24 Ekim 2017 Salı
Mevlüt Soysal

Mevlüt Soysal

Çıktı Al

Tüm Yazılarını Listele

Hayırettin ve Selim Türkhan

Mevlüt Soysal

28 Şubat 2017 tarihli yazısı

Reklamcı Ateş İlyas Başsoy’un hem köşe yazılarında hem de Antalya’da CHP’nin yerel seçimleri kazandığı 2009 yerel seçimleri üzerinden kaleme aldığı “CHP Nasıl İktidar Olur?” kitabının en önemli karakteriydi Selim Türkhan…

Kimdi peki bu adam?

Ortalama bir Türk vatandaşı…

Cebini düşünen, derin analizlerle süreçleri yorumlamayan, kurnaz, basit düşünen bir Türk…

Her sınıftan, her cinsiyetten, her ırktan ve her mezhepten…

Türkhan’ın önemli özelliği ise AK Parti gibi merkezde ya da muhafazakar kanatta olan siyasi partiler tarafından daha fazla etkilenmesi…

***

Diyebiliriz ki: Sokağa çıktığımızda bir sürü Selim Türkhan görüyoruz.

Dış politikadan, ekonomiden, laiklikten bahsedip onu etkilemeye çalışıyoruz.

Fakat o başka bir söylem istiyor?

Onu bir türlü bulamıyoruz.

İşte Başsoy, CHP’nin seçim kazanması için Selim Türkhanlar’ı etkilemesi gerektiğini ifade ediyor.

Kazanılmış başarıların temelinde de Selim Türkhanlar’ın olduğunu ifade ediyor.

Kitabındaki şu cümleler önemli:

“Türkiye’de kabaca % 20 öncelikle laik (neredeyse hepsi CHP’li), % 20 öncelikle dindar (büyük bölümü AKP’li), % 20 öncelikle milliyetçi (büyük bölümü MHP’li) “siyasi” oy var. %30 oy da, öncelikle siyasetsiz olar Selim Türkhan’ın (Selim Türkhan Partisi; STP) oyudur.

AKP 22 Temmuz seçiminde STP ile koalisyon yaptı. Aldığı % 47’nin nedeni bu.

AKP ne söylerse STP için söylüyor. Ne ‘taban’ına konuşmak için yoruyor kendini, ne de muhalefet için. Muhalefete yaptığı söylemler de, muhalefetin reaksiyon vermesi ve STP gözünde makullukten kopması için kurduğu tuzaklar. AKP üstünlüğü elinde tuttuğu anda taşları elemekten kaçınmayan usta bir satranççı gibi davranıyor.”

***

Süreçleri semboller üzerinden analiz etmek bütünü kucaklamaya yetmez fakat bir siyasi partiye önemli bir mesafe kaydettirir.

O sembol genel olanı verir.

CHP İzmit İlçe mi?

Evet, şimdi bunu yapıyor; “Hayırettin” ile…

CHP Hayırettin ile Selim Türkhanlar’a ulaşmak istiyor.

O siyasetsiz seçmene…

Lafın evelenip gevelenmesini istemeyen, tezlerden-antitezlerden uzaklaşıp basit cümleler duymayı arzu eden, zekice, etkileyici, koydu mu oturtan cümleler duymak isteyen o seçmene…

Hayırettin işte bunu yapıyor.

Bıyıklı, kaşları çatın ve sinirli yüzüyle o kitleye hitap ediyor.

***

Nasıl mı?

Kısa ve öz…

“FETÖ ile ne haltlar karıştırdığınızı anlatsanıza biraz” diyerek…

“Tarafsız olması gereken İrfan Değirmenci mi yoksa Cumhurbaşkanı mı?” diyerek…

“Adama üniversite bitirmedin diploman yok dedik, bir kararnameyle bütün üniversiteleri bitirdi, tebrik ediyoruz” diyerek…

“İşsizlik olmuş yüzde 20, hangi istikrar, hangi büyüme” diyerek…

“Muhalefet etmeyi anayasal suç yapan baskı rejimine hayır” diyerek…

“Taşeron işçileri sokağa atanlara hayır” diyerek…

Kısaca; “Selim Türkhan, duy sesimizi” diyor CHP İzmit İlçe…

***

Peki, başka kimler var hedefte?

Hayatını yüz kırk karaktere sığdırmış o devasa kitle…

Yani, gençler…

Kısa ve net cümlelerle gününün büyük bir bölümünü sosyal medyada geçiren, siyasetsiz ve konformist, muhafazakar iktidardan uzak ama oy kullanmayı, muhalefet etmeyi, politik bir dil kullanmayı tercih etmeyen gençler…

Örneğin onlar seçim akşamı televizyondan oy oranlarını takip etmek yerine bir kafeteryada soğuk içecek yudumlayıp fotoğraf çektirirler.

