11 Aralık 2017 Pazartesi
Ozan Özgenç

Ozan Özgenç

oozgenc@gmail.com

Çıktı Al

Tüm Yazılarını Listele

Ülkücülerin "Devlet" meselesi

Ozan Özgenç

21 Eylül 2016 tarihli yazısı

Aslında derin bir konu

Bazı ülkücüler Bahçeli’ye neden bu kadar tepkili?
Gerek sosyal medya, gerekse ikili görüşmelerde ‘bazı ülkücülerden’ aynı tepkiyi, hatta bazen oldukça da hararetli bir şekilde gösterilirken görüyorum.
Öyle bir çırpıda, bir iki göstermelik nedenle kapatılacak bir konu değil.
Zira...
MHP’de olağanüstü kongre süreci geride kaldı...
Meral Akşener başta olmak üzere, liderlik için MHP’de esen sert rüzgarlar geride kaldı...
FETÖ’nün MHP’yi ele geçirme iddiaları geride kaldı...
Ama bazı ülkücülerin Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye yönelik tepkileri olduğu gibi duruyor.
Üstelik, 15 Temmuz süreci hala sürüyor ve bıçağının her iki tarafı da kesen bir OHAL dönemi henüz devam ediyorken...
Bazı ülkücüler diyorum zira, ülkücü camianın tamamında dile getirilen bir ses değil bu.


***


Ama bir bölümünün susması, bu görüşü desteklemediklerinden mi yoksa farklı sebeplerden midir, bilemiyorum.
Lakin, ülkücülerin bir bölümü hala daha Devlet Bahçeli’ye karşı duruşlarından taviz vermiyor.
Üstelik kamuoyunda Devlet Bahçeli’nin özellikle OHAL konusunda hükümete, “bir ortak kadar yakın” durduğu konuşulurken.
Aslında devleçi bir geleneğe sahip olan ülkücü camiada, Bahçeli’nin ülkücülerce bu konuda eleştirilmesi de, bir açmazı beraberinde getiriyor.
Tabi hükümet demek, devlet demek değil.
Ki bu konu, aslında Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bugüne, özellikle sağ siyasi iktidarların da en büyük sorunlarından biri.
Ama konumuz şimdilik bu değil.


***


Bir çok farklı sebep, argüman olmakla birlikte benim Bahçeli’ye karşı tepki gösteren ülkücüler nezdinde, tepkilerin sebebi olarak vardığım temel sorun şu:
“Bahçeli dönemiyle birlikte ülkücüler, devlet içindeki gücünü kaybetti.”
Özellikle yaptığım bazı sohbetlerde, bu konuda oldukça önemli serzenişler duydum.
Aslında ülkücülerin devlet içinde, yani bürokrasi ve yönetim mekanizmalarında, varlıkları siyasal iktidar olmakla ilintili değil.
Yani ülkücülerin devlette kadrolaşması, MHP’nin siyasi iktiar olmasıyla alakalı bir durum değil.
Zaten ülkü ocaklarından topluma, milliyetçi duruşlu nesiller yetiştirme amacı güdülürken, gençlerin bir bölümü de, her dönem devlet kademelerine yerleştirilmek üzere hazırlanmıştır.
Ülkeyi hangi siyasi iktidar yönetirse yönetsin, ülkü ocakları devlete her dönem personel yetiştirirdi.
Yani küçük yaşta ülkü ocaklarına giren bir kişi, ocak eğitimiyle birlikte yetişerek, aldığı akademik eğitimin ardından ülkücü siyasetin de gücüyle devlet içinde kendine yer bulabiliyordu.


***


Ama, işte bugün Bahçeli’ye gösterilen tepkilerin ana sebebine göre;
Bahçeli’yle birlikte son yıllarda ülkücüler devletten uzaklaştırıldı.
Bahçeli, ülkücülerin devlet içinde itibarsızlaştırılmasına ses çıkarmadı.
Bahçeli, ülkücülerin haklarını koruyamadı.
Dikkat ederseniz burada, “MHP neden iktidar olamıyor?” sorunsalından bahsetmiyorum.
Çünkü benim okuduğum sebep daha çok, “Ülkücüler neden devlet olamıyor?” üzerine.
Tabi bunlar, benim tespitlerim.
Katılırsınız ya da katılmazsınız bilmem.
Ancak bu hususta konuştuğum bazı ülkücü isimlere de söylediğim gibi, aslında bu dert sadece ülkücü camianın derdi değil.


