20 Ekim 2017 Cuma
Hayrullah Demiray

Hayrullah Demiray

hayrullah@bizimyaka.com

Çıktı Al

Tüm Yazılarını Listele

O müdür kendini ihbar etti

Hayrullah Demiray

25 Şubat 2016 tarihli yazısı

Geçtiğimiz günlerde, gazetemizin manşetine taşıdığımız Gölcük’teki bir okulla ilgili velilerin iddialarından oluşan haberimizi, eminim anımsıyorsunuz.

Bizler gazeteciler olarak, kamu yararına çalışan, kişilerin ya da kurumların şahsi menfaatlerini değil, halkın çıkarlarını düşünen bir mesleğin üyeleriyiz.

Manşetimize taşıdığımız o haber, bugün enteresan bir hal aldı.

Aslında, kendi kurumunun incelemeye aldığı bu olay ve kişi hakkında, inceleme sonuçlanana kadar bizler yeni bir haber yapmayı düşünmüyorduk.

Ancak, gelişmeler üzerine bu yazıyı yazma gereği duydum.

Çünkü, o müdür efendi hem olayı sahipleniyor, hem bir panikle, benim suçum yok demek için yanlış işlere kalkışıyor.

Mesela, yüzü buzlandığı için kimsenin kendisini tanıma imkanı olmayan haber fotoğrafı için, “Yüzümü buzlayarak beni suçlu ilan ettiniz” gibi saçma bir savunma yaparak, bizlere noterden kağıt gönderiyor!

Yahu, yüzün buzluyken, sen kendini nasıl tanıyabildin ki, başkası tanısın ?

Suçluluk psikolojisiyle mi böyle davranıyorsun acaba sayın müdür ?

Peki gelelim iddialara, neydi o iddialar?

Hatırlayacak olursanız, o gün adını vermediğimiz okulun, adını vermediğimiz müdürü ve öğretmeni ile ilgili, o okulda okuyan çocuğunun yaşadıkları ve yine kendi yaşadıklarını anlatan bir velinin açıklamalarını yayınlamıştık.

Aynı zamanda sınıf annesi olan veli Ebru Göktürk, o okulda bir öğretmenin çocuklara şiddet uyguladığını, çocuklar arasında kayırma yapıldığını, sık sık velilerden para toplanarak ailelerin zor durumda bırakıldığını söylemişti.

Bununla da kalmadığını söyleyen veli, bu durum üzerine görüşmeye gittiği okul müdürünün kendisiyle son derece laubali bir şekilde iletişim kurarak, yardımcı olmadığını söyledi.

Hatta, bir keresinde bir arkadaşıyla yine müdürün yanına gittiğinde, müdürün kendisini sonra aramısını söylediğini, müdürü sonradan aradığında da kendisine laubali bir şekilde, “Yanıma yalnız neden gelmiyorsun ?”  gibi tuhaf sorular sorduğunu söyledi.

Şimdi soruyorum: Bir adam, bir kadını yalnız konuşmaya neden çağırır?

Sayın müdürümüz, neyi saklamaya uğraşmaktadır?

Bizler öğrenci annesi Ebru Göktürk’ün bu iddialarını, sorumlu gazetecilik gereği doğal olarak manşetimizden verdik.

Belirttiğim gibi, biz yine de tedbirli davranarak ne okulun, ne müdürün, ne de öğretmenin adını haberimizde kullanmadık.

Müdürün küçük bir fotoğrafını da, yüzünü buzlayarak, yani tanınmasını önleyerek kullandık.

Çünkü, ortada incelenerek, netleşmiş bir suç yoktu.

Ancak, ne oldu biliyor musunuz?

Bu müdür efendi, gazetenin çıktığı sabah telefona sarılıp, yazı işlerimizi aradı.

Kendisinden önce Valilik, Milli Eğitim Müdürlüğü de gazetemizi arayarak, bize bu okulun ve müdürün kimliğini sordular.

Biz de, her şey aydınlığa kavuşsun diye, ilgili mercilerle bu iddialardaki isimleri paylaştık.

Yani, Valilik ve Milli Eğitim Müdürlüğü bile, gazetedeki haberde bahsedilen okulun ve müdürün kimliğini anlayamazken, bu haberde geçen okulu kim anladı biliyor musunuz?

Müdürün kendisi!

müdür-1

Üstelik, biz kendisini henüz inceleme yapılmadan kamuoyu önüne atmamak için isimleri ve fotoğrafları gizlemişken.

Bizden sonra Yeni Gölcük Gazetesi’de aynı haberi, bu kez isimleri de kullanarak yaptı.

Zaten, Kaymakam Adem Yazıcı gerekli açıklamayı yaparak, konu hakkında inceleme başlattığını açıklamıştı.