Onları bugüne kadar sadece Gezi olayları sokağa çıkardı.

Gezi’de etkileyici bir dil ve üslup vardı çünkü…

O serkeş dilin peşinden koştular.

O uyumsuzluk ve tek başınalığın cazibesine katıldılar.

Hayırettin’in hedef kitlesi bir de bu gençler…

Ve bu gençler, azımsanmayacak kadar çok…

***

Sosyal medyada hem CHP’lilerin hem de AK Partililerin Hayırettin’le ilgili “Yahu bu da nereden çıktı?” şeklinde yorumlardan bulunduğuna şahit oluyorum.

Yahu sizler politiksiniz…

Sizlerin partisi ve hayata bakış çerçevesi var.

Hayırettin size seslenmiyor ki…

Hayırettin sizinle ilgilenmiyor ki…

Hayırettin sizden destek beklemiyor ki…

Hele bir de yeni gençliği, gençliğin dilini anlayamayan yaşlı nesil var.

“Hayırettin’le siyaset mi olur?” diyorlar.

Sizler de değilsiniz ki Hayırettin’in kitlesi…

Diyeceğim:

Hayırettin bu süreci iyi götüren bir karakter.  

***

Bir önemli not:

İktidar devlet gücünü arkasına alıp referandum çalışması yaparken, CHP ise partililerin dişinden tırnağından arttırdıklarıyla kampanya yapıyor.

Yani, Hayırettin’in sempatik yüzünü sadece bazı CHP’lilerin paylaşımlarında görüyoruz.

Billboardlar yok…

Afişler yok…

El broşürleri yok…

Maddi imkanlar daha farklı olsa eminim ki Hayırettin’in sürece etkisi de daha fazla olurdu.

 

hayır (2)

 


 

Demokrat Parti

 

Siyasi yelpazenin bir ucunda Cumhuriyet Halk Partisi, diğer ucunda da Demokrat Parti vardı.

Her ikisi de Mustafa Kemal Atatürk’ün partisiydi.

Bir onun var ettiği, diğeri onun içinden çıkanların kurduğu…

Ve fakat dünyada iki kurup vardı ve Amerika’nın “Ilımlı İslam” projesinin uygulama alanlarından biri olan Türkiye’de toplum ikiye bölünüyordu:

Sağcılar ve solcular…

Sağcılar, “Türkiye’ye komünizm gelecek” diyerek saflarını sıkıştırırken, solcular ise “Amerika’n sömürüsüne hayır” diyerek kemikleşiyordu.

Kutuplaşıyordu ülke…

Kan dökülüyordu.

Yelpazenin iki tarafında olan CHP ve DP de (Sonra AP oldu) mecburi bir marjinalleşmenin içine giriyordu.

CHP, sol fraksiyonları çatısı altına alırken; cumhuriyet düşmanları da DP’ye yöneliyordu.

Her ikisinin de özü bu değildi halbuki…

Yani, iki parti de bir şekilde temelinden uzaklaşıyordu.

İki parti de radikalleşiyordu.

Sonra mı?

80 darbesi…

Şu gerçek:

Bu kutuplaştırmanın hedefiydi ihtilal ve Amerika ne yazık ki amacına ulaşıyordu.

***

Önceki gün DP Büyük Kurultayı’nda en büyük coşku İzmir Marşı çalarken yaşandı.

Bir önceki gün CHP Lideri’nin programı vardı.

Gençler İzmir Marşı’yla coştu.

Sevindim.

Zaman zaman rayından çıkmış ve birbirinden uzaklaşmış her iki parti de yıllar sonra Atatürk’te birleşiyordu.

Her iki parti de Atatürk’ün izlerini taşıdığını fark ediyordu.

 

dp

 


 

28 Şubat

 

Benim gördüğüm fotoğraf ise farklı.

Türkiye’yi 12 Eylül'e götüren sürecin asıl nedeni “anarşi” olmadığı gibi; 28 Şubat’ı sağlayan da “irtica” değil.

Daha açığı:

12 Eylül Darbesi'nin gerekçesini, 24 Ocak kararlarının hayata geçmesi olarak gördüğüm gibi; 28 Şubat’ı sağlayanın da “ekonomik yönelim” olduğunu düşünüyorum.

“İrtica” ise 28 Şubat’ın üzerine örtülmüş bir perde.

12 Eylül’ün “anarşi”si gibi bir kamufle biçimi.

***

Türkiye, 12 Eylül'ün ardından Turgut Özal’ın başa geçmesiyle beraber “devletçi” ekonominin üzerine bir çizik atıp liberalleşti.

Ardı ardına özelleştirmeler, her yıl artan ithalat oranları, işçi ücretlerindeki düşüş, tüketim ekonomisindeki yayılım, vesaire…

Özal’ın ardından gelen koalisyonlar da kendi meşruiyetlerini sağlayamadıkları için “radikal” bir ekonomik değişime imza atamadılar.

Ta ki Erbakan Hükümeti’ne kadar…

Refah Partisi Lideri Necmettin Erbakan başka bir yol çizdi Türkiye’ye.

Avrupa Birliği ülkeleriyle aramızdaki “ticari” ilişkiler zayıflarken; Amerika’nın Türkiye üzerindeki “yol çizici” etkisi de azaldı. Öte yandan ülkemiz üzerinde büyük bir ağırlığı olan İsrail dışlandı.

Yani ekonomik yönümüz-modelimiz değişti.

Bunun yerine ne mi geldi?

Arap ülkeleriyle ticari anlaşmalar yapan bir Türkiye; hedefi İslam Birliği olan bir Türkiye; Arap diktatörlerle kol kola yürüyen bir başbakan…

İsrail’i dışlayan;

Amerika’ya “sen kimsin” diyen;

Avrupa’yı yok sayan bir Türkiye…

Tüketim ekonomisinden üretim ekonomisine geçiş.

KİT'leri kapatmak yerine, zarar eden kuruluşların dahi varlıklarını güçlendiren bir “havuz sistemi” modeli… 

Sonuç mu?

Amerika’nın müdahalesi…

Daha doğrusu;

Amerika’nın “irtica”yı gerekçe göstererek; 12 Eylül sonrası “Amerika-İsrail” çizgisine gelmiş Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yaptırdığı post-modern darbe…

***

Sonra mı?

“İçine kapanık” ve “başına buyruk” bir Refah Partisi yerine ilk ziyaretlerini Amerika Birleşik Devletleri’ne yapan liderlerin yönettiği partiler…

En önemlisi de, AK Parti…

1 Mart tezkeresinin geçmesi için çabalayan, devlete ait tüm kurumları özelleştiren ya da kapatan, Kemal Derviş’in temellerini attığı ekonomi planını yıllarca uygulayan bir iktidar…

Cüneyd Zapsu gibi, Mehmet Şimşek gibi, Ali Babacan gibi ABD ve İngiltere menşeli ekonomistlere sunulan Türkiye…

***

Benim gördüğüm fotoğraf ise bu…

 

28 şubat


 

 

“Cengiz Sarıbay unutulur mu?

 

Başlıktaki cümleyi bir CHP’li kurdu.

Malum, gazeteniz Bizim Yaka Kocaeli’nin 7. yaş günü çerçevesinde düzenlenen kokteyle ilk gelen isim, CHP İl Başkanı Cengiz Sarıbay’dı.

Fakat gazetede gelenlerin büyük bir kısmının fotoğrafı varken, Sarıbay’ın yoktu.

Bu yüzden arayan CHP’liye şöyle dedim:

“Aslında unutmadık…”

***

Olayı şöyle anlatayım:

Kokteylin bitişinin ardından gazete sayfalarına girecek fotoğrafları tek tek belirledik.

İki adet klasör vardı.

Bir: Birinci sayfaya girecek fotoğrafların klasörü…

İki: Son sayfaya girecek fotoğrafların klasörü…

Son sayfa yapıldı ve matbaaya gönderildi.

Sırada birinci sayfa vardı.

Kokteyl haberi için ilk sayfada yarım sayfada yer ayırdığımızdan sütunlar yetmedi ve klasördeki fotoğraflardan birini silme kararı aldık.

Elimiz mecburen Sarıbay’a gitti. Çünkü bina içi ve bina dışından birer tane fotoğraf kullanacaktık ve Vali Hasan Basri Güzeloğlu’nun fotoğrafı Sarıbay gibi bina içinde çekilmişti.

Biz de Vali Güzeloğlu’nu tercih ettik.

Gazetede Sarıbay’ın fotoğrafının olmamasının sebebi işte budur.

Kendisinden özür dileriz.

 

_DSC0059

Yorum Yaz

Adınız :

Yorumunuz :

Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Kocaeli Bizim Yaka Gazetesi

Karabaş Mah. Şehabettin Bilgisu Cad. Cebesoy Sok. Esentığ Apt. Kat: 1 (Eski Valilik Karşısı) İzmit KOCAELİ

İzmit Telefon: (0 262) 325 41 00

Bu sitenin sahip olduğu tüm resim, yazı ve makale hakları Bizim Yaka Gazetesi'ne ait olup kaynak gösterilmeden izinsiz bir biçimde kullanılamaz.
Symbol bbs inşaat romatem İBRAHİMOĞLU 2017 Ford konak_dr
Ekcan ÖZEREDEM İNŞAAT Medicalpark Beykar BasiskeleSanayi ACARLAR TURİZM YENİ