14 Aralık 2017 Perşembe
Hayrullah Demiray

Hayrullah Demiray

hayrullah@bizimyaka.com

Çıktı Al

Tüm Yazılarını Listele

Gençliğin gidişatı ve bizim rolümüz...

Hayrullah Demiray

21 Mayıs 2013 tarihli yazısı

Her yıl 19 Mayıs tarihinde kutlanan; Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı, Mustafa Kemal Atatürk tarafından Türk gençliğine armağan edilmiş bir gündür.

 

Atatürk’ün, Anadolu’da milli mücadeleyi başlatmak üzere 19 Mayıs 1919’da Samsun'a ayak bastığı günün yıldönümüdür. 20 Haziran 1938 tarih ve 3466 sayılı kanunla milli bayram olarak kabul edilmiştir.

 

Önceleri farklı adlar altında devam eden bu gösteriler zamanla bütün okullara yayılmış, Milli Eğitim Bakanlığı 1927’den sonra bu gösterilerin düzenlenmesini üzerine alarak her yıl Mayıs ayının üçüncü haftasında Türkiye’nin çeşitli yerlerinde bu gösteriler yapılmaya başlanmış.

 

1938’de 19 Mayıs gününün "Gençlik ve Spor Bayramı" olarak kanunlaşmasından sonra bu gösteriler de resmi bayram gününe alınmıştır. 1981 yılında ise çıkarılan kanun ile bayramın ismi "19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı" olmuştur. Bayramın ismine "Atatürk’ü Anma" kelimelerinin eklenmesi "Ben 19 Mayıs’ta doğdum" diyen Atatürk’e duyulan saygının bir ifadesidir.

 

1 Ekim 1981 günü yayımlanan Resmi Gazetede bu bayramın başkent Ankara’da ve diğer yerlerde nasıl kutlanacağına dair program yayımlanmış, bu kutlamanın Gençlik ve Spor Bakanlığınca organize edileceği açıklanmıştır.

 

19 Mayıs'la ilgili bu bilgileri verdikten sonra gelelim Türk Gençliğine; hatalarına, doğrularına, başarılarına yanlışlarına ve onlar için neler yaptığımıza, yapmadığımıza...

 

Diğer toplumlarda var mı bilmiyorum ama bizim toplumumuzda bir önceki nesil kendisinden sonra geleni hep yerer. Eksiklerinden dem vurur kendi zamanındaki olumsuzluklarla şimdiki imkânları kıyaslar, gençlerin imkânları yeterince değerlendiremediğinden eğer bugünkü olanaklar kendilerinde olsa çok büyük başarılara imza atabileceklerinden bahseder durur.

 

Kabul etmemiz gereken bir sıkıntı var; gençlerimiz bazen biraz vurdumduymaz, biraz tutarsız, biraz da sorumsuz olabiliyor... Eskiyle yeniyi kıyaslayanlara lafım şudur; eskiden olan imkânsızlıklar ve yokluklar insanları çaresizliğe, çaresizlik de bir şeyler yapmaya itiyordu ayrıca insanları meşgul eden tonlarca eğlence aracı ve beyin yıkama aktivitesi de yoktu. Yani hayat; yan gelip yatma derdinde olana acımasız ama bir şeyler üretip, kazanıp, ekmeği derdine düşene ya da eğitim alanında ilerlemek isteyene emin olun bugünkünden daha kolaydı... Burada kolaylıktan kastım; imkânsızlıklara ve yokluklara göğüs germek değil, bir işe odaklanmak daha kolaydı demek istiyorum.

 

Bazılarınız diyebilir ki; gençlerin nesi eksik yedikleri önünde yemedikleri arkasında hemen her şeyleri tastamam ama buna rağmen eskiye oranla daha sorumsuz ve üretkenlikten uzak bir nesil var. Sorunda bu işte neredeyse ihtiyaç duydukları her şeyleri var gençlerin üretmeye, çalışmaya gerek görmüyor olabilirler mi? Her fırsatta aşağılıyoruz onları "sizden adam olmaz diye" bu da onları aşağılık kompleksine sokmaz mı? Bir işe soyunacak olsalar "sizin yapacağınız iş değil" deyip desteklemek yerine köstek olmuyor muyuz her fırsatta?