Bizler de konunun aydınlanmasını bekliyor, kurum incelemesinde olan konuya müdahale etmemek için hiç bir yayın yapmıyorduk.

Ammaaa...

Ne oldu biliyor musunuz?

Bu müdür efendi, üzerinde kurum incelemesi varken, her halde panikleyerek bize bir tekzip yazısı gönderdi.

Bizler, yanlışımız varsa, bunu kabullenir, gerekirse o yalnışı alnımızın ortasına yapıştırır gibi sayfamızın manşetine koyar, hatamızı yazarız.

Fakat bizim adını yazmadığımız müdür efendi, adeta kendini ihbar ederek, o müdür benim, o okul benim müdürü olduğum Piri Reis Okulu’dur diyerek, durumu kendi üzerine alarak, tekzip gönderiyor.

Üstelik, inceleme sonuçlanıncaya kadar kendisi zarar görmesin diye yüzünü gizlediğimiz fotoğrafı bile dert edinip, “Yüzümü gizleyip beni suçlu gibi gösterdiniz” diye anlamsız, şark kurnazı, neresinden yırtsam acaba diye hazırlanmış tuhaf bir metinle.

Düşünebiliyor musunuz?

Ortada, çocuğa şiddet, veliye sözlü şiddet, öğrenci kayırma, gereksiz para toplama iddiaları geçiyor ama hem adınız hem de yüzünüz gizleniyor.

Fakat siz suçlu ilan edildiğinizi düşünüyorsunuz?

Neden diye sormazlar mı ?

Acaba suçluluk psikolojisiyle hareket ediyor olabilir mi müdür efendi ?

Artık kendisini de ihbar ettiğine göre, adını söylemekte bence de bir sakınca yok.

Piri Reis İlkokulu Müdürü Cemalettin Yılmaz.

Hakkında bir çok veliden şikayet var.

Sadece bir annenin değil bu iddialar.

İşte, bu haberden sonra bize konuşan başkaları da var.

Yine Ebru Göktürk’ün bir çok iddiası var. Buyrun Ebru Hanım’ın sözlerini okuyalım:

“Müdür benimle mahkemelik olduğu için başka bir veliye eğer benin lehimde şahitlik yapmazsan seni okuldan atarım.Seni şahidim olarak yazıyorum.Seni bu okula ben getirdim.Barbaros'tan buraya geldin.''dedi.  Bahsi geçen isim bende mevcut.

''ÇOCUĞA PSİKOLOJİK BASKI UYGULUYOR''

8 kişi falan Milli Eğitim'e dilekçe veriyor. Başka bir öğretmen de diyelim ki çocuk okuyamadı.Çocuğa sen geri zekalısın.Seni sevmiyorum.Akıllı çocuğu tahtaya çıkartıp işte bunun gibi olacaksın.Çocuğa o kadar baskı yapmış ki çocuk konuşamıyordu resmen.Şu an bizim sınıfta o da.Çocuğa psikolojik olarak baskı yapıyor.”

Sevgili okuyucularım, düşünebiliyor musunuz?

Bir öğretmen bir çocuğa yavaş öğrendiği için, “Sen geri zekalısın.Seni sevmiyorum.Anneni de sevmiyorum” diyor.

Bu sözleri saksıdaki bitkiye söyleseniz, sararıp, solar. Ölür...

Bunlar, yenilir yutulur iddialar mı ?

kadın-2

E.G.:BOMBA İHBARI VAR

''Bu olay patlak verdiğinde (haber yayınlandığında) öğretmenler, veliler içeri giremez sadece çocukları alıyoruz. Bomba ihbarı var diyorlar. Bir de öğretmenler dikiliyor orada. Bomba ihbarı olsa sizin orada ne işiniz var? Çocukların ne işi var içeride ?”

İşte sevgili okuyucularım, okullarda yaşananlara dair Ebru Hanım’ın iddialarının bir kısmı bunlar.

Geçen hafta yayınladığımız haberde de, diğer iddialarını okuyabilirsiniz, burada tekrara girmek istemiyorum.

Üstelik, bahsi geçen kişi bir kadın, bir anne.

Bu durumdan kendisi de rahatsız.

Diyeceksiniz ki, bir velinin okulla inadı mı bu ?

Eeee, başka kimse yok mu ?

Olmaz olur mu?

İşte S.C. adlı başka bir veli.

Adı bizde mahfuz. Yetkili merciler isterse, kişinin oluruyla onları da paylaşırız.

