12 Aralık 2017 Salı
Yüksel Yılmaz

Yüksel Yılmaz

sijoyukselyilmaz@windowslive.com

Çıktı Al

Tüm Yazılarını Listele

AYIP TRİLYON DAVASI- 2

Yüksel Yılmaz

06 Ocak 2017 tarihli yazısı

Parti görevlilerinin yurt dışı seyahatleri sırasında yaptıkları bahşiş ödemelerinin gider yazıldığının görüldüğü ifade edilen kararda "bu ödemeler belgesizdir" denilerek gider makbuzlarıyla yapılmış ve gider makbuzlarını da ödeme yapılan kişilerin değil seyahati yapan Parti görevlilerinin imzaladığına dikkat çekilmişti. Almanya, Hollanda, İtalya ve Belçika seyahatlerinde verilen 35 milyon 349 bin 800 lira tutarındaki bahşiş Anayasa Mahkemesi, CHP’nin 1998 yılına ait kesin hesap incelemesinde, posta işletmesi alındıları üzerinde yapılan tahrifat yoluyla gider gösterilen 35 milyar 386 milyon 533 bin 328 lira tutarındaki parti mal varlığının Hazineye gelir kaydedilmesine ve sorumlular hakkında Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunulmasına karar verdi. Resmi belge niteliğindeki Posta İşletmesi alındıları üzerinde tahrifat yaparak Partiyi zarara uğratan sorumlulardı bunlar… Anayasa Mahkemesinin, CHP’nin 1998, 2004, 2005 ve 2006 yıllarına ait mali denetim kararları Resmi Gazetede yayımlanıp sonuçları gösterildi.

 

2820 sayılı Yasanın 70. maddesinde; “Bir siyasi partinin bütün giderleri, o siyasi parti tüzel kişiliği adına yapılır” hükmünün yer aldığı anımsatılan kararda, 21 Aralık 1998 tarih ve 527 numaralı yevmiye ile Erdem Elektronik Ltd. Şirketi’ne bir açıklama yapılmaksızın ve gerekçe gösterilmeksizin fatura aslı yerine, ilgili firma tarafından onaylanmamış fotokopisine dayanılarak 1 milyar 648 milyon 985 bin lira ödeme yapıldığının görüldüğü kaydedildi. 2820 sayılı Yasanın 70. maddesinde 5 bin liraya kadar olan harcamaların makbuz veya fatura gibi bir belge ile tevsik edilmesi zorunlu olmadığı belirtildiğinden bu miktarı aşan harcamaların makbuz veya fatura gibi geçerli bir kanıtlayıcı belgeye dayanması gerektiği anımsatılan kararda, bu nedenle, bir gerekçe olmaksızın fatura fotokopisine dayanılarak kaydedilen giderin, Kanunun öngördüğü anlamda belgeye dayandırılmış olduğunun kabul edilmediği bildirildi. Kararda, seyahat harcamalarından parti adına yapıldığını gösteren bilgi ve belge bulunmayan 147 milyon 100 bin liralık kısmının, parti amaçlarına uygun ve parti tüzel kişiliği adına yapılmış bir harcama olarak kabul edilmediği belirtildi.

 

Telgraf alındıları üzerinde tahrifat yapılıyordu. Parti hesabına gider kaydedilen telgraf ücretlerine ait telgraf alındıları üzerinde tahrifat yapılarak, çekilen telgraflar karşılığı ödenmesi gereken tutardan daha fazla gider kaydedildiğinin görüldüğü belirtilen kararda, Posta İşletmeleri Genel Müdürlüğü’nden alınan belgelere göre, tahrifat yoluyla arttırılmış tutarların gider yazıldığı ve bunun sonucunda toplam 33 milyar 456 milyon 120 bin liranın alınan hizmet karşılığı olmaksızın gerçek dışı gider kaydedildiğinin anlaşıldığına işaret edildi.

 

Mademki yargı bağımsızlığı, hukuk devleti ve adalet vardı CHP’nin de aynı şekilde ve aynı mahkemelerce yargılanıp kapatılması ve Deniz Baykal’ın hapsi boylaması gerekmez miydi? Yahut Erbakan Hoca’nın da CHP’ye uygulanacak prosedüre tabi tutularak bu haksız ve dayanaksız mahkûmiyetten kurtulup aklanması gerekmez miydi? CHP’yi Atatürk kurduğu halde şayet kapatılmayı hak ederse bu Atatürkçülüğe gölge düşürmez miydi? Haksızlık en kolay yoldu…

 

İlhan Selçuk ve diğer sabataist veya masonların ya da Fatih Altaylı’nın ve yazdığı gazetenin patronunun bahanesi olabilir… Ama hukukçuların olamazdı…

 

ABD’den yazan Zülkarneyn Vardar bile diyordu ki: “Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, bu yazıyı Sayın Erbakan’ı korumak veya savunmak için kaleme almıyorum. Zaten Sayın Erbakan’ın da buna ihtiyacı yoktur. Ama ben yapılan haksızlık ve adaletsizliklere -kime yapılırsa yapılsın- ses çıkarmaya ve elimden geldiğince gündeme taşımaya kendimi zorunlu hissediyorum. Bunun için zulüm ve haksızlığa nereden gelirse gelsin karşı çıkmayı, mağdurlara -imkânlarımız dâhilinde- yardımcı olmayı boynumuzun borcu biliyorum!

 

“Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül, Sayın Erbakan’ın haksız yere çekmekte olduğu ev hapsi cezasına son vererek, Sayın Erbakan’ın maruz kaldığı büyük adaletsizliğin küçük bir kısmına ‘dur’ demiştir! Tabi-i ki Sayın Cumhurbaşkanına teşekkür ediyoruz, ama bu yapılan, yapılması gerekenler için bir ilk adım kabul edilmelidir! Çünkü: Sayın Erbakan af edilmemiştir, çünkü o böyle bir suç işlememiştir; sadece kendisine yapılan haksızlığın bir kısmı şimdilik önlenip giderilmiştir. Bazı gazetelere yansıdığı biçimde Sayın Erbakan’ın cezası af edilmemiştir! Erbakan böyle bir suç işlememiştir ki, cezası af yoluna gidilsin. Ama maalesef pek çok gazete olayı Cumhurbaşkanının affı olarak lanse etmişlerdir! Bunları yazıp çizmek, söylemek zımnen Sayın Erbakan’ı suçlu gösterme gayretidir. Yani ‘hasta ve ihtiyar olmasa cezasını çeksin!’ anlamında yazılıp çizilmektedir. Yahu ne cezası? Ne suçu? Onun için Sayın Cumhurbaşkanının yapmış olduğu hareket bir af olarak görülmemelidir. Sadece, Sayın Erbakan’a yapılan haksızlığın küçük bir bölümüne ‘dur’ denmiştir. ‘Yapılan büyük haksızlığın küçük bir bölümü’ diyorum; çünkü yapılması gereken daha çok şey vardır ve adalet tecelli edecektir. Sayın Cumhurbaşkanının bu yaptığı bir vefa da değildir! Ve hele AKP’lilerin sözlüğünden vefa kelimesi zaten silinmiştir. Bazıları Sayın Gül’ün bu davranışını ‘Erbakan Hoca’ya karşı bir vefa borcu ödemesi’ şeklinde takdim etmektedir.

 

“Oysa: a) Yapılan bir haksızlığa dur demek vefa değil, mecburi bir insanlık görevidir. b) Eğer bunu bir af olarak değerlendirecekseniz: eski Cumhurbaşkanı Sayın Sezer de Erbakan’ın cezasını af edebileceğini söylediği halde, Hoca bunu kabul etmemiştir. Daha önceki Cumhurbaşkanının yapmak istediği bir işi, şimdiki Cumhurbaşkanı yapınca nasıl ‘vefa’ya dönüşmektedir? Kaldı ki, bir vefa söz konusuysa, o vefanın şerefi Erbakan Hoca’ya aittir. Çünkü Sayın Sezer’in teklifini kabul etmeyip, Sayın Gül’ün teklifini kabul etmekle kendisine iltifat etmiştir! Hem de bu iltifat, İlahi intikamı çabuklaştıracak cinstendir. c) Şimdi Erbakan Hoca için yapılması gereken en önemli vicdani görev: Sürülen bu kara lekeyi, onu sürenlerin bir an önce temizlemeleridir! Bu bir iade-i itibar olacaktır! Yanlış anlaşılmasın, bu iade-i itibar Erbakan Hoca için değil, o lekeleri ona sürenler için lazımdır. Çünkü Erbakan’ın itibarı hiç sarsılmamıştır! Ama ona o iftirayı atanlar o çamuru fırlatanlar yanlış yapmıştır. İşte o hatalardan dönmekle kendi itibarlarını kazanacaklardır! Yoksa Sayın Erbakan’ın şerefli itibarı ortadadır ve o iftiralarla, yalan yaftalarla bozulmayacak kadar sağlamdır. Tıpkı altın gibi. Altını çamura da atsanız, ona çamur da fırlatsanız altın, yine altındır. Ama altını çamura atanlar, altına çamur fırlatanlar, onlar altının değerini bilmediklerine pişman olacaktır. Ve onlar, -ellerindeki nimetin kıymetini bilmeyenler- hakkın ve halkın gözünde değerleri sorgulananlardır! Onlar için tek kurtuluş; altına gereken değeri verip, çamurunu silip yıkamaktır. O zaman kendileri de değer bilen kadirşinas insanların sınıfına katılacaktır. Yoksa Erbakan Hoca vicdanen de, ruhen de oldukça rahattır. Çünkü o, hayat boyu Hakkın hâkimiyeti ve halkın saadeti için çırpınmış tek başına tüm şer odaklarına inançla ve inatla savaş açmış ve umuyoruz, büyük zafer sabahına da oldukça yaklaşmıştır!”

 

Konjonktürel açıdan Vardar’ın bu tespitleri de yankı yapmıştı…

 

Bu "kayıp" değil, "ayıp" olarak tarihe kaydolacaktır…

 

 

 

Yorum Yaz

Adınız :

Yorumunuz :

Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Kocaeli Bizim Yaka Gazetesi

Karabaş Mah. Şehabettin Bilgisu Cad. Cebesoy Sok. Esentığ Apt. Kat: 1 (Eski Valilik Karşısı) İzmit KOCAELİ

İzmit Telefon: (0 262) 325 41 00

Bu sitenin sahip olduğu tüm resim, yazı ve makale hakları Bizim Yaka Gazetesi'ne ait olup kaynak gösterilmeden izinsiz bir biçimde kullanılamaz.
Beykar bbs inşaat romatem İBRAHİMOĞLU 2017 Ford
Ekcan ÖZEREDEM İNŞAAT Medicalpark BasiskeleSanayi ACARLAR TURİZM YENİ konak_dr