 

Evet, eskiden imkânsızlık ve o oranda da başarı vardı belki. Şimdiyse gençlere sunulmuş tonla imkân fakat o oranda da sorumsuzluk var. Fakat unuttuğumuz bir şey var; o da odaklanma problemi ve sunulan imkânların doğruluğu... Eğitim sistemimiz yetersiz, acilen değişmeli diyerek alel acele, düşünülmeden eğitim sisteminde revizyonlar yapıp, bu olmadı dur bir de şunu deneyelim diyerek gençleri deneme tahtasına çevirdiğimizde bir gerçek. Şunu da öğrensin, bunu da bilsin, bu da eksik olmasın diyerek imkân adı altında gençleri boğan da yine bizleriz.

Kaliteli eğitim adı altında onlara geniş ders müfredatları ile yüklenen bizler değil miyiz? Gerekli gereksiz tonla bilgiyi bilgisayara veri kopyalar gibi gençlerin beynine aktarmaya çalışan eğitim sistemimiz, beyin yıkamak toplumun gidişatını yönlendirmek, toplumsal değerleri yıkıp kaleyi içeriden fethetmeye yönelik dizi ve filmler eskiden yoktu hatırlatırım. Müthiş bir bilgi kaynağı olmasının yanı sıra insanı aptallaştıran tonla eğlence ve aktivitenin de yer aldığı internet yoktu mesela...

 

Düştüğümüz zaman kalkar dizlerimizi silkeler yolumuza devam ederdik, şimdiyse yolda yürürken rastlarsınız ailenin çocuğu takılır düşer aile birden seferber olur kaldırmak için, acıyan yerleri ovuşturulur, nazlı sözler söylenir... Güzelde bir olaydır çocuğunu sevmek onunla ilgilenmek. Gençlerimiz, gençliğinin vermiş olduğu tecrübesizlik ve yanılgılarla türlü yanlışlar yapar, kızarız ama yinede onu bir sürede olsa kendi haline bırakmak yerine hemen arkasını toplarız ona iyilik ettiğimizi sanırken yaptığımız kötülüğün farkına varmayız. İyilik adı altında yaptığımız tüm bu işler gençleri şuna hazırlar "düştüğüm zaman nasıl olsa beni kaldıracak birileri var" ya da "ne gibi yanlış yaparsam yapayım mecburlar arkamı toplamaya"...

 

Kısacası, Atatürk gençliğe olan güvenini onlara böylesine önemli bir günü hediye ederek belli etmiştir. Bizler de her fırsatta gençlikten beklentilerimizi ve onlar duyduğumuz güveni dile getirir en ufak pürüzde de "ah şu gençler" diye veryansın ederiz. Demem o ki gençlerde aslında bir sorun yok biraz aynayı kendimize çevirmeliyiz. Onları yetiştiren bugüne getiren bizleriz hatayı da doğruyu da bizlerden öğrendiler eğer bir eksikleri var bu da bizim eksiğimizdir.

Yorum Yaz

Adınız :

Yorumunuz :

Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Kocaeli Bizim Yaka Gazetesi

Karabaş Mah. Şehabettin Bilgisu Cad. Cebesoy Sok. Esentığ Apt. Kat: 1 (Eski Valilik Karşısı) İzmit KOCAELİ

İzmit Telefon: (0 262) 325 41 00

Bu sitenin sahip olduğu tüm resim, yazı ve makale hakları Bizim Yaka Gazetesi'ne ait olup kaynak gösterilmeden izinsiz bir biçimde kullanılamaz.
Yeşil Doğa Evleri Beykar bbs inşaat romatem İBRAHİMOĞLU 2017 Ford
Ekcan ÖZEREDEM İNŞAAT Medicalpark BasiskeleSanayi ACARLAR TURİZM YENİ konak_dr