İşte iddialar:

S.C:BİR SONUÇ ALINAMADI

''Benim kızım astım hastası.Geçen sene alt kattaki öğretmenle bir problem yaşandı sonra, 4.kata verildik, öğretmen değişikliği neticesinde, fakat çocuk gerçekten tıkanıyor.Çocuğun dördüncü kata inip çıkması bir problem. Altta yer olmadığı söylendi. Eşim 147'yi de aradı fakat şikayet değil de talep olarak alabileceklerini söylediler. Okul tarafından da bize bir dahaki sene ayarlama yapılacağı söylendi.Böyle bir muallakta kaldık.Bir sonuç alınamadı.''

''ÇOCUĞUNU DÜŞÜNÜYORSAN PARA ÖDERSİN''

“Okulda aşırı para toplama olayı var.İnkar edilemez.Okul aidatı veriyoruz,aylık sınıf ücreti veriyoruz.Aylık sınıfına göre 10 lira 15 lira sınıf aidatı da toplanıyor. Okula da para veriyoruz. Ben şimdi 40 lirasını verdim, kalan 40 lirayı daha vereceğim. Geziler oluyor.Kahvaltılar oluyor.Yemekler oluyor.Haliyle illaki para olmayınca davranışta bir değişiklik oluyor.Bana bir sınıf annesi, “Çocuklarımızı düşünüyorsak, öğretmenimizi de sıkıntıya sokmamak için bu parayı vermemiz Gerekiyor dedi.Bu giderler arka arkaya gelince zorlanıyorsunuz haliyle.Müdür, öğretmenlere; yeteri kadar para toplanamıyor diye kızıyormuş.''

Sevgili okurlar, bizim ülkemizde eğitim anayasal olarak ücretsiz bir hak değil mi?

Üstelik devlet kitap, defteri kendi verirken, bilgisayarına kadar ücretsiz verirken,  bu okul aidatı, aylık para toplamalar, gezi paraları, kahvaltılar, yemekler...

Eğitim yuvasından çok, organizasyon hizmeti verilen bir şirket havası yaratmıyor mu bunlar?

Yetmedi, bakın bu da ismini yine şimdilik kodlayarak verdiğimiz A.K. adlı bir başka veli.

Onun da ismi mahfuz ve gerekirse paylaşılabilir.

A.K.:ÇOCUĞUMUN YÜZÜ MORARMIŞTI

 ''Bir gün okula gittiğimde çocuğumun suratının bir tarafı komple morarmıştı.Çıldırdım onu görünce.Çocuğum düşebilir.Burnu kanayabilir, her şey olabilir ama ararsın dersin böyle böyle bir şey oldu, gelin çocuğunuz bu durumda.Olayı gören  başka bir veli çocuğu öğretmenin ittiğini ve çocuğun yere düştükten sonra burnunun kanadığını söyledi.Ardından öğretmenin yerdeki çocuğa git orada geber diye bağırdığını söyledi.Geçen sene oluyor bu olay.

“YAZDIĞIM DİLEKÇE YOK OLDU”

''Ben öğretmenle yaşadığımız bu olayı müdüre de anlattım.Bunu bilin dedim.Bana haklısınız dedi fakat sonrasında sınıf değiştirsin diye yazılı kağıt gönderdik, hatta ben bunu rehber öğretmenle birlikte yazdım.Bu yapılan haksızlığı rehber öğretmen de biliyordu.Dilekçeyi götürüp verdim ve o dilekçe ortada yok.Orada bir hata ettik fotokopilerini almadık.Biz güvendik.Ama maalesef ki bu güven bize ters tepti.Neyse sene bitti.Benim üç tane oğlum var.Biri ana sınıfına, biri 1. sınıfa, biri de üçüncü sınıfa gidiyordu.Ana sınıfına giden çocuğum Barbaros'a çıktı.Ama öteki iki büyük Piri Reis'e çıktı.Gidip durumu anlattım.

 ''MÜDÜR BAĞIRDI''

''Ben hiç ödeme yapmadım okula.Ne kahvaltılarına katıldım.Ne pikniklerine gittim.Hiçbir şeylerine ödeme yapmadım.Dedim ki devlet kitap veriyor mu kardeşim ? Veriyor. Benim durumum yok. Ben 3 tane çocuk okutuyorum. Beni devlet okutuyor mu ? Okutuyor. Ben ödeme yapmıyorum dedim. Sadece sene başında ellişer lira ödedim o kadar.Daha hiç para ödemedim. Bu benim ödemediğimi bildiği için bana dedi ki, “Biz senin çocuğunu okula alamayız.Oraya çıktıysa oraya gitmek zorundasın” dedi.Oysa ben Barbaros İlk ve Ortaokulu'ndaki müdüre bunu söylediğimde oradaki müdür, “Siz nereye gitmek istiyorsanız oraya gitmeye hakkınız var.Ortada olduğumuz için mahalle sınırlarında.İster Piri Reis İlk ve Ortaokuluna isterseniz buraya gelin” dedi.Piri Reis'in müdürü Cemalettin Bey'e bunu  okulun bahçesinde söylediğim de,''Öyle şey mi olur işte, siz kafanıza göre iş yapıyorsunuz.Milli Eğitime gidin bakalım ne diyecekler.Sizin işiniz gücünüz uğraşmak''şeklinde bağırdı çağırdı gitti.Bende tamamdır artık yapacak başka bir şey yok artık dedim ve çocuklarımı öteki okula kaydettirdim.''

