30 Mayıs 2017 Salı
Melek Engin Aktemur

Melek Engin Aktemur

aktemurmelek@gmail.com

Çıktı Al

Tüm Yazılarını Listele

Bugün günlerden Çanakkale

Melek Engin Aktemur

17 Mart 2017 tarihli yazısı

3 Kasım 1914-18 Mart 1915 tarihlerinde Çanakkale Boğazında cereyan eden bir seri deniz savaşları ile Gelibolu Yarımadasında 25 Nisan 1915-9 Ocak 1916 tarihleri arasında yapılan kara savaşları Türk tarihinin en şerefli sayfalarını dolduran bir zafer destanıdır.

Birleşik krallık ve Fransız gemilerinden oluşan donanmanın Çanakkale boğazına geniş çaplı saldırıları 1915 Şubat ayında başlamış olup en şiddetli saldırılar ise 18 Mart 1915 günü olmuştur.

Deniz harekatıyla İstanbul’a giremeyeceğini anlayan itilaf devletleri bu defa kara harekatıyla Çanakkale Boğazındaki Osmanlı sahil topçu bataryalarını hedef almış ve yoğun bir saldırı başlatmıştır.

Bu plan çerçevesinde hazırlanan İngiliz ve Fransız kuvvetleri 25 Nisan 1915 in şafağında Gelibolu yarımadasının güneyinde beş noktadan karaya çıkarılmıştır.

İngiliz ve Fransız çıkarma kuvvetleri her ne kadar Seddülbahir ve Arıburnu sahillerinde köprübaşları oluşturmayı başarsalar da, Osmanlı Kuvvetlerinin azim ve kararlı taarruzları karşısında geri çekilmek zorunda kalmıştır.

Çanakkale’nin deniz ve kara savaşları; Türk Ulusal Tarihinin 1800lü yılların hemen çoğunda görülen yenilgilerden sonra askeri ve siyasal varlığını bir kez daha kanıtladığı savaşlardır.

Savaş tarihine bakıldığında askeri zaferlerin daima taarruzi bir harekatın sonunda kazanıldığı görülür.

Çanakkale savaşlarında ise savunan orduların taarruz edenleri yenilgiye uğratmış olduğu tek örnektir.

Çanakkale Savaşı, yurdunu korumak için şahlanan bir milletin, sayı ve teçhizat bakımından üstünlüğü tartışılmaz olan düşmanlarını yenerek onları felce uğrattığı bir savaştır.

Bu durumuyla dünya harp tarihine geçmiş, Türk tarihine de altın harflerle yazılıp Türk’ün kahramanlık ve şeref abidesi olmuştur.

Çanakkale zaferinin arkasında bir yığın isimsiz kahraman vardır. Bu zaferde Türk Milleti kadını erkeği, çoluk çocuğuyla yekvücut olmuş ve hak ettiği bir destanı yazmıştır.

Bu savaşın ardından nice evlatlar babasız, nice analar eşsiz, evlatsız kalmıştır. Vatana kurban olsun diye kınalayarak gönderdiği yavrusunun şehadetiyle haklı bir gurur yaşamıştır analar.

Burada yeri gelmişken Mehmet Niyazi’nin “Çanakkale Mahşeri” adlı kitabından bir kesit paylaşmanın yerinde olacağını düşünüyorum;

“Hacı Mahmut denizin kenarındaki kahvede camın kenarına oturmuş, her zamanki gibi bastonunu bacaklarının arasına almış, ellerini kıvrık yerinde üst üste koymuştu. Karşısındakilere Plevne Savunmasından bahsediyordu.

Konuşurken ise gözü sık sık dışarıda karların içinde yalınayak oynayan üç  çocuğa kayıyordu. Çuvallar diplerinden ve tepelerinden delinmiş, çocukların başlarından geçirilmiş, kenarlarından kolları değnek gibi çıkmıştı.

Hatıralarını anlatırken kıyıya bir motor yanaşıyordu.Dikkatini bakışlarında topladı. Göğüslerinde fotoğraf makineleri asılı insanların yabancı olduğunu farketti. Bakışlarını karın içinde yalınayak oynayan çocuklara kaydırdı, kendi alemlerine dalmış, kardan adam yapıyorlardı. Birden telaşlandı.

-Birisi şu çocukları kovsa!

Gelenler Avrupalı gazeteciler çuval giymiş yalınayak kardan adam yapan çocukların resimlerini çekiyorlardı.

Türkolog olan Mösyö Valentin çocuklara yaklaşıp konuşmaya başladı.

-Kaç yaşındasın?

-Sekiz.

-Sen?

-Dokuz.

-Sen?

- Ben de dokuz.

Babanız ne iş yapıyor?

-Öldü. Nerede öldü?

- Harpte.

-Niçin öldü?

- Din için, vatan için.

-Size anneleriniz mi bakıyor?

-Üçümüzün de annesi öldü, bize ebe ninemiz bakıyor.

-Nerede oturuyorsunuz?

-Karşıdaki derme çatma kulübeyi göstererek, şurada dediler.

Az sonra kulübenin kapısı açldı; bastonuna dayanarak bir kocakarı dışarıya çıktı ve ğağırmaya başladı

-Gazanfer! Muzaffer! Mücahit!. Gelin çorba yaptım.

Çocuklar kulübeye doğru koşarken Mösyö Valentin’in yüzü ciddileşti, bakışları değişti, arkalarından bakarak mırıldanmaya başladı;

-Gazanfer! Muzaffer! Mücahit!. Ha!... En karanlık günlerinde çocuklarına bu isimleri takan bu millet, bir yerde toprağa gömülse bile, başka bir yerden fışkırır!...”

Efendim, vatanı,milleti ve dini için canlarını feda eden 250 bin şehide çok şey borçluyuz.

Her birine Allah (cc) rahmet etsin ve cennetinde cemalüllahı ile müşerref kılsın.

Günümüz de dost kılığına bürünmüş Avrupa bu defa da farklı yöntemler kullanarak Türk’e taarruzda bulunmaya devam ediyor.

Belli ki Çanakkale’de, Kurtuluş Savaşında aldığı yenilgiyi unutmuyor, fırsatını bulduğunda yine hasmane tutumlar sergiliyor. Son olarak Hollanda ve Almanya’nın Türk bakan ve yetkililerine, vatandaşlarına uygulamış olduğu insanlık dışı olaylar bunun göstergesidir.

Büyüyen, gelişen bir Türkiye’yi durdurabilmek için canhıraş bir çaba içine giren Avrupa devletlerine en güzel cevabı milletimiz 16 Nisan’da gösterecektir inşallah.

Birlik ve beraberlik şuuruyla daha güzel günlere efendim, selam ve dua ile..

Yorum Yaz

Adınız :

Yorumunuz :

Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Kocaeli Bizim Yaka Gazetesi

Karabaş Mah. Şehabettin Bilgisu Cad. Cebesoy Sok. Esentığ Apt. Kat: 1 (Eski Valilik Karşısı) İzmit KOCAELİ

İzmit Telefon: (0 262) 325 41 00

Bu sitenin sahip olduğu tüm resim, yazı ve makale hakları Bizim Yaka Gazetesi'ne ait olup kaynak gösterilmeden izinsiz bir biçimde kullanılamaz.
Ramada romatem Sanberk_yan Çakır Ayakkabı İBRAHİMOĞLU 2017 konak_dr ACARLAR TURİZM YENİ Aytaş Şömine
Ekcan Başiskele Sigorta UstGrup cemtur son reklam kesmar Beykar Hazal parke