***


Çünkü Fethullahçı Terör Örgütü/ Paralel Devlet Yapılanması’nın bu ülkeyi tamamen ele geçirmeye yönelik son hamlesi olan 15 Temmuz 2016’ya kadar, son yıllarda devlet içinde paralelciler dışında kimin yerleşmesine müsaade edildi ki?
Son 10 yılda kaç tane Atatürkçü...
Kaç tane CHP’li...
Hatta öyle ki, kısa da olsa bir dönem, kaç tane AK Partili devlette kadrolaşabildi ki?
17-25 Aralık’ın sebeplerinden biri de bu değil miydi?
O yüzden, belki Devlet Bahçeli ülkücülerin hakkını koruyamamış olabilir...
Ama Kılıçdaroğlu CHP’lilerin...
ÖSYM, öğrencilerin...
Aslında devlet, milletinin hakkını tam olarak koruyabilmiş mi?
Konuya bir de buradan bakmak lazım.
Tabi ülkücülerin bu serzenişlerindeki hakları, saklı kalmak şartıyla...


Gazetecinin önceliği
Zaman zaman gazeteciler, meslek ilkeleriyle ilgili yazılar yazarlar.
Aslında meslek şöyle olmalı, ben böyle delikanlı gazeteciyim diyen, yıkarım, yakarım gibi amiyane tabirle “ayar” verenler bile olur.
Ben özellikle bu ayar verme işinden, fazlasıyla rahatsız olurum.
Zira gazetecilik ayar verme değil, haber verme işidir.
Tabi ki her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır.
Her meslekte olduğu gibi bizim meslekte de, her karakterden insan bulunur.
Kimi bu işi yatırım gibi düşünür, kimi gerçekten bu işi hakkıyla yapmak için didinir durur.
Yine de kimse merak etmesin.
Ben de buradan gazetecilik üzerine ahkam kesip, gazeteci cesur, objektif, bükülmez olmalı gibi klişe laflar etmeyeceğim.
Fakat bir gazeteci olarak, özellikle alttan yetişen genç gazetecilere bir uyarım olacak:
Söylediğim gibi, gazetecinin işi haber vermektir ama önceliği haber değildir.
Bir gazetecinin önceliği, mesafeyi korumaktır.
Hatta mesafeyi korumak, mesleğin namusunu korumak gibidir.
Hangi görüşten, hangi makam ve mevkiden kişiyle muhatap olursanız olun, haberi yapmak ya da önemli birileriyle görüşmüş olmak için gazeteci kimliğinizden ödün vermeyin.
İşini düzgün yapıp, herkese aynı mesafede duran gazeteci, toplumun her kesimi için olduğu gibi, emin olun o makam ve mevkilerde oturan dürüst insanlar için de en güvenilir gazetecidir.
Olur da bir gün ikileme düşerseniz, mesafeleri yeniden ölçün ki...
Mesleğinizin namusunu kaybetmeyin.

Yorum Yaz

Adınız :

Yorumunuz :

Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Kocaeli Bizim Yaka Gazetesi

Karabaş Mah. Şehabettin Bilgisu Cad. Cebesoy Sok. Esentığ Apt. Kat: 1 (Eski Valilik Karşısı) İzmit KOCAELİ

İzmit Telefon: (0 262) 325 41 00

Bu sitenin sahip olduğu tüm resim, yazı ve makale hakları Bizim Yaka Gazetesi'ne ait olup kaynak gösterilmeden izinsiz bir biçimde kullanılamaz.
Beykar bbs inşaat romatem İBRAHİMOĞLU 2017 Ford
Ekcan ÖZEREDEM İNŞAAT Medicalpark BasiskeleSanayi ACARLAR TURİZM YENİ konak_dr