İşte sevgili okurlar, çocukları Gölcük Piri Reis İlkokulu’nda okuyan bazı velilerin iddiaları bunlar.

Elbette benim de dört tane evladım var, ellerinizden öper.

Bunlardan biri üniversiteye, biri onikinci sınıfta, diğeri de altıncı sınıfta.

Bizler, ne öğretmenlerimizi ne de yöneticilerimizi töhmet altında bırakacak her hangi bir şey yapmayız.

Ancak, bizlerin de aileleri, okula giden çocukları var.

Yönetcilerle, görüşmeler yapıyorlar.

Eğer ki burada bazı hocaların yanlışları varsa, bunlar takip edilmelidir.

Biz ne öğretmenlerimizi, ne yöneticilerimizi ne de bazılarının gördüğü gibi öğrencilerimizi farklı görüyoruz.

Bizler öğretmenlerimizi saygıyla ve hürmetle yad ediyoruz.

Hala, bir hocamı görsem, önümü ilikliyorum.

Bu, bizlerin öğretmenlerimize duyduğumuz saygıdır.

Ama içlerinde çürük elmalar da varsa, bunların ayıklanmaları için elimizden geleni yapacağımızı da, bir kez daha ifade etmek isterim.

Kimse, düşündüklerini ve hayal ettiklerini bizim üzerimizden yapmaya çalışmasın.

Biz kimseyi bireysel olarak suçlamıyoruz.

Burada ne o müdür efendinin ne de diğer insanların yerine gelmek gibi bir niyetim var.

Ya da bundan sonra okul müdürü olacak değilim.

Geçmişte ne o velimizi ne de müdürümüzü tanımam.

Ama yapılan çirkinliğe ses çıkarmadan duramayız.

Oralar, devletin kurumları.

okul-3

O makamlarda bulunanlar, orayı vatandaşa hizmet için değil de, kendi çıkarları için kullanıyorlarsa, biz asla onların yanlarında olmayız.

Haklı, güçsüz de olsa, biz haklıdan yanayız.

Adaletli, tarafsız ve objektif yayıncılık anlayışımız gereği, bugüne kadar bunları yaptık, yapmaya da devam edeceğiz.

Bizim kimseyle bireysel bir husumetimiz olmadığı gibi, bundan sonra da olmaz.

Bu arada, velimizin cümlerlerinden manşetimize taşıdığımız o haberin başlığına takıldıklarını duyuyoruz, o müdür ve bazı yandaşlarının.

“Okul değil, sanki sirk” diye manşet atmıştık.

Sanki, sirk kelimesinden çocukları hayvan yerine koyuyormuşuz gibi bir algı yaratmak istiyorlarmış.

Oysa, biz sirk iddiasından cambazları, ellerinde üç beş top çeviren jonglörlerin kastedildiğini anlamıştık.

O ipten, ötekine atlayan, nereden çıkacağı belli olmayan, insanları güldüren komik karakterlerin anlatıldığını düşündük

Herkes anlamak istediğini anlar.

Şimdi bu başlığın, nasıl da doğru bir seçim olduğunu daha iyi anlıyoruz, öyle değil mi?

Saygılarımla.

15 Şubat gazete

 

 

Yorum Yaz

Adınız :

Yorumunuz :

Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Kocaeli Bizim Yaka Gazetesi

Karabaş Mah. Şehabettin Bilgisu Cad. Cebesoy Sok. Esentığ Apt. Kat: 1 (Eski Valilik Karşısı) İzmit KOCAELİ

İzmit Telefon: (0 262) 325 41 00

Bu sitenin sahip olduğu tüm resim, yazı ve makale hakları Bizim Yaka Gazetesi'ne ait olup kaynak gösterilmeden izinsiz bir biçimde kullanılamaz.
Symbol bbs inşaat Ramada romatem İBRAHİMOĞLU 2017 Ford konak_dr
Ekcan ÖZEREDEM İNŞAAT Medicalpark cemtur son reklam Beykar BasiskeleSanayi ACARLAR TURİZM YENİ