecektir.

            Son yılların gözde konularından biri de artık ikinci beynimiz olarak adlandırılan barsaklarımızda bulunan ve bizim çok yakın dostlarımız olan faydalı mikrobiotadır. Barsaklarımızdaki faydalı bakterilerin bağışıklık sistemimizin ana unsurlarından biri olduğu özellikle son dönemde yapılan çalışmalarda gösterilmiştir. Atalarımızın kefir, yoğurt, ekşi mayalı ürünler üzerine kurulmuş beslenme alışkanlıklarının değeri günümüzde tekrar ortaya çıkmaktadır. Probiyotik ve prebiyotik içerikli beslenmenin sadece sindirim sitemi üzerinde değil tüm sistemlerimiz üzerinde etkisi gün be gün ortaya çıkmaktadır. Evimizde yapacağımız kefir ve yoğurtla çocuklarımızı hastalıklara karşı daha güçlü hale getirebiliriz.

            Bağışıklık sistemimizin olmazsa olmazlarından biri de gece uykusudur. Vücudumuzda oluşan toksinlerin, kanserli hücrelerin, hücresel oksidatif stresin vücudumuz tarafından en çok ve en efektif şekilde gece uykusunda onarıldığı veya temizlendiği gösterilmiştir. Gece karanlıkta yapılan bir uykuda endorfin ve melatonin gibi vücudumuz için elzem hormonların salgısında artış olduğu ve bu artış sayesinde hem bağışıklık sistemimizin he de ruhsal durumumuzun pozitif yönde etkilendiği bilinmektedir.

            Tüm bunlara dikkat etsek de bazen hastalıklardan kaçma şansımız olmayabiliyor. İşte bu noktada dikkat edilecek en önemli durumlardan biri gereksiz ilaç özellikle de gereksiz antibiyotik kullanmamaktır. İlaçlara ulaşımın günümüzde kolaylaşmış olması, ilaçların raf ömrünün uzaması nedeniyle evimizde önceki tedavilerden kalan ilaçların bulunması ihtimalini arttırmaktadır. Yapılan çalışmalarda özellikle çocuklarda görülen hastalıkların %80 kadarı virüslerden kaynaklanmaktadır. Viral enfeksiyonlar mikroorganizmanın doğası gereği istisnai enfeksiyonlar haricinde ilaçlarla tedavi edilemezler. Özellikle birçok durumda aklımıza gelen ilk ilaçlardan olan antibiyotikler seçilmiş enfeksiyonlarda sadece bakterilere karşı etkilidirler. Gereksiz antibiyotik kullanımı bakterilerin bu ilaçlara karşı savunma mekanizmaları geliştirmesine ve ilaç direnci oluşmasına ve en nihayetinde bu ilaçların bize gerektiği zamanlarda işe yaramamasına sebep olmaktadır. Piyasada grip ilaçları gibi anılan ve sadece semptomları yani şikayetleri azaltan ilaçlarda sadece hastalık süresince ateş, burun akıntısı, geniz akıntısı, öksürük gibi semptomlar üzerine rahatlatıcı etkileri bulunmakla beraber hastalığın süresine herhangi bir olumlu etkileri bulunmamaktadır. Diğer yanan bu ilaçların kalp damar ve sinir sitemi üzerine potansiyel yan etkileri bulunduğu için hekiminiz tarafından önerilmedikçe ve reçete edilmedikçe kullanmanız ciddi sağlık sorunlarının ortaya çıkmasına sebep olabilir.”

            Özetleyecek olursak sağlıklı beslenme, düzenli ve yeterli uyku, zamanında yapılan aşılama, kapalı alanları sık havalandırma, kişisel hijyene dikkat ve kalabalık ortamlarda temasta dikkatli olarak birçok salgın hastalığa karşı garımızı alabiliriz. Yine de hasta olmamız durumunda iyi bir istirahat, bol sıvı alımı ile akılcı ve gerekli ilaç kullanımı ile gereksiz ilaç kullanmadan hastalıkların üstesinden gelmek çok da zor olmayacaktır. Sağlıklı günler dileğiyle…

 

Yorum Yaz

Adınız :

Yorumunuz :

Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Kocaeli Bizim Yaka Gazetesi

Karabaş Mah. Şehabettin Bilgisu Cad. Cebesoy Sok. Esentığ Apt. Kat: 1 (Eski Valilik Karşısı) İzmit KOCAELİ

İzmit Telefon: (0 262) 325 41 00

Bu sitenin sahip olduğu tüm resim, yazı ve makale hakları Bizim Yaka Gazetesi'ne ait olup kaynak gösterilmeden izinsiz bir biçimde kullanılamaz.
mobesko Ford Medicalpark Yuvacık su Beykar Davetiyem BasiskeleSanayi
Ekcan YEDİ İKLİM murat yıldız aday adayı konak_dr Gürpınar su ibrahimoğlu