22 Ekim 2017 Pazar
Yüksel Yılmaz

Yüksel Yılmaz

sijoyukselyilmaz@windowslive.com

Çıktı Al

Tüm Yazılarını Listele

Ahlak yoksa din de yoktur

Yüksel Yılmaz

09 Haziran 2017 tarihli yazısı

Prof. Dr. Ali Bardakoğlu, Kur’an-ı Kerim’in son dönemde şifreler kitabına döndürülmeye çalışıldığını belirterek, “Kur’an-ı Kerim son dönemde, her bir harfinde binlerce mananın gizli olduğu bir şifreler kitabı olarak algılanmaya, anlatılmaya başlandı. İslam dinini gizemli bir din, Kur’an-ı Kerim’i şifreler kitabı olarak sunmaya başladığımız vakit bir şifre çözücüye ihtiyaç olur. Kendiliğinden şifre çözücüleri besler ve ortaya çıkmasına zemin hazırlar. Aslında şifre çözücüler kendilerine zemin hazırlamak için Kur’an'ı ve dini böyle sulandırır. Hâlbuki bu din Allah’ın bize hitabıdır ve hiçbir aracıya ihtiyaç hissettirilmemiştir. Bu din, din adamlarına, ulemaya, evliyaya, saçlı sakallı insanlara gelmiş değil, bu din bütün insanlığa gelmiştir. Açın Kur’an’ı bakın her sayfada bunun mesajını bulacaksınız. Allah doğrudan bize hitap eder. Ama Kur’an-ı Kerim’i böyle her şeyin içerisinde bulunduğu şifreler kitabı gibi sunmaya başlayınca Kur’an ile aramız açıldı. ‘Kur’an’a göre’ diye yapılan konuşmalar da başlı başına büyük bir sıkıntıdır. Kur’an ayetlerimizi karşımıza alıp ona adeta silah zoruyla her arzu ettiğimizi konuşturma çok kötü bir yol oldu. Adeta Kur’an’ı önümüze siper yaparak kavgamızı yapmaya başladık. Bugün radikal örgütlerin yaptığı da bunun devamı bir davranış. Bir ayeti kesip alıp, slogan yapıp arkasına sığınıyor. Öyle seçeceksen Kur’an’da çok şey var” diyerek müthiş bir giriş yaptı. Zira böyle açıklamalar dindar insanlarımızın kullanılmalarının önüne geçeceğinden elzemdir. Hele özellikle ilahiyatçıların bu tuzağa düşmemeye çalışmayıp bizzat kendilerinin düşmeleri ve başkalarını da düşürmeye çalışmaları çok sakıncalıdır. Bu gayretler dini maksadından koparmaktadır. Şifreli anlayış bizzat Kur’an’a aykırı olması hasebiyle Kur’an’a da saygısızlıktır. Çünkü Kur’an’ın apaçık olduğunu Allah birçok surede söylüyor. Sadece Bakara suresinde bile (indirilen diğer kitaplara “apaçık” denilmesini hesaba katmazsak) doğrudan Kur’an’la ilgili “apaçık” ifadesi olan ayetler yeter de artar bile (1).

 

Ali Bardakoğlu Hocanın bu konuşmasını asıl tarihi yapan ise “ahlak” boyutu. Diyor ki: “Geçenlerde bir hocamız alan araştırması yaptı ve bir soruya çok canım sıkıldı. Soru şuydu: ‘Dindar olmak ahlaklı olmayı gerektirir mi?’ Cevap verenlerin yüzde 80'i ‘hayır, gerektirmez’ cevabını verdi. Teorik entelektüel olarak doğru olabilir bu cevap. Cevap verenler Kant’ı okuyarak değil, hâle bakarak cevap veriyorlar. Bu vahimdir. Bu soruya bir Müslüman ülkede ‘hayır efendim, bir insan dindarsa ahlaklıdır’ denilmesi gerekirdi. Müslümanlıkla ahlak birbirinden hayli ayrıldı. Günümüz insanı ‘dindar, ahlaklı olmayabilir’ diye düşünebiliyor.” Şu ifade asrımızın ülkemizdeki hastalığının ifşasıdır. Başörtülülerin, sakallıların, müezzinlerin, imamların, şeyhlerin, âlimlerin, kara çarşaflıların yaptığı bir hata hemen toplumun gözüne batar. Bunlardan bir adam zinaya meyletse beynelmilel çapkının bile alay konusu olur; bunlardan bir kadın nikâhsız biriyle evlenmek kastıyla el ele dolaşsa hayat kadınının bile tiksineceği bir yaratığa dönüşür. Bunlar kibirli ve alaycı ateistlerin nemalandıkları, ‘Müslümanlar bir hata yapsalar da bağıra bağıra dalga geçsek’ diye bekledikleri durumlardır. Öyleyse Müslüman olarak toplumda yer almak sadece birey olmaktan öte bir durumdur. Müslüman zinacı, ribacı, kumarcı ya da herhangi bir günahında ısrarcı olamaz.

 

“Ahlak” sözcüğü aslında “halaka” kökünden türeyen ve yaratılışımızı ifade eden bir sözcüktür. Yapı, karakter, tabiat, mizaç gibi bizi başkalarından ayıran özelliğimizdir. Kimilerine göre ise, “Allah Teâlâ’nın mahlûkatını kendisini bilip tanıyacak ve idrak edecek bir hal, bir kabiliyet üzere yaratmasıdır” (2). Fakat bir hadise göre “Her doğan, İslâm fıtratı üzerine doğar. Sonra, anne-babası onu Hıristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar” (3). Bu hadis “Müslüman doğar” şeklinde yanlış anlaşılmamalıdır. Kastedilen İslam dini gibi tertemiz doğar; Hıristiyanlarının inancının aksine günahsız doğar anlamındadır. Bu hadis Kur’an’a uygundur. “Ben ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim” (4) hadisi de doğru cihetten bakılırsa Kur’an’a uygundur. Elbette Kur’an’a uygunluğu tartışılabilecek hadisler de vardır (5).

 

Kur’an’da Allah’ın insanı hanif fıtratıyla fıtratlandırdığı (6), semaları fıtratlandırdığı (7) buyrulur. Yani nasıl insan insani davranış gösteriyorsa sema da kendi yaratılış özelliğini gösterir. Hatta arz (8) da böyledir. Firavuna karşı çıkarken iman edenler ‘Allah’ın kendilerini fıtratladığını’ söylüyorlar (9). Yani apaçık beyanatın kendilerine makul gelmesi ‘hakkın fıtratlarına uygun düşmesi’ demektir. Elçilere tabi olmaya çağıran iman sahibi de fıtratının farkındadır (10). Tıpkı İbrahim peygamberin sadece ‘kendisini fıtratlayana kulluk etmesi’ (11) yani ‘tertemiz yaratılışına uygun davranması’ gibi. Öyleyse fıtrat, yaratılış amacına uygunluk halidir.

 

Günümüz insanının ‘dindar ahlaklı olmayabilir’ diye düşünmesi Müslümanlığı rezil etmeye yönelik bir algıdır. İslam’da ahlaksızlığa zerre kadar yer yoktur; Müslümanın hayatında ahlaksızlığın yer bulması İslam’la alakasızlığı kadardır. Bir Müslüman asla ahlaksızlıkla dini bir arada yaşayamaz. Bunu bir arada kabul etmek besmeleyle başlayarak kul hakkı yemek isteyenlerin kabulüdür. Hem hacı olacak hem riba yiyecek… Hem örtünecek hem flört edecek… Hem sakal bırakacak hem gözünü haramdan çeviremeyecek… Dindarın ahlaklı olmayabileceğini söylemek farkında olmaksızın Yahudileşmenin ve Hıristiyanlaşmanın sonucudur. İslam bütünüyle güzel ahlaktır. Dindar biri asla ve kat’a ahlaksız olamaz; bir ateist bile güzel ahlaktan bir şeyler taşıyorsa İslam’dan taşıyor demektir ve güzel ahlak ona kesinlikle İslam’dan sirayet etmiştir. Başka dinler için şart değilse beni ilgilendirmez; ama İslam’da dindarlar güzel ahlaklı olmak zorundadırlar. Başkasını bilemem ama bizde güzel ahlaksız din olmaz. ‘Ahlak yoksa din de yoktur’ dediğimiz zaman ‘Ne yani kul hakkı yemiş olsam Müslüman demeyecek misin?” ya da “Küfürlü konuşunca dinden mi çıkıyoruz?” diye soruyorlar. Ben de diyorum ki: Kul hakkı yiyene kâfir dediğimiz yok ama Müslüman da demem. Onu da küfürlü konuşanı da Allah’a havale ederim. Bana ne? Kul hakkı yiyerek ya da küfürlü konuşarak hala rahatsan ne desem boş, diyecek bir şeyim olamaz…

 

KAYNAKLAR: 1. (Bakara, 99; 109; 185, 219; 221; 230; 242; 266). 2. (İbn Manzur, Lisânü’l-Arab, Beyrut, (t.y.), V, 55). 3. (Buhârî, cenâiz 92; Ebû Dâvut, sünne 17; Tirmizî, Kader 5). 4. (Muvatta, Husnü’l Halk, 8; Müsned, 2/381). 5. (Ebû Dâvud, Tahâret 29; Buhârî, Libâs, 51, 63, 64, İsti’zân, 51; Muslim, Taharet, 49-51, 56, Şalât, 9). 6. (Rum, 30). 7. (En’am, 79). 8. (Enbiya, 56). 9. (Taha, 72). 10. (Yasin, 22). 11. (Zuhruf, 27). 

Yorum Yaz

Adınız :

Yorumunuz :

Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Kocaeli Bizim Yaka Gazetesi

Karabaş Mah. Şehabettin Bilgisu Cad. Cebesoy Sok. Esentığ Apt. Kat: 1 (Eski Valilik Karşısı) İzmit KOCAELİ

İzmit Telefon: (0 262) 325 41 00

Bu sitenin sahip olduğu tüm resim, yazı ve makale hakları Bizim Yaka Gazetesi'ne ait olup kaynak gösterilmeden izinsiz bir biçimde kullanılamaz.
Symbol bbs inşaat romatem İBRAHİMOĞLU 2017 Ford konak_dr
Ekcan ÖZEREDEM İNŞAAT Medicalpark Beykar BasiskeleSanayi ACARLAR TURİZM